İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - turgayt

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 »
46
FAYDALI BİLGİLER / AİLE VE SPOR
« : Ocak 04, 2009, 02:15:36 ÖÖ »
Aile, tüm toplumlardaki en küçük sosyal kurumdur. Şehirleşmiş sanayi toplumlarında genellikle anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile tipi yaygınken yaşamın tarım ekonomisine dayandığı kırsal bölgelerde büyük anne, dede, çocuk ve torunların bir arada yaşadığı geniş aile tipi çoğunluktadır.

Aile evrensel bir sosyal kurumdur. Bir toplumun özelliği, aile ilişkilerine göre belirir. Aile, tüm toplumda bütün diğer kurumların işleyebilmeleri için, katkısına muhtaç oldukları müessesedir. Aile aynı zamanda bireysel psikolojik insan ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Aile, bireye kişiliği kazandırmak ve toplumun kültürünü özümsetmekten başka psikolojik açıdan güvence temelini de oluşturur. Kişiye dış dünyaya uyum sağlayabilmede gereken gücü kazandıran aile üyelerinden gördüğü destektir. Çocuk doğumdan itibaren okul dönemine kadar öncelikle aile üyeleriyle ilişki içerisindedir. Her şeyi onları taklit ederek öğrenir. Konuşma şekli, yemek yeme alışkanlığı, uyku düzeni, okuma isteğinden, müzik, sinema ve spora ilgi duymaya kadar tüm ihtiyaç ve ilgileri aile içerisinde taklit yoluyla şekillenir. Bu nedenle anne ve babasını kitap okurken gören çocuk kitap okumaya yatkın olacak, dişlerini fırçaladığını gördüğünde diş fırçalama alışkanlığını kazanacak, spor yaptığını gördüğünde de aktif olarak spora katılacaktır.

Aile, içinde insan türünün belli bir şekilde üretildiği, cinsel ilişkilerin belli bir şekilde düzenlendiği, sosyalleşme sürecinin ilk ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, toplumdaki kültürel zenginliklerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı, biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal vb yönleri bulunan, temel bir sosyal birimdir. Toplumun temel kurumlarından olan aile, aynı zamanda, sosyal ve tarihsel bir olgudur ve her kurum gibi aile de belli bir sosyal bütünün parçasıdır. Bir bütün olarak toplum düzeni tarih içerisinde nasıl değişmeler geçirmişse, aile kurumu da toplum düzenine bağlı olarak değişmeler geçirmiştir. Günümüzde aileler eskiye göre spora daha olumlu yaklaşmakta ve çocuklarını spora yönlendirmektedir. Halen spor aktivitelerinin çocuğunun derslerdeki başarısını engellediğini düşünen aileler bulunmakla birlikte çok sayıda aile de belli bir ücret ödemeyi göze alarak çocuklarını sporla ilgili kurslara kayıt ettirmektedir.

Aile sosyal dünyayı ve spor dünyasını görmeyi sağlayan ilk birimdir. Ailenin sosyalizasyon üzerindeki ilk ve güçlü etkisi, çocuğun spora katılıp katılmayacağını ve katılıyorsa nasıl spor yapacağını belirler. Bebek aile iletişimlerinin ilk dönemleri doğal olarak oyunsal tarzdadır. Bir çocuk, oyun deneyimlerini ve formal oyunu ilk olarak aile içinde görür. Aileler tarafından spora pozitif değer biçme, nesiller arasında spora ilgiyi arttırır. Bundan başka, aileler de spora katılıyor ya da geçmişte sporla ilgilenmişlerse, yine aileler spor yapmaya devam ediyor ya da düzenli olarak televizyondan spor programlarını seyrediyorlarsa, aileler çocuklarının sporda başarılı olmalarını ümit ediyorlarsa ya da amaçlıyorlarsa, aileler spora aktif katılım için çocuklarını cesaretlendiriyorlarsa ve spor aile içinde genel bir konuysa, çocuklar sporla daha fazla ilgilenebilir ve katılımda bulunabilir. Ailelerin sporla ilgili olması çocuğun spora katılımında, hatta sporun toplumun çoğunluğunca yapılmasında olumlu bir etkendir. Ancak ailelerin bu ilgisi bilinçsiz ise çocuğu kapasitesinin üzerinde zorlamaya yol açıyorsa ya da mutlaka başarıya koşullanmışsa yarar yerine zarar getirecektir. Ailelerin çocuklarından fiziksel ve sosyal gelişimlerine uygun olmayan performans beklentileri, çocuğun kendine olan güvenini sarsacaktır. Oysa spor çocuğun sosyal, fiziksel gelişimine katkıda bulunarak kendine güven kazanmasını sağlamak amacıyla önerilmektedir. Küçük yaşlarda müsabaka sporlarından uzak durulması gerekir.

Sporda sosyalizasyon süreci aileden çocuğa aktarım şeklinde olmasına rağmen, çocukluk sonrası ve adolesan döneminde iki taraflı sosyalizasyon başlayabilir. Örneğin, arkadaş grupları içinde etkilenen çocuk, sporun içinde yer almaya başlar, kendi kendine asla spora katılmayan ailelerini spora sosyalize edebilir. Çocuklarını ilgilendirdiği için aileler, spora katılmaya başlayabilir veya seyirci olabilir. Hatta antrenör, yönetici vb. ikinci bir rol üstlenebilir Çocuğun spor faaliyetleri içindeyken ailesini yanında görmesi, aile ile paylaşılan konuların çoğalması aile bağlarını da güçlendirecektir. Bu durumlarda ailelerin yapması gereken, çocuğa destek olması, eleştirmemesi, asıl olarak böyle olumlu bir aktivite içinde yer almasını takdir etmesidir. Aileler de sporu okullar gibi bir eğitim aracı olarak kullanabilir.

Çocuklar, spor uğraşlarını aileleriyle paylaşmak ve onlar tarafından desteklenmek isterler. Hırslı anneler ve sinirli babalar rakip oyunculara lakap takarlar, görevlilere küfrederler ve sadece kendi çocuklarını utandırmak için değil de tüm organizasyondaki sonuçlara bağırırlar. Oyuncular, hakemler ve antrenörler standart davranışlara uymalıdır. Bu nedenle aileler de buna göre davranmalıdır. Diğer problem, yarışma sonrası ailelerin davranışlarıdır. Ailelerin yarışma sonrası çocuklarına ne söyledikleri, müsabaka sırasında oluşabilen diğer olaylar gibi kazanma ve kaybetmenin de her zaman olabileceğini anlamalarında gençlere yardımcı olmaları önemlidir. Aileler, çocuklarına olumlu ve güvenli bir ortam yaratmakla yükümlüdürler. Çünkü çocuklar çevresinde gelişen olayları yorumlarken ve davranışlarını geliştirirken ailelerinden etkilenirler. Bu yüzden aileler çocuklarından yıldız sporcular olmasını istemeden önce, çocuklarının hangi sporu yapabileceği, ne düzeyde yapabileceği, yarışmaya katılıp katılmayacağı ile ilgili bilgilere sahip olmalıdır. Öğretmenler ve antrenörlerle iletişim kurulması bu açıdan çok önemlidir.

KAYNAKLAR
1- Dönmezer, S. , Sosyoloji, Savaş Yayınları, ANKARA, 1984
2- Greendarfer, S. L. , Gender Differences in Play and Sport, A Cultural Interpretation, Ed: J. W. Loy, The Paradoxes of Play Campaıgn, Illinois 1982.
3- Kızılçelik S. Erjem Y. , Açıklamalı Sosyoloji Sözlüğü, Saray Kitabevi, İZMİR, 1996
4- Küntay, E. , Çocuk ve Gençlerde Davranış Bozukluğunu Düzeltici Önlem Olarak Spor, Ed; Erdemli A. , Spor Ahlakı ve Spor Felsefesine Yeni Yaklaşımlar, Meya Matbaacılık, İSTANBUL, 1991
5- McPherson, B. D. , Curtis, J. E. , Loy J. W. , The Socıal Sıgnıficance of Sport, Human Kınetics Publısher, Champaign, 1986
6- Morris, M. Dont Rush Your Kids, Martens R. , Joy and Sadness ın Chidren's Sports, Human Kinetics Publıshers Champaıgn, lllinois, 1978

47
Bu araştırmada; Sporun insanlar üzerinde ne gibi etkilerinin bulunduğu, spor yapanlar ile yapmayanların farklılıkları, sportif başarının çocukların sosyal hayatları üzerindeki etkileri ve de psikolojilerini nasıl etkilediği araştırılmıştır.
Bu amaç doğrultusunda; Spor yapanların yapmayanlara oranla ne gibi farklılıklara sahip olduğu. Sporun insanlar üzerinde sosyal,fizyolojik ve psikolojik olarak ne gibi etkilerinin bulunduğu, sportif başarıların çocukların psikolojilerini ve sosyal hayatlarını nasıl etkilediği hakkında incelemeler yapılmıştır..
Sonuç olarak; Spor yapan insanların sosyal, fizyolojik ve psikolojik açıdan iyi olma halleri içerisinde bulunduğu, bu iyi olma halinin dışına taşılması durumunda sportif başarıların oluşabildiği tespit edilmiştir. Çocuklar açısından sportif başarıların önemi ise; çocukların sportif başarı sağlarken, spor yapmayan çocuklara oranla daha sağlıklı oldukları, insanlarla daha kolay ilişki kurabildikleri, psikolojik çöküntülere ve sorunlara karşı kendi yaşıtlarına göre daha dayanıklı oldukları anlaşılmıştır. Spor yapan çocuklar spor yapmayan çocuklara göre hayatta daha başarılı olmaktadırlar.
Spor çok yönlü bir kavram olduğundan, sporun tanımı konusunda farklı tanım ve görüşler ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi ise, sporun kapsamı branşları, hedefleri, içerikleri ve yapılış biçimlerinin farklı biçimde algılanıp değerlendirilmesindendir. Bu değerlendirme sonucunda çeşitli tanımlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır. İnsan doğayla savaşırken kazandığı ana becerileri ve geliştirdiği araçlı araçsız savaşım yöntemlerini boş zamanlarındaki artışa paralel olarak tek ya da topluca, barışçı biçimde ve benzetim yoluyla, oyun, oyalanma ve işten uzaklaşma için kullanmasına dayalı olarak estetik, teknik, fizik, yarışmacı ve toplumsal bir süreçtir. Bir diğer tanım ise; spor, ferdin tabii çevresini beşeri çevre haline çevirirken elde ettiği kabiliyetlerini geliştiren belirli kurallar altında araçlı veya araçsız, ferdi veya toplu olarak, boş zaman faaliyeti kapsamı içinde veya tam zamanını alacak şekilde meslekleştirerek yaptığı sosyalleştirici, toplumla bütünleştirici, ruh ve fiziği geliştiren rekabetçi, dayanışmacı ve kültürel bir olgudur. Bir başka tanıma göre; birey ya da grupların; eğlence veya gösteri amacı ile yaptıkları fiziksel veya beyinsel aktivite gerektiren, bazı kurallar içinde uygulanan organize oyuna verilen genel isimdir.
Spor sağlıklı bir kuşağın geliştirilip, yetiştirilmesinde ana eğitim aracıdır. Bireylerin, refahı ve mutluluğu bir bakıma beden ve ruh sağlığının tam ve devamlı olmasına bağlıdır. İnsanların hayatlarını sağlıklı olarak sürdürmeleri, fiziki ve ruhi gelişimlerini sağlamalarında sporun rolü büyüktür. Ayrıca, insanların gerek kendi toplumunda gerekse diğer toplumlarda ilişkilerini dostluk içinde devam ettirebilmelerinde spor uygun bir araçtır. Spor her şeyden önce insan unsuruna hitap ettiği için, amaç ister sağlıklı ve iş verimi yüksek bir toplum yaratmak olsun, ister geleceğe güvenle bakabilecek yapıcı, yaratıcı ve sağlıklı bir gençlik yetiştirmek olsun, ister sosyal çözünmeye ve yabancılaşmaya karşı kullanılabilecek bir araç olması özelliğiyle, sporun günümüzde çok etkin ve vazgeçilmez bir sosyal olgu durumuna geldiği açık bir gerçektir.
Spor ve yarışma birbirini çağrıştıran iki kelimedir. Sporun özü yarışmadır. Yapıldığı amaca göre, ister sağlık için, ister boş zamanları değerlendirmek için, isterse performans için olsun içinde hep yarışma vardır. Spor yapan kişi ya da gruplar rakipleriyle, zamanla, doğa koşullarıyla veya en azından kendileriyle yarışırlar. Yarışma tipi toplumsal ilişkiler daha çok gizli bir şekilde yürütülür. Terfi etmek isteyen aynı düzeydeki memurlar, benzer ürünleri satmaya çalışan pazarlamacılar, sınıf birincisi olmak isteyen öğrenciler, soloya seçilmek isteyen koro elemanları, beğenilen bir oyunda rol almak isteyen tiyatro oyuncuları vb. Sporda ise yarışmalar yasal olarak organize edilir. Sporcular rekabet içinde olduklarını gizlemeye gerek duymazlar. Belirlenmiş kurallara uygun olarak ve eşit koşullarda yarışarak ayni hedefe ulaşmaya çalışırlar. Şampiyon olmak, ödül kazanmak, şöhrete ulaşmak, milli takıma seçilmek, rekor kırmak duruma göre bu hedeflerden biri olabilir.
Çocukluk dönemi, insanın doğumundan itibaren cinsel olgunluğa ulaşıncaya kadar yaşadığı dönemi kapsar. Bu süreç genel olarak kızlarda 10 yaş, erkeklerde 11 yaş sonuna kadar devam eder. 0-14 ay arası bebeklik dönemi, 15-36 ay arası özerklik dönemi, 4-6 yaş arası bireysellik kazanma dönemi, 7-11 yaş arası toplumsallaşma dönemi olarak seyreder. Ancak yaşa bağımlı kalmadan , doğumdan itibaren çocuğun, fiziksel, zihinse ve psikolojik gelişimindeki seyrine bakarak cinsel olgunluğa erişmesine kadar olan sürecin çocukluk dönemi olarak ele alınması gerekir. Çünkü , kimi çocuk akranlarına göre, daha erken veya geç gelişebilir. Çağdaş uygarlığın yükselen değerleri arasında yer alan çocuk, insanın doğasından gelen sonsuzluk bilincinin bir ürünü olup, kişilerin ve toplumların geleceğini temsil eder. Onun içindir ki günümüzde, çocuğa gösterilen ilgi, sevgi ve güven gelişmişlik ölçütü olarak kabul edilmekte, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler bütçelerinden en büyük payı eğitime ayırmaktadırlar. Eğitim çocuklarımıza ve gençlerimize sınıf ve öğretmen bulmaktan ibaret bir etkinlik olarak kabul edilmiyor, onlara hakları olan daha kaliteli eğitim imkânları sağlamanın yolları aranıyor. Zira bilginin ve teknolojinin hızlı değişimi, beklenmedik sosyal, siyasal ve kültürel oluşumlara neden olmakta, bu durum ise, en gelişmiş toplumları bile yeni oluşumlara ayak uydurmaya ve sürekli değişime zorlamaktadır.
BULGULAR
İnsan vücudu, bilindiği gibi fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir saç ayağı üzerinde iç ve dış dengesini kurmuştur. Bu ayakların her biri, insanın sağlıklı bir yaşam sürmesini ve sağlıklı davranışlar sergilemesine neden olmaktadır. Bu dengenin en iyi şekilde korunabilmesi için çeşitli fizyolojik ve psikolojik egzersizler yapmak kaçınılmazdır. İnsanın başarıya ulaşabilmesi için bütün bu gereksinimlerinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Sağlıklı olma halinin dışına taşan sosyal, psikolojik ve fizyolojik olarak iyi durumlarda, spor yapmaya elverişlilik durumunun en uygun olduğu zamanlardır. Spor yapılabilen zamanlarda insanlar sosyal, fizyolojik ve de psikolojik olarak değişim içine girmektedirler.
Nasıl spor yapabilmek için belirli ön koşullara gereksinim duyuluyorsa sportif başarı içinde daha fazla ve karmaşık koşulları yerine getirmek gerekir. Çocuklarda sportif başarıya ulaşmak için gereksinimlerden bazıları şunlardır.
Gelişim düzeyinin yeterliliği. Gelişim olgusunun yeterliliği ise şu parametrelerin süreçlerindeki değişimlerine bağlıdır.
A. Olgunlaşma Süreçler
B. Toplumsallaşma Süreçleri
C. Öğrenme ve Alıştırma Süreçleri
D. Özyönlendirme Süreçleri.
Kondisyonel özelliklerin geliştirilmesi.
Koordinatif yeteneklerin kazanılması ve spor tekniklerinin öğrenilmesi
Psikolojik yeteneklerin geliştirilmesi.
Ancak sportif başarının merkezinde; bireyin sahip olduğu kalıtımsal özellikleri, edindiği hayat tecrübesi, güdüleri ve içinde bulunduğu gelişmişlik düzeyiyle, kişilik bulunur. Antrenman, kişilik üzerinde ne kadar eğitici, Öğretici, toplumsallaştırıcı ve deneyim kazandırıcı etkide bulunuyorsa sportif başarıya o kadar katkı sağlar (Muratlı, 1998).
Sosyolojik, fizyolojik ve psikolojik faktörler insanların spor yapmalarını çeşitli şekillerde etkilerler. İnsanlar spor yaptıklarında ise kendi sosyolojik, fizyolojik ve psikolojik durumlarında ise çeşitli değişimler meydana gelmektedir. Bu değişimler bireyleri geleceğini ve gününü etkilediği gibi toplumu da zamanla çeşitli farklılıklar meydana getirerek toplumu da çeşitli şekillerde etkilemektedir. Sporun insanlar üzerindeki etkilerini dört ana başlık altında toplayabiliriz.
1- Fiziki Gelişim. 2- Motor Gelişim(sinir-kas gelişimi)
3- Zihni Gelişim. 4- Sosyal Gelişim.
İnsanlar spor yaptıklarında çeşitli değişimlere uğrarlar. Bu değişimlerin fonksiyonlarından kaynaklanan sebepler insanları spor yapmaya itmektedirler. İnsanları Spor yapmaya iten sebepler şöyle özetlenebilir:
Belirli sosyal ihtiyaçları karşılamak.
Sağlık, rehabilitasyon ve fiziksel uygunluk sağlamak.
Estetik ihtiyaçları doyurarak mutlu olmak.
Duygusal gerilimden kurtulmak
Spor yoluyla bilgece deneyimler kazanmak.
Sevinç, eğlence, haz, neşe gibi duygular kazanmak.
Kendini gerçekleştirmek.
Maddi ve kişisel kazanç, ayrıcalıklar elde etmek.
Sıkıntı ve hastalıklara karşı direnç kazanmak
Güç, hız, dayanıklılık, çeviklik, koordinasyon yeteneği geliştirmek.
Boş zamanlarını sosyal, aktif ve verimli olabilecek şekilde geçirmek.
Zayıflamak, kendini göstermek ( Yetim,2000. İkizler, 1999. Tiryaki, 2000).
İnsanları yukarıda özetlenilen sebepler spora yönlendirmektedir. Spora yönlenen insanlar diğer insanlardan farklı olarak değişimlere uğramakta olduğundan bahsetmiştik. Spor yapanların ve yapmayanların kişilik özellikleri açısından farklılık göstermesi zamanla meydana gelen bu değişimlerin bir sonucu olarak gösterilebilir. Genç performans sporcuları ile sporcu olmayanlar karşılaştırıldığında spor yapanların yapmayanlara göre daha çalışkan, daha canlı, ilişki kurmaya sürekli hazır, sebatlı, zor koşullarda ortama uymalarının daha iyi olduğu belirlenmiştir. İnsanları spor yapmaya iten nedenler doğrultusunda, spor insanların bu doğrultudaki isteklerine çeşitli şekillerde cevap vermektedir. Spor insanlar üzerin sosyolojik, fizyolojik ve psikolojik olarak şu değişimleri meydana getirmektedir.
Kişilik gelişimleri üzerinde yapıcı bir etki oluşturur.
Arkadaşlık duygularının gelişmesinde katkıda bulunur.
Birlikte çalışma becerisi kazandırır.
Sosyal sorumluluklar kazandırır.
Liderlik özellikleri kazandırır.
Saldırgan davranışlar başka işlere yönlendirilebilir.
Kendine ve başkalarına saygı, sevgi ve güven ile başkalarını kabul etme duyguları gelişir.
İnsanın beden ve ruh sağlığını geliştirir.
Ferdin keşfedilmemiş özelliklerini harekete geçirmesine yardım eder.
Özürlü insanların topluma kazandırılmasında olumlu katkılar sağlar.
İş verimini arttırarak ekonomiye olumlu yönde katkı sağlar.
Kişilerin kendi dünyalarının dışına çıkarak başka kültürleri ve inançları tanımasını imkan sağlar.
İnsanların sınırsız ihtiraslarını köreltir ve teskin edici bir ruh dünyası geliştirir.
Zihin sisteminde oyunu ve pozisyonu okuma, karar verme ve reaksiyon çabukluğu kazandırır.
Otoriteye saygı duyma, kurallara uyma ve yeni kurallar geliştirmeye katkı sağlar.
Kendini gerçekleştirme, güçlü ve zayıf yönlerini tanıyarak sınırlılıklarını bilme, kendine güven duyma ve davranışlarını kontrol edebilmeye katkı sağlar.
Spor yapan insanlarda bu gibi etkileri bulunan sporun sportif başarı sağlayan insanlardaki etkileri çeşitli şekillerde artmaktadır. Sportif başarının çocuklar üzerindeki etkilerini incelemeden önce çocukların neden başarısız olduklarını inceleyelim. Hayatın sadece sportif başarılardan ibaret olmadığı günlük hayatında başarı gereksinimleri olduğu bir gerçektir. Çocukların başarısız olma nedenlerini kısaca şöyle özetleyebiliriz.
Başaramamanın korkusu
Kendine güvenmeme
Negatif düşünme alışkanlıkları
Yetersiz benlik gelişimi
İletişim yetersizliği
Grup çalışması eksikliği
Yeni durumlar karşısında ortama adapte olamama
Risk kavramını algılamakta güçlük
Hayal güçlerinin ve yaratıcılıklarının gelişmemesi
Sosyal ilişkiler kuramama
Disiplinsizlik
Kaybetme korkusu
Kendini kabullenmeme gibi.
Yukarda yazılanlar gibi nedenlerden dolayı çocuklar başarısız olmaktadırlar.
Sportif başarı sağlayan çocuklarda ise çeşitli değişim ve gelişimler gözlenmiştir. Bunlar çocukların hem sportif yaşantısının devamı hemde günlük hayatının düzenli, başarılı bir şekilde sürdürmeleri için önem taşımaktadırlar. Bu değişim ve gelişimleri şunlardır:
Arkadaşlık duygularının gelişimini sağlar
Sosyal, fizyolojik ve psikolojik olarak tam bir iyilik haline sahip olma.
Ruhi yönden, yarışma ruhu yardımlaşma duygusu, çalışma disiplini, cesaret, insan sevgisi, paylaşma gibi duyguların oluşumuna katkıda bulunma
Yenme ve yenilmeyi kabullenme, Risk alabilme
Sosyal sorumluluğun gelişmesi
Kendini gerçekleştirme
Her türlü zorluğa karşı direnç gösterme
Uğraşılan spora özgü güç, kuvvet, koordinasyon, hız, çeviklik ve dayanıklılığa sahip olma.
Kendine, başkalarına saygı ve sevgi göstererek, kendini ve de başkalarını kabullenme.
Kendini ifade etme ve yaratıcılık
Sınırlarını bilme, demokratik ortamlarda haklarını savuna bilmek ve bu ortamlarda yarışabilmek.
SONUÇ
Yapılan araştırmalar sonucunda; Spor yapan insanların sosyal, fizyolojik ve psikolojik açıdan iyi olma halleri içerisinde bulunduğu, bu iyi olma halinin dışına taşılması durumunda sportif başarıların oluşabildiği tespit edilmiştir. Çocuklar açısından sportif başarıların önemi ise; çocukların sportif başarı sağlarken, spor yapmayan çocuklara oranla daha sağlıklı oldukları ve normal hayatta daha başarılı oldukları tespit edilmiştir. Bu araştırmaya göre spor yapan çocuklar günlük hayatta karşılaştıkları güçlükleri spor yapmayan çocuklara oranla daha kolay atlatabildikleri, sportif başarıyı sağlayan çocukların kendine güven duygusunun iyi bir şekilde geliştiği, normal hayatta ve sportif hayatlarında daha başarılı oldukları tespit edilmiştir.

KAYNAKLAR
ÇOBANOĞLU, Y. (1992). Çocuk Eğitiminde Spor Olgusunun Tarihsel Gelişimi. Eğitim Bilimleri Dergisi 11. Sayı 1.
ÇOBAN, B. (28.03.2005), Sporda Risk Faktörleri, http://www.bilalcoban.com.index.php. GÜNEŞ, Z. (2003). Spor ve Beslenme. Nobel Yayın Dağıtım. 3.Baskı.Ankara. S.1
GÜNAY, M. CİCİOĞLU, İ. (2001) Spor Fizyolojizi. Gazi Kitap Evi. Ankara S.290-391
İKİZLER, C. (1999). Sporda Başarının Psikolojisi. Alfa Yayınları. 3.baskı. İstanbul
HASLOFÇA, E. Çocuklarda Antrenman Periyotlaması. G. T. 04.05.2005. http://www.atletik.org/CocuklardaAntrenmanPeriyotlaması.htm
HOLT, J. (1999). Çocuklar Neden Başarısız Olur. Çeviri: Gürol KOCA. İstanbul. Beyaz yayınları. S. 110, 114, 116
KONTER, E. (1998), Sporda Psikolojik Hazırlığın Teori ve Pratiği, Bağırgan Evi.1.Baskı. S. 46, 55-59.
LEBLANC, J. DİCKSON, L. (2005) Çocuklar ve Spor. Çeviri:Gazanfer GÜL. Bağıgan Yayın Evi. Ankara. S. 10-13.
MURATLI, S. (1997). Çocuk ve Spor. Kültür Matbaası. 2.Baskı. Ankara. S.53, 54,68
ÖZER, D. S. ÖZER, M. K. (2001). Çocuklarda Motor Gelişim. Nobel Yayın Dağıtım. 2.Baskı Ankara. S.280,281
YETİM, A. A. (2000) Sosyoloji ve Spor. Topkar Matbaacılık. Ankara. S. 55-58,119-121.

48
Çocuklarda sporun büyüme ve gelişme üzerine etkileri de pek çok araştırmaya konu olmuştur. Araştırmaların büyük bölümü düzenli yapılan sportif aktivitenin boy uzunluğu ve vücut ağırlığı üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Sportif başarı amacıyla spora başlama yaşının giderek düşmesi nedeniyle antrenman veya egzersizin kaslar, büyümeyi uyaran hormonlar ve henüz kapanmamış olan büyüme plakları üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Çocukların sporla tanışma yaşları sıklıkla okul çocukluğu dönemine rastlamaktadır. Çocuk gittikçe daha olgun düzeye ulaşır ve becerileri hızla öğrenir. Oyun ve sportif performansı artış gösterir. Bu dönemde erkek ve kız çocuklarında boy ve ağırlıktaki artış yavaş ve sabit olmaktadır. 4 yaştan sonra büyüme hızı benzer şekilde yılda 5-7 cm. kadar gerçekleşmektedir. Bu durum çocuğa vücudunun değişime alışması için fırsat verir.

Ergenlik öncesi kemik olgunlaşması kızlarda 2 yıl daha ileridir. Bu nedenle kız çocuklarda büyüme kıkırdakları daha erken kapanır. Ergenlikle birlikte ilk önce el ve ayakların büyümesi hızlanır. Bunu ön kol ve bacaklar, daha sonra üst kol ve uylukların uzaması izler. Uzunlamasına büyümeyi enine büyüme takip eder. Kızlarda kalçaların, erkeklerde de omuzların genişlemesi belirgindir. Kol ve bacaklarda uzama durduktan sonra gövde uzaması bir süre daha devam edebilir. Bu ergenliğin sonunda bir miktar daha uzamanın nedenidir. Bu arada yüz kemikleri hızla büyür ve yüz görünümü değişir. Ergenlik döneminde vücut bölümleri arasındaki bu gelişme farklılıkları ve orantısızlıklar koordinatif becerileri olumsuz etkileyerek spora türüne özgü becerilerin kazanılmasında dezavantaj oluşturabilmektedir. Ayrıca, büyümeye bağlı fiziksel kapasitede oluşan değişiklikler antrenmandan da etkilenebilmektedir. Bu nedenle çocuk sporcularda büyüme ve antrenmanın performans parametreleri üzerine etkilerini ayırt etmek oldukça zordur.

Düzenli fiziksel aktivite, spora katılım veya antrenmanın, ulaşılan boy uzunluğu, boy uzama hızının zamanı ve boy uzama hızını etkilediği henüz tam olarak gösterilebilmiş değildir. Ancak yüzme, basketbol ve kürek gibi spor türleriyle uğraşan çocukların yaşıtlarından daha uzun ve ağır oldukları gözlenmektedir. Bu durum bazı spor türlerinin avantajlı olabileceğini düşündürmektedir.

Takvim yaşı ve biyolojik yaşın aynı olmaması nedeniyle erken veya geç gelişme ile karşılaşılabilir. Bu durumda aynı yaştaki çocuklarda konsantrasyon, beceri, kuvvet, denge-koordinasyon, dayanıklılık ve sürat gibi birçok özellikte farklı düzeyler görülmesi de doğal olacaktır. Futbol, yüzme ve kürek gibi spor türlerinde erken olgunlaşma özellikle erkekler; cimnastik, paten gibi spor türleri ve bale gibi sanat dallarında geç olgunlaşma özellikle kız çocukları için avantaj oluşturabilmektedir. Bu nedenle spora bağlı seçimler yapılırken antrenmanın olgunlaşma üzerine olan etkilerinin dikkate alınmasında yarar vardır.

Uluslararası organizasyonlarda performans yaşının bazı spor türlerinde giderek düştüğü görülmektedir. Bu durum spora daha erken yaşlarda başlanmasına neden olmaktadır. Küçük yaşta antrenmana başlamanın olumsuz psikolojik etkileri ile ilgili çalışma sayısı azdır. Psikolojik etkilerin yanında fiziksel anlamda da tek yönlü ve ağır antrenmanlar uygulanmadıkça bir sorun olmamaktadır. Uzun süreli dayanıklılık çalışmaları hem psikolojik hem de kas, tendon ve eklemlerin tekrarlayan zorlanmalar altında kalmaları nedeniyle uygun olmayabilirler. Çocukların mekanik verimlilikleri iyi olmadığı için aynı işi yaparken daha çok oksijen tüketir ve daha çabuk yorulurlar. Bu yaşla birlikte gelişme gösterecektir. Yine de antrenmanlar çok uzun tutulmamalı ve sık dinlenme aralıkları verilmelidir. Ayrıca yarışma ortamından çok oyun içerikli çalışmalara yer verilerek o sporun temel özellikleri öğretilmeye çalışılmalıdır. Kazanmak yerine eşit katılım hedeflenmelidir.

Fiziksel gelişim sırasında boyun uzaması kemiklerin epifiz adı verilen büyüme plaklarından sağlanmaktadır. Aşırı fiziksel yük ve büyüme plaklarına gelen darbeler, bu bölgelerin erken kapanmasına neden olabilmektedir. Okul çocukluğu döneminde sağlık toplarıyla çalışmalar ve zamanla vücut ağırlığıyla yapılan çalışmalara da yer verilmesi önerilirken ek ağırlık çalışmalarının 15-16 yaşlara kadar ertelenmesi gerekmektedir.

Çocukluk Döneminde Düzenli Egzersizin Yararları
Kilo kontrolü
Ülkemizde obezite (şişmanlık) oranı erkek çocuklarda %10, kızlarda %13,5 kadardır. Bu durum hipertansiyon, zararlı kan yağlarında yükseklik, Tip 2 diyabet (Şeker hastalığı), büyüme hormonu salgılama bozuklukları ve solunumsal ve ortopedik problemlerle karşılaşma riskini artırmaktadır. Çocuk obezlerin %40?ı, ergenlikte obez olanların da %70?i erişkin yaşlarda da obez olmaktadır. Bu nedenle çocukluk ve ergenlik çağında obezite ile yapılacak mücadele erişkin yaşlardaki sağlık açısından da çok önemli sayılmaktadır.

Kemik yoğunluğunun artırılması
Düzenli egzersizlere çocuk yaşlarda başlanması osteoporoz (kemik erimesi) riskini azaltmakta ve 25-30 yaşta erişilen zirve kemik yoğunluğu düzeyinin daha yüksek olmasını sağlamaktadır. Bu durum yaşın ilerlemesiyle oluşan gerilemeye rağmen kemik yoğunluğunun daha iyi düzeyde tutulmasını sağlayacaktır. Çocukluk ve ergenlik döneminde egzersiz yapan bayanların menopoz sonrası dönemde kemik erimesine bağlı kırık risklerinin daha az olduğu gösterilmiştir.

Kalp-damar sağlığının korunması
Düzenli egzersiz alışkanlığının kazanılması kalp-damar sağlığı ile ilgili risk faktörlerini olumlu etkileyerek koruyucu olmaktadır. Çocukluk döneminde düzenli egzersiz yapan bireylerin erişkin yaşlarda sigara içme oranının % 20,5 daha az olduğu gösterilmiştir.

Ruhsal iyilik ve gelişme
Düzenli egzersiz ile stresle daha kolay başa çıkılabildiği bilinmektedir. Çocuklarda bireysel etkinlik, kendine güven ve fiziksel hakimiyet duygularında gelişme olmaktadır. Çocuğun sportif ortamla birlikte yaşadığı sosyal etkileşim, bir gruba ait olma hissi ve paylaşmayı öğrenme, ruhsal durumu olumlu etkilemektedir.

Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi normalden sapmaların belirlenmesini ve böylece hastalıkların erken tanısını ve önlenmesini olanaklı kılar. Düzenli ve birbirlerini izleyen ölçümler tek ölçümlerden çok daha yararlıdır. Böylece çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar belirlenebilir.

Fiziksel ve psikolojik değişimleri nedeniyle çocuklar erişkinlerin birer minyatürleri olarak görülmemelidirler. Bu nedenle beklenti ve hedefler çocuğun gelişme düzeyine uygun olmalıdır. Unutmayalım! Her çocuk ve gencin egzersize ihtiyacı vardır. Düzenli egzersiz yapma alışkanlığının bu yaşlarda kazanılması ve erişkin dönemde de sürdürülmesi sağlıklı yaşam açısından birçok kazanç sağlayacaktır.

49
1- Çocuklarda sportif etkinliklere başlamadan önce verilecek sağlık raporları
düzenlenirken nelere dikkat etmek gerekir?

Çocuklara verilecek sağlık raporlarının erişkinleri verilecek sağlık raporlarından çok fazla farkı yoktur. İyi bir anamnez alınmalı,özgeçmiş ve soygeçmiş sorgulanmalı, bunu fizik muayene izlemelidir. Fizik muayenedetüm sistemler ayrıntılı olarak incelendikten sonra (özellikle kardiovasküler sistem), dikkatli bir eklem muayenesi yapılmalıdır. Herhangi bir deformitesi olup olmadığı (pes planus, kavus gibi) saptanmalı ve olanak varsa düzeltilmelidir. Daha önceden geçirilmiş yaralanmaları sorgulanmalı, gerekirse rehabilite edilmelidir.Kondisyonel özellikleri test edilmeli, kişilik, motivasyon belirlenmelidir. Fiziksel yapısı (boy, ağırlık, eklem özellikleri, vücut kompozisyonu) değerlendirilmelidir. Tüm bunlarda herhangi bir sorun varsa, raporda belirtilmelidir.

2- Belli spor etkinliklerine başlamak için yaş sınırı var mıdır?

Günümüzde bu konu ile ilgili görüşler oldukça çeşitli ve tartışmalıdır. Sporun bir
sanayi olduğu, oldukça büyük paraların döndüğü bir dönemde yaşıyoruz. Bu durum
spora başlama yaşını daha aşağılara çekiyor. Fiziksel gelişimini tamamlamamış çocukların
giderek ağırlaşan antrenmanlara katılması oldukça sakıncalıdır. Çocuklarda görülen spor
yaralanmalarından bir kısmının, çocuk gelişiminin tamamlanmamasına bağlı olduğu
bilinmektedir. Çocuklarda yarışma kavramı gelişimi 9 yaşından önce, bilişsel ve fiziksel
olarak yarışmaya hazırlık ise 12 yaşından önce görülmemektedir. Tüm bunlar da göz önüne
alınarak, yarışmacı olmamak koşuluyla 5-7 yaşta yüzme, atletizm, jimnastik gibi genel
koordinasyonun geliştiği ana branşlar uygun alanlardır.

3- Spor etkinlikleri nasıl sınıflandırılır?

Spor tipleri; direkt çarpışmanın olduğu temas sporları (boks, karate, Amerikan futbolu
gibi), temas sporları (futbol, basketbol, güreş gibi), dayanıklılık sporları (yüzme, atletizm
gibi) gibi gruplara ayırılır.

4- En sık karşılaşılan spor yaralanmaları nelerdir?

Çocukluk ve adölesan döneminde en sık sprain, strain, basit kırıklar ve menisküs
lezyonları görülmektedir. Yaralanmaların büyük kısmı (%70-75'e varan oranda) alt
ekstremitede meydana gelmektedir. Özellikle diz yaralanmaları en sık görülmektedir, bunu
ayak bileği izler. Yaralanmaların en çok görüldüğü spor dalları erkeklerde futbol,
güreş, basketbol ve voleybol iken; kızlarda basketbol, voleybol ve jimnastik ön plandadır.
Yaralanmaların yaklaşık %70 kadarı 5 gün ya da daha az sportif aktivitelere katılamazlar.
Geriye kalan %30'u daha ciddi yaralanmalardır.

5- Spor yaralanmaları açısından çocuklar ve erişkinler arasında fark var mıdır?

Genel olarak bakıldığında erişkinler ve çocuklar arasında yaralanma açısından çok
büyük fark olmamakla birlikte çocuklar, kasiskelet ve nörolojik gelişimlerini
tamamlamadıklarından, buna bağlı yaralanmalar gözlenir. Bunlar arasında
apofizitler ve apofizlere yakın çekmeler ile bazı osteokondral sorunları sayabiliriz.
Çocukluk ve ergenlik döneminde en sık rastlanan apofiz sorunu Osgood -Schlatter
hastalığıdır. Osgood -Schlatter hastalığı tuberositas tibianın apofizitidir. Kronik bir
enflamasyon ve kemikleşme bölgesinden kıkırdağın avülziyonu ile karakterizedir. Bunu
topuktaki Sever hastalığı ve dirsekteki Little leage hastalığı izler. Bunun dışında çocukluk
çağında kas çekmeleri erişkinlere oranla daha fazladır.

6- Spor yaralanmalarını en aza indirmek için hangi önlemler alınabilir?

Spor yaralanmalarının önlenmesi için üç düzeyli bir önlem planlanması yapılmalıdır.
Birincisi birey bazında önlemdir. Burada kişiyi sezon öncesi tıbbi kontrolden geçirmek
gereklidir. Bireye ilişkin risk faktörlerini belirlemek açısından önemlidir. Örneğin,
herhangi bir deformitesinin olup olmadığının saptanması, olanak varsa bunun düzeltilmesi,
dayanıklılık, hız, esneklik, kuvvet gibi kondisyonel özelliklerinin saptanarak
eksikliklerinin yerine konması, daha önce yaralanmalarından kalan deformite ya da
eksik kondisyonel öğelerin rehabilitasyonu tıbbi kontrolün amaçları arasındadır. Bireyin iyi
ısınması, uygun beslenmesi, düzenli yaşaması birey bazındaki önlemlerdir.
İkincisi grup bazındaki önlemlerdir. Sportif karşılaşmalarda yaralanmayı önleyecek
kuralların konulması, tarafların ?fair play? ruhuna uygun hareketleri, sporda koruyucu
konularda bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapmak bu grupta yer alır.
Üçüncüsü toplum bazında önlemlerdir. Yaralanmayı önleyecek toplumsal planlamalar
yapmak, buna uygun bütçe ayırmak, yasal düzenlemeler yapmak bu grupta yer alır.

7- Hangi sağlık sorunları olan çocuklar için hangi spor etkinlikleri sakıncalıdır?

Akut enfeksiyonu olanlar, glisemik kontrolü olmayan diyabetikler, solunum
yetersizliği olanlar, aort koarktasyonu, ileri derece mitral ve aort stenozlular, siyanotik
kronik kalp hastalığı olanlar, kronik ya da iyileşmemiş kas-iskelet sistemi hastalığı olanlar
için bütün spor etkinlikleri sakıncalıdır. Hipertansiyonlular, aritmisi olanlar,
hepatomegali ve splenomegalisi olanlar, kalp ve beyin operasyonu geçirenler, impetigo ya
da herpes gibi deri enfeksiyonluların temas sporlarına katılmaları sakıncalıdır. Ancak
dayanıklılık sporlarına katılabilirler. Epilepsisi olanların direkt çarpışmanın olduğu temas
sporlarına katılması sakıncalıdır. Diğer spor türlerine katılabilirler.

8- Bir spor etkinliğinin yararlı olabilmesi için ne sıklıkla ve ne kadar süre yapılmalıdır?

Eğer sağlıklı bir yaşam sürmek için egzersiz yapıyorsak, bunu haftada en az üç kez, en az
20-30 dakika kadar ve maksimal kalp atım sayısı rezervinin %50-80'i arasında olacak
biçimde yapmalıyız. Maksimal kalp atım sayısı kabaca 220-yaş formülünden hesaplanır. Bu
formülden hesaplanacak maksimal kalp atım sayısından dinlenim kalp atım sayısı
çıkarılması; rezervi gösterir. Bu rezervin %50- 80'inin dinlenim kalp atımına eklenmesi bize
egzersiz şiddetini verir. Yapılacak egzersiz için bir örnek verecek olursak;
40 yaşında bir kişinin dinlenim kalp atım sayısı 80 olsun. Yapacağı egzersiz şiddeti şöyle
hesaplanır.
Maksimal kalp atım sayısı =220-40 yaş= 180
Rezerv=180-80 =100
Rezervin %50?si =50, %80'i =80
Dinlenim+rezervin %50?si= 80+50=130,
Dinlenim+rezervin %80?i=80+80=160.
Bu kişinin yapacağı egzersiz şiddeti, kalp atım sayısını 130-160 arasında tutacak şiddette bir
egzersiz olmalıdır

9- Sık olarak otitis media, üriner enfeksiyon gibi rahatsızlık geçiren kişilerde yüzme, dalma gibi spor etkinliklerine ara verilmeli ya da etkinlik bırakılmalı mıdır? aynı spora ne kadar zaman sonra
başlanmalıdır?

Otitis media ve üriner sistem enfeksiyonlarının tedavisi yapılmalıdır. Otitis media geçiren biri için dalma, zar perforasyonu açısından oldukça riskli olabilir. Bu açıdan enfeksiyonu geçmeden dalmasına izin verilmez. Üriner enfeksiyonda kontrendikasyon bu kadar keskin değildir. Yine
de bu konularda ilgili uzmanlardan görüş alınmalıdır.

10- Boks, judo, güreş gibi kendisine ve karşısındakine zarar verme olasılığı bulunan etkinliklerde yaralanmaları en aza indirmek için nelere dikkat edilmelidir?

Boks, judo, futbol, basketbol, güreş gibi temas sporlarında yaralanmaları azaltmak için
her şeyden önce koruyucu malzemeler kullanmak gerekir. Spora başlamadan önce tıbbi kontrol yapılması çok önemlidir. Bunun dışında sporcuların kondisyonel özelliklerindeki (kuvvet, hız, esneklik, dayanıklılık gibi) eksikliklerinin giderilmesi, yarışmadan önce iyi bir ısınma ve gerdirmenin yapılması, yarışma sonunda soğumanın yapılması, kişilerinin kurallara uyumunun sağlanması ve spor yaralanmaları konusunda iyi bir eğitim alması gereklidir.

50
Günümüzde; bir eğitim aracı olan sporun, toplumun bütün kesimleri tarafından kullanılmakta olduğu görülmektedir. Spordan olabildiğince fazla verim elde edebilmek, ilk çağlardan günümüze kadar gelen spor ahlakı, felsefi ilke ve kurallarına bağlı kalmakla mümkündür. Spor, barış, hoşgörü, eşitlik, disiplin, erdem, haz, hak, hukuk, mutluluk, sevgi ve saygı gibi insan onuruna yakışır kavramları bünyesinde taşıdığı gibi; hüzün, keder, stres gibi yine insani özellik taşıyan kavramları da içeren bir etkinlik olarak, insanın bütün varlığını etkileyen bir kavram olma niteliğini halen devam ettirmektedir. Fair-Play kavramı ise en başta insan onuruna gösterilen saygının ifadesi olarak ortaya çıkmış, sporun her aşamasında ve her türünde hakça ve dürüstçe oyun oynamanın ereksel bir ahlaki ilkesi olarak kendini kabul ettirmiştir.
Aslında İngilizce bir değim olan fair-play?in; sporda centilmenlik anlamına geldiği, dünyanın bütün halkları tarafından bilinmektedir. İngilizce?de Fair, güzel, zarif, hoş, saf, lekesiz, şerefli, dürüst, doğru, adil anlamına gelmektedir. Bu kavram spora indirgendiğinde; hakça, dürüstçe bir oyun, kurallara bağlılık, rakibe saygı, haksız avantajdan kaçınma ve rakibin haksız dezavantajlarından yararlanmaya kalkışmama; rakibi yenmekten değil, rakiple beraber olmaktan zevk almayı; takımınızın attığı gol kadar, takımınıza atılan gölün de güzelliğini takdir etmeyi ilke olarak benimsemek anlamını ifade etmektedir.
Fair-play kavramı sadece hakem-sporcu ya da iki sporcuyu ilgilendiren yeni bir iletişim biçimi değildir. Fair play, spor alanlarında seyirciden masöre, sporcudan antrenöre, yöneticiden hakeme kadar kısacası spora katılan herkesi doğrudan ilgilendiren yeni bir anlayıştır. ?Takımınızı destekleyebilirsiniz ama, karşı takıma hakaret etmek hakkınız yoktur? ilkesi kabul edilir.

Tarihçesi:
Sporda fair-play kavramının tarihsel kökenleri, Antik Çağ Olimpiyat Oyunları, Orta Çağ Şovalye Turnuvaları ve 19.Yüzyıl İngiltere?sinin sosyo-kültürel yapısı; özellikle yatılı kolejlerde (Puplik School), amatör kurallar ve sosyal sınıflar içerisinde bu kavramın kendine bir anlam bulduğu görülmektedir. Günümüzdeki anlamıyla fair play kavramının, genellikle 19. Yüzyılda İngiltere?de ortaya çıktığı ileri sürülmektedir.
19. yüzyılın ilk yarısında tarihçi ve ilahiyatçı olan Thomas Arnold müdürlüğünü yaptığı Rugby Kolejinde, spora karşı özel bir ilgi duymamakla birlikte, moral eğitim aracı olarak sporu kullanıyor; huzursuz, şımarık, uyumsuz ve tembel çocukları spor aracılığı ile genç centilmen olarak yetiştirmeyi amaçlıyordu. Bu amaçla, boş zamanlarda öğrencilerin spor yapmalarına izin veriyor ve öğretmenleri de oyunlarda centilmenliğe aykırı davranışların denetlenmesi için görevlendiriyordu. Arnold?un bu tutumu genel olarak toplumda ve dolayısıyla spor sahalarında fair-play kavramının yerleşmesine olumlu ortam hazırlamış, araç olarak görülen spor ve sporda fair-play düşüncesi, okullar aracılığı ile zamanla amaç haline geldiği görülmüştür. Sporda centilmenliğin bir ahlak ifadesi olarak övüldüğü kolejlerden öğrenciler üniversitelere, oradan da bütün kıtalara dağılarak fair-play kavramını beraberinde taşıyor ve yaygınlaştırıyorlardı. Bu kavram, modern olimpiyatların başlamasıyla daha verimli ve vazgeçilmez bir ilke olarak, olimpizm ruhu içinde ifade edilmeye başlamasıyla daha önemli ve vazgeçilmez bir ilke olarak, olimpizm ruhu içinde ifade edilmeye başlandığını yapılan incelemelerde görmekteyiz. Uluslar Arası Olimpiyat Komitesi ve Ulusal Komiteler spor ortamının bulunduğu her yerde spor ahlakına, insan onuruna aykırı davranışları önlemede fair-play kavramını öne çıkarma çabası içerisindedir.
İnsani ve Toplumsal Boyutu:
Fair-Play kavramını insani ve toplumsal boyut açısından inceleyecek olursak; hümanist ahlakın amacı, insanın kötülüğünü bastırmak değil, insanın tabiatında var olan birinci derecede imkanların yaratıcı bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Eğer toplum, insanları erdemli yapmak istiyorsa, onları yaratıcı olmaya çalışmalı, dolayısıyla yaratıcılığı geliştirecek ortamı hazırlamalıdır. Bu düşünceden hareketle, eğitimin genel amaçlarını kapsamına alan fair-play; demokratik eğitim anlayışıyla da bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, demokratik eğitim bireylerin ilgi, istek ve yeteneklerini ölçüt alan bir anlayışı gerektirmektedir.
Diğer yandan, iyilik ve kötülük karırı bir alın yazısı değil, insanın kendisine bırakılmış bir karardır. Bu, insanın kendi mutluluğunu ciddi bir biçimde ele alma yeteneğine ve içinde yaşadığı toplumun ahlaki problemleriyle yüz yüze gelme isteğine bağlıdır. Başka bir anlatımla; kendisi olma ve kendisi için olma cesaretini göstermesiyle orantılıdır. Önce fizyolojik fonksiyonlarla, daha sonra da davranışlarla ilgili daha karmaşık konularda iyiyi kötüden ayırma yeteneğimizin temelleri çocuklukta atılır. Küçük yaşlarda ise karakter yapısı gelişimi tamamlanmış değildir. Çocuk iyi ile kötüyü ayırmasına imkan verecek bir duyguya zamanla, karakter yapısının gelişmesi ve oturması ise; çocuk ve gençlerin ?iyi? dediğimiz kişi veya davranışlarla karşı karşıya kalındığında oluşmaktadır. Çocuğun değer yargıları, hayatındaki önemli kişilerin göstermiş olduğu dostça ya da düşmanca tepkilere göre oluşur. Bu önemli kişiler arasında anne-baba, aile bireyleri, öğretmenler, sporcular, sanatçılar, yazarlar, arkadaşları gibi kişiler bulunmaktadır.
Eğitimin temel amacı erdemli insan yaratmaktadır. Erdemlilik ise, insanını kendi varlığına karşı gösterdiği sorumluluktur. Erdem, her organizmanın sahip olduğu özel imkanların açılıp gelişmesidir. İnsan için erdemli olmak demek, en çok insan olduğu insanı niteliklerini en fazla geliştirdiği bir duruma ulaşmış olmak demektir. Aristoteles?e göre erdem (kusursuzluk); etkinlik demektir. İnsanın amacı olan mutluluk, etkinlik ve kullanımın sonucudur. Aristoteles, etkinlik kavramını açıklamada olimpiyat oyunlarını örnek olarak göstermekte ve ?taç kazananlar en güçlü ve güzel olanlar değil, mücadele ederek yarışanlar ve bunu hak ederek kazananlar; etkinlik gösterenlerdir? biçimindeki ifadesi, sadece sporcuların değil, bütün bireylerin mücadele azmi, yetenekleri, çalışma disiplini, kendi hakkını koruması, başkalarının hakkına saygı duyması gibi özelliklerin, kısacası yarış içerisinde olan herkesin başarısını tamamlayan, onu yaşadığı toplumda bir kat daha saygın kılan etmenler olduğuna işaret etmektedir.
Spora hangi düzeyde ve biçimde katılırsak katılalım (sporcu, antrenör, yönetici, hakem, seyirci vb.) bir disiplin içerisinde, dürüst, ahlaklı, erdemli, saygılı ve hoşgörülü davranmada herkesin dikkat etmesi gereken konu şu olmalıdır: Kurallar ister yazılı olsun, ister olmasın, doğruluk ve şeref kavramlarının gerekleri yerine getirilmelidir. Bu bağlamda biçimsel ve biçimsel olmayan tarzda ifade edilen fair-play kavramını benimsemek ve ona uygun davranışta bulunmak, toplum eğitiminin yanı sıra; sporcuları da olabilecek tehlikelerden koruyacak ve insanlığa şeref kavramını benimsetecektir.
Özellikle futbol karşılaşmalarında tribünleri dolduran seyirci grupları insanlıkla bağdaşmayan türde gösteriler sergilemekte ve birçok insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmaktadırlar. Bu gruplar rakip imajını göstermektedir. Spor alanlarında meydana gelen bu şiddet olaylarını mevcut emniyet tedbirleriyle önlemek mümkün olamamaktadır. Bu sorunun çözümünde en etkili yol ise, fair-play kavramını toplumda yerleştirmek ve bu yönde eğitim çalışmaları yapmak;
her fırsatta bu kavramı sporcu, yönetici, hakem ve seyirci bilincinde taze tutmaktır. Özellikle izlediğimiz ABD 1994 ve 2002 Japonya-G. Kore Futbol Dünya Kupası?nda bütün seyirci, sporcu, antrenör ve yöneticilere sürekli hatırlatılan ve sıcak tutulan fair-play kavramının nedenli etkili olduğu görülmüştür.
Fair-play kavramını sporcu açısından değerlendirecek olursak; sporcunun, rakibi ile eşit şartlarda bulunması için samimi bir arzu duyması, rakibinin kötü durumundan istifade etmeyi reddetmesi, yazılı kurallar dahilinde rakibine belirli avantajlar sağlaması, bu kurallardan tek taraflı olarak yararlanmaya kalkışmaması demektir. Sporcu aynı zamanda kendi yarar ve yargısına uygun olmasa bile, hakemlerin doğru karar almalarına yardım etmelidir. Sporcu galibiyet ve ödülü ikinci planda görerek, azimli ve istikrarlı şekilde sadece yazılı kurallara değil, yazılı olmayan kurallara da uyması beklenmelidir. Takımı oluşturan sporcular, sadece kendilerine değil, aynı zamanda takımın bütün üyelerine karşı da sorumludur. Bu nedenle, her sporcu takımında bulunan diğer sporcu arkadaşlarına destek olmalı, onlara cesaret vermeli ve onlar üzerinde yararlı bir etkisi olmalıdır. Takımda bulunan bütün sporcular birbirlerini ölçüp değerlendirmeli ve birbirlerine karşı hakem durumunda olmalıdır. Bu açıdan takım kaptanları özellikle fair-play konusunda çok yetenekli, inançlı, istekli ve becerikli sporcular arasından seçilmelidir.
Eğitim Programları ve Öğretmen Davranışları:
İster Freud?un yaklaşımı gibi insanı biyolojik bir varlık kabul edip doğuştan kötü, isterse Fromm gibi ne kötü ne de iyi bir varlık olarak kabul edelim. İnsan, iyiye ve mutlu olmaya eğilimli bir özellik taşımakta ve bunu da kendisine hedef seçmiş bulunmaktadır. Bireyin yaşam gayesi mutlu olmaktır. Mutluluğa giden yolda yüksek değerlerin oluşması önce ?kural bilinci?nin geliştirilmesiyle olanaklıdır. Kural bilinci ve ahlak gelişimi çocuk ve genç yaşlarda verilecek eğitimle mümkündür. Bu alanda en büyük görev aileden sonra okulda verilen eğitime düşmektedir. Günümüzde okullar, çocuk ve gençleri sadece gelecekteki meslek, aile ve çevrelerinde ortaya çıkan sorunları çözebilecek bilgi, beceri ve yeniliklerle donatmakla kalmayan, bunların ötesinde; çocuk ve gençlere ruhsal ve fiziksel olarak en duyarlı oldukları okul çağlarında hoşgörülü, demokratik, adil, dayanışmalı, yardımsever, eleştirel düşünen, seven ve haklara saygılı türündeki evrensel olarak kabul edilen davranış ve alışkanlıkları kazandırmada; iyiyi, güzeli doğruyu, erdemliliği, ahlaklı olmayı göstermek ve hatta bunu yaşamak ve yaşayarak öğretmede okullar önemli rol oynamakta ve hatta bu okullarda görev yapan bütün personelin görevlerinin birinci sırasını oluşturmaktadır. Ancak, okullarda bu yönde uygulamalar yapmanın sınırlarının çizilmesi zor olabilmektedir. Felsefi olarak fair-play kavramına uygun davranışlarda bulunma düşüncesinin kabul edilmesi, programlar ve uygulamaların bu felsefi düşüncenin üzerine oturtulması, sorunun çözümünde kolaylıklar sağlayacaktır. Ders içi ve ders dışı sportif etkinlikler olarak adlandırdığımız okul sporu bu aşamada öne çıkan, çarpıcı ve etkileyici sonuçları olan bir alan olması bakımından önem taşımaktadır. Çocuk ve gence, spor ortamında fair-play kavramını hatırlatacak durumun doğması, erdemli bir toplum yaratmada okul içi ve okul dışı sporun sürekli kontrol altında tutulması gerektiğini zorunlu kılmaktadır. Okul spor yarışmalarında emniyet güçlerinin görev almaları fair-play?e ne kadar ihtiyacımızın olduğunun da bir kanıtıdır.
Okul sporunun ahlaki ve insani genel amaçlarını şu şekilde özetleyebiliriz: Çocuk ve gençlerde bedensel, zihinsel, tinsel ve toplumsal sağlık bilincinin uyandırılması ve onlara bu değerlerin kazandırılmasıdır. Bu genel amaç çerçevesinde çocuk ve gençlerde dayanışma ve işbirliği duygusunu geliştirmek, kural bilinci oluşturmak, paylaşım, adalet, hoşgörü ve yardım severlik gibi insanı değerlerin yanı sıra sporun; insan, doğa ve toplumsal alanlardaki etkisi ve işlevi konularında bilinçlendirmek okul sporunun en önemli eğitim amaçları ve ilkeleri arasındadır.
Okul programlarında yer alan ders ve konular bir birinden ayrı görünse de genel amaç olarak yukarıda belirtilen değerleri çocuk ve gençlere kazandırmayı hedeflemektedir. Bu nedenle okullardaki beden eğitimi dersleri ve ders dışı sportif faaliyetlerin özel bir önemi ve anlamı bulunmaktadır. Çağdaş okul spor faaliyetleri, çocuk ve gençleri bir yandan spor için eğitirken, diğer yandan da onları sporla eğitmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle okul spor faaliyetleri beden eğitimi derslerinden ayrı olarak, çocuk ve gençler için daha yaşamsal ve toplumsal açıdan işlevsel bir yapıya sahiptir. Çocuk ve gencin bireysel özellikleri ve ilgileri doğrultusunda etkinliklerde bulunması eğitbilimsel önemli bir ilkedir. Bundan dolayı Okul sporunda yüksek performans gösterme temel bir ilke olmamalıdır.
Kabul edilen bir gerçek vardır ki; her şeyin temeli eğitimdir. Bu temel düşünceden hareketle, sadece beden eğitimi derslerinde öğrencilere istenilen davranışların kazandırılması mümkün olmadığından, eğitim programlarının; ders dışındaki etkinlikleri de kapsayacak biçimde düzenlenmesi gerekir. Ders dışı etkinlikleri dersin devamı biçiminde organize etmek ve yürütmek ise esas ilkedir. Bu etkinliklere gönüllü olarak katılan öğrenciyi istenilen yönde eğitmek daha kolay olacağından, program yapımcıları, öğretmen ve yöneticilerin bu fırsatı yerinde ve doğru değerlendirmeleri gerekir. Okullarda verilecek olan eğitimin, fair-play kavramını gerçekleştirecek türde olmasına özen gösterilmesi; toplumda hoşgörünün daha kolay yerleşmesini, kurallara uyma ve saygılı olmayı sağlamada en temel işlevi görecektir. Günümüzde, ilk ve ortaöğretim kurumlarında tek amaç olarak algılanan ve işlenen ?kazanma duygusu? yöneticiyi, öğretmeni ve sporcu öğrenciyi ahlak dışı davranışlara sürüklemektedir. ?Rakibi sakatlar, onun başarısını engeller ve kazanırım? biçiminde ki düşünce, spor dışı amaçlara hizmet etmekte ve bu yönde davranışlar sergilemektedir. Bunun sonucu olarak da sakatlanan çocuk ve gençler erken yaşta sporun dışına itilmekte, kalıcı sakatlıklar oluşmakta, onurları ve kişilikleri zarar görmektedir.
Ülkemizde ilk ve ortaöğretime yönelik beden eğitimi öğretim programlarının genel amaçları incelendiğinde; büyük oranda psiko-motor ve bilişsel alana yönelik olduğu görülmektedir. Fair-play kavramını da kapsamına alan duyuşsal alana yönelik amaçların az da olsa konulmasına rağmen, bu amaçların kazandırılmasına yönelik uygulamaların olmadığı gözlenmektedir. Beden eğitimi dersleri fiziksel uygunluk (fitness) ve disiplini amaç edinmiş, ders dışı spor etkinlikleri ise yarışma ve bunun doğal sonucu olarak da başarılı olma genel amaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Yarışma, sporun özünü oluşturur. Ancak, öğrenci ders dışında ilgi duyduğu spor dalına kendi isteği ile katılması, sürekli yarışma duygusunun ön plana çıkartılmasını ve tek amaç olmasını gerektirmez. Okul sporunun amacıda zaten performansa yönelik değildir. Bu nedenle, toplu spor organizasyonları, yürüyüşler, spor şenlikleri, turnuvalar, bayramlar v.b. gibi organizasyonların yapılması, hem çocuk ve gençlerin fiziksel, ruhsal ve toplumsal özelliklerine ve okul sporunun amaçlarına daha uygun, hem de fair-play kavramının davranışa dönüştürülmesinde daha etkili eğitim ortamı yaratacaktır.
Öğretmenler kendilerini örnek alınacak birer model olarak görür ve bu yönde davranışlar sergilerlerse, çocuk ve gençlerin sosyal davranışlarını ve kişiliklerini değiştirebilirler. Bu gerçekten hareketle, ders dışında yapılan sportif etkinliklerde öğretmen davranışları ve hazırlanan sınıf ortamı da çocuk ve gençlerin fair-play kavramını benimsemeleri ve bu yönde davranış geliştirmelerinde etkili olacaktır. Öğretmenlerin sadece kazanmayı amaç edinmeleri ve öğrencileri bu yönde koşullandırmaları, onların spor ve toplumsal yaşam adına olumsuz davranışlar kazanmalarına neden olmaktadırlar. Bu bağlamda, özellikle beden eğitimi ve spor öğretmeni, antrenör ve yöneticisi yetiştiren öğretim kurumları, eğitim ve öğretim programlarını spor ahlakı ve felsefesi ilkelerini davranışa dönüştürecek tarzda geliştirmeleri gerekir. Günümüzde Spor Felsefesi disiplini altında işlenecek olan bu konunun, yeterince önemsenip ilgi gördüğü ise söylenemez.
Ödüllendirme sistemi de bu konuda etken faktördür. İlk ve ortaöğretim çağındaki çocuk ve gençlerin psiko-sosyal yapıları dikkate alındığında ödüllendirmenin ne denli etkili olduğu anlaşılır. Başarılı olanı ödüllendirirken, centilmen olanı da buna koşut olarak ödüllendirmek ve öne çıkarmak gerekir. Okul çağı çocuk ve gençlere centilmenlik ödülünün de yarış kazanma kadar önem taşıdığı öğretmenler ve yöneticiler tarafından her fırsatta vurgulanması, yasal düzenlemelerin bu yönde yapılması da ayrıca önem taşımaktadır.
Fair-play kavramının toplumda benimsenip davranışa dönüştürülmesinde elit sporcuların tutum ve davranışları da etkili olmaktadır. Gençlerin örnek aldıkları bu sporcular spor ve özel yaşamlarında toplumun beklentileri doğrultusunda fair-play anlayışına uygun hareket etmek zorundadırlar. Yarışmaların yapıldığı ortamlarda meydana gelen üzücü olayların antrenör, hakem, sporcu ve yöneticilerin spor dışı davranışlarından kaynaklandığı gerçeğini dikkate aldığımızda, fair-play kavramının sadece seyirciyi ilgilendirmediği gerçeğinin altını çizmiş oluruz. Spor eğitiminin yoğun bir biçimde yapıldığı spor kulüplerinde her türlü teknik, taktik çalışmalar yapılmasının yanı sıra, oyun kuralları ve sporda centilmenliğe yönelik eğitim çalışmalarının istenen düzeyde yapılmadığını görmekteyiz. Toplumda var olan ?mutlaka şampiyon ol; ne olursa olsun kazan? biçimindeki tercihler, fair-play düşüncesinden beklentilerin ön plana çıkmasını engellemektedir.
Dünyada ve buna bağlı olarak da ülkemizde spora olan ilgi giderek artmaktadır. İlginin yoğun olarak yaşandığı/yaşatıldığı futbolda sorunlar daha karmaşık hale gelmektedir. Bu durum futbol oyununun kendisinden kaynaklanan bir özellik olduğu söylenemez. Futbolu öne çıkaran ve kitleleri peşinden sürükleyen başta medya olmak üzere artık kendisi bir endüstri haline gelmiş ve kendi sermayesiyle birlikte kurallarını da yaratmıştır. Faiy-play genelde bütün spor dallarında arzulanan bir durum olmasına rağmen bu kavramın en fazla ihlal edildiği spor dalı ise Futboldur. Futbolun yıllık rantının 250 milyar dolar olduğu dikkate alındığında. fair-play kavramıyla futbolu yönetmek ve yönlendirmek fazlasıyla güçleşmiştir. Çocuk ve gençlerin büyük ilgisinin olduğu futbolda kazanmak ve rant elde etmek için bütün sportif kuralların ihlal edildiği düşünüldüğünde, çocuk ve gençlere ve dolayısıyla topluma iyiyi, güzeli, doğruyu, dürüstlüğü, centilmenliği, anlayış ve hoşgörüyü, erdemli olmayı nasıl kazandırılacağı da başlı başına bir sorun olarak ortada durmaktadır. Mutlaka bir dönüm noktası bulunup bu yanlışlıktan dönülmelidir. Çocuk ve gençlerin futbola olan bu ilgisi onları yıkıcı bir sonuca değil, eğitsel anlamda kazanılmış olumlu bir sonuca götürücü uygulamalara yer verilerek, futbol aracılığıyla eğitilmelidirler. Bu konuda genelde spor ve özelde de futbol yöneticilerine, antrenörlere, sporculara ve medyaya önemli görevler düştüğü kaçınılmazdır. Sürekli ceza uygulamalarıyla fair-play kavramına aykırı tutum ve davranışlar nereye kadar önlenebilir? Küçük yaştan itibaren fair-play kavramı öne çıkartılarak içselleştirilmeli ve içsel bir disiplin ilkesi olarak hayata geçirilmelidir.
Diğer taraftan bu kavramın gelişmesinde moda olan ifadeyle medyanın da etkisi yadsınamayacak kadar önemlidir. Basının sadece kazananın sevincine ortak olması ve onu takdir etmesi, kaybedenin ortaya koyduğu iyi davranışları değerlendirememesi ve tanıtmaması, spora katılan kişi ve kuruluşların fair-play anlayışına uygun davranışlarının gereği gibi değerlendirilememesi bu konuda en büyük eksiklik olarak görülmelidir.

Sonuç olarak, yaşadığımız toplumda insanlar arası ilişkiler karşılıklı saygı temeline dayanmaktadır. Bu ilişkiyi kurabilmek, gerekli eğitim almakla mümkündür. Okul sporlarındaki amaçsal değerler, genel olarak insanın evrensel değerleriyle yakından ilgilidir. Bu bağlamda, fair-play kavramı bir nezaket kuralı değil, yaşamın her alanında uyulması gereken bir kavram olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü insanlar, bu kavramı yaşama geçirecek ve sahip çıkacak donanımla yaratılmış varlıklardır. Bu açıdan, fair-play?in sadece spor kavramı içerisinde görülüp tartışılması yetersiz kalmaktadır. Yaşamın her alan ve aşamasında insanla birlikte olması, bu kavramın etki alanını genişletmektedir. Sadece okul sporu veya beden eğitimi dersleriyle sınırlı tutmak eksik ve yanlış sonuçların doğmasına neden olabilir. Fair-play, sadece sportif ilişkileri düzenleyen bir kavram değil, bir kültür olayı olarak da ele alınmalıdır. Trafikte ışıklara uymak , kuyruğa girip sıra beklemek, başkalarının hakkına saygı göstermek, kendi hakkına sahip çıkmak bu ve benzeri davranışların hepsi fair-play?dır. Bu kavramın temeli aile ortamında ve okul sıralarında atılarak büyük bir yaşam disiplini olarak ele alınmalı, spor yorumundan en ince sportif etkinliklere kadar bu ana ilkeden ayrılmamak gerektiği insanlarımıza aktarılmalıdır. Okul sporu bağlamında baktığımızda yarışmayı ve kazanmayı değil eğlenmeyi, hoşça vakit geçirmeyi, diğer insanlarla etkileşim içerisinde olmayı öne çıkaran sportif organizasyonların düzenlenmesi çocuk ve gencin gelişim özelliği de dikkate alındığında daha eğitsel olduğu söylenebilir.

Zekai PEHLİVAN


51
FAYDALI BİLGİLER / SPOR BAYANLARA NE KAZANDIRIYOR?
« : Ocak 04, 2009, 02:10:24 ÖÖ »
Florida Üniversitesinde yapılan araştırmaya göre, sporlara katılmanın bayanlara yalnızca fiziksel olarak uyum içinde olmanın ötesinde faydalar sağlamaktadır.

Üniversitenin spor bilimleri ve antrenman bölümü profesörlerinden Heather Hausenblas spor aktivitelerine katılanların kendi vücutlarını daha iyi tanıdıklarını, yüksek öz güvene sahip olduklarını ve başkalarına daha çok güven duyduklarını söylemektedir. Ayrıca ?insanlarla içiçe olmayı sağlayan spor gibi bir etkinlikte bulunduğunuz zaman fiziksel sağlık dışında oldukça olumlu etkileri bulunmaktadır.? diyor. Spor ve antrenmanlara katılmak bütün psikolojik değişkenleri psikolojik iyileşmeye katkıda bulunur. Örneğin özsaygıyı arttırır, stres ve kaygıyı azaltır.

Aralık ayı spor davranışı dergisinde Hausenblas, birçoğu lise öğrencisi olan 114 bayan sporcuya10 self rapor testi vermiştir. Katılımcılar 3 gruptan oluşmaktaydı: sporcu olmayanlar, voleybol, lakros, soccer gibi genel sporcuları ve de yüksek düzeyde yarış dalgıçlarını içermekteydi.

Hausenblas ?dalma sporcularını seçtik çünkü onlar vücutlarını göstermek durumunda oldukları bir spor alanındalar ve de öyle antrenman yapmaktalar? diye belirtmiş ve bu sporda ciddi estetik kalite yer almakta bu yüzden fizikleri konusunda sporcuların daha ciddi kaygılar besleyebileceğini düşündük.?şeklinde eklemiştir.

Sporlara katılım her şekilde pozitif duyguları harekete geçirir. Yeme bozuklukları kaygısı araştırmaları, sporcuların kendi hayatları üzerindeki kontrollerinin spor yapmayanlara göre %53 oranında daha fazla olduğunu göstermektedir. Hausenblas, bu sporcuların başkalarına güvenlerinin de diğerlerine göre %22 oranında daha fazla olduğunu iddia etmiştir.

Sporlara katılarak bayanlar vücutlarıyla barışmakta ve güç, dayanıklılık konularını özümsemektedirler. (Mary Wise- UF voleybol takımının koçu ve NCAA tarihindeki bu denli uzun antrenörlük yapan tek bayan) ?Bütün bu mesajlar bizim küçük kızlarımıza toplum tarafından verilmemektedir.? Diye eklemiştir.

Wise? a göre spor kızların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimine katkıda bulunabilecek en iyi yoldur. Sporlara katılmak sadece nasıl kazanılacağını değil nasıl kaybedilebileceğini de öğretir. Kızlar eğer başarısızlıktan korkmazlarsa, daha büyük hedeflere ulaşmak için daha büyük riskler altına girebileceklerdir. Spor bayanlara aynı zamanda başkalarıyla nasıl çalışılacağını, nasıl hedefler oluşturacaklarını öğretir. Hiç şüphesiz bu kazanabilecekleri en önemli şeylerden biridir.

Kristin Harmel

52
FAYDALI BİLGİLER / SPORUN SOSYAL / TOPLUMSAL FAYDALARI
« : Ocak 04, 2009, 02:09:50 ÖÖ »
Spor en temel tarifiyle harekettir. Fakat bu hareket ister bireysel olsun ister gurup halinde olsun belli kurallar dahilinde ve bir disiplin içinde yapıldığı için sosyolojik bir olaydır.

Daha da önemlisi spor, Dünya Sağlık Örgütünün ( WHO ) tarif ettiği esenlik (WELLNESS) kavramı kapsamında İNSANIN TÜM BOYUTLARDA İYİ VE DENGE İÇİNDE OLMA HALİ ne her boyutta ( fizyolojik, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, vs.) katkıda bulunabilen bir olaydır. Bu faydaları anlamak için sporun ne olduğunu tanımamız gerekmektedir.

Spor, yapan kişinin amacına göre, elit veya rekreatif olmak üzere 2 gurupta düşünülebilir:

Elit amaçlı sporda kişi sporu teknik ve taktikleri ile derinlemesine öğrenmek, pekiştirmek ve sergilemek suretiyle üst düzede ve yoğun bir şekilde gerçekleştirmeyi amaçlar. Yani madalya hedefler. Bu doğrultuda takımlar, kulüpler, federasyonlar, vb. gibi örgütlenmeler ve antrenör, masör, spor hekimleri, vb. meslekler ortaya çıkmıştır.

Rekreatif amaçlı sporda, kişi yoğun çalışma yükü, rutin hayat tarzı veya olumsuz çevresel etkilerden tehlikeye giren veya olumsuz etkilenen bedeni ve ruhi sağlığını tekrar elde etmek, korumak veya devam ettirmek aynı zamanda zevk ve haz almak amacıyla, kişisel doyum sağlayacak, tamamen çalışma ve zorunlu ihtiyaçlar için ayrılan zaman dışında kalan bağımsız ve bağlantısız serbest zaman için de, isteğe bağlı ve gönüllü olarak ferdi veya gurup için de seçerek hareket etmeyi amaçlar. Bu amaç aynı zamanda Rekreasyonun basit bir tanımıdır.

Spor zihinsel ve / veya fiziksel bir harekettir. Bu hareket çoğunlukla sosyal ve /veya toplumsaldır. Sporun kişiye sağladığı bireysel katkıları bile sonunda kişinin daha sosyal ve toplum içinde aktif / katkı sağlayan bir birey olmasına sebep olmaktadır.

SPORUN SOSYAL / TOPLUMSAL FAYDALARI
Spor çevrecidir. Bugün Dünyada daha çok spor ( Kano, Rafting, Orienteering, Dağ Bisikleti, Dağcılık, Tur Kayağı, Yamaç Paraşütü, vb. ) doğal çevrede yapılmaktadır ve bu sporların popülaritesi de giderek artmaktadır.

Çevrecilik ve Spor okadar içi içe geçmiştir ki Dünyanın en büyük spor organizasyonu olan OLİMPİYAT ların patronu IOC ( Uluslar arası Olimpiyat Komitesi ) ?nin bir şehre Olimpiyat Oyunları Organizasyonunu vermek için ilan ettiği ölçütlerden en önemlisi olarak ÇEVRECİLİK ortaya çıkmaktadır. Bu konuda IOC hem aday şehrin çevreci yapısına hem spor tesislerindeki çevreci yaklaşımlara hemde halkın cevre bilinç ve tutumuna bakmaktadır. IOC aday şehre şu soruları sormaktadır :

a) Mimari yapı ( tasarım ve peyzaj )
b) Tesislerin yeniden kullanılabilirliği
c) Metruk mahallerin restorasyonu
d) Yıkıcı arazi kullanımdan kaçınma
e) Canlıların yaşam yerlerinin korunması ve bio-değişimlilik
f) Yenilenemeyen kaynakların kullanımının asgariye indirilmesi
g) Kirletici maddelerin kirliliğinin asgariye indirilmesi
h) Kanalizasyonun işlenmesi
i) Katı atıkların işlenmesi
j) Enerji tasarrufu
k) Su ve hava kalitesi
l) Çevre bilinci

Spordaki Rekreatif yaklaşımda insanların en çok tercih ettiği sporların ( Bisiklet, Joging, Yürüme, Streetball, vb.) yapıldığı yer olarak aranan ortam yeşillikler içinde ses, hava ve toprak kirliliği olmayan alanlardır. Bu nedenledir ki Rekreasyon Uzmanları şehir planlamalarındaki Rekreasyon alanlarının YEŞİL ve SPORTİF özellikleri ağırlıklı olmasına çaba sarf etmektedirler.

Spor toplumsal dayanışma ve bütünleşmeyi sağlar. Sporun evrensel değerlerinde, toplumlarda insanları guruplara ayıran ırk, milliyet, din, mezhep, sosyal konum, eğitim, kültür ve ekonomik farklılıklar, vb. özellikleri göz ardı eden bir yaklaşımla herkese eşit bir yaklaşım ( FAİR PLAY ) ortaya konur. Hele kazanmanın ikinci plana itilip katılımın ön plana çıkarıldığı Rekreatif spor gruplar arasındaki çatışmanın azaltılmasında önemli rol oynamaktadır. Rekreatif sporda sosyal, ekonomik veya eğitim farklılıkları ortadan kalkar ya da önemsizleşir. Her kesimden insan ortak zevkleri doğrultusundaki bir araya gelirler ve ortak uğraşılarda bulunur. Spor her kesimden olan bu insanların birbirlerini tanımalarına, dostluk kurmalarına ve ortak amaçlar etrafında birlikte çalışmalarına imkan hazırlar. Örneğin; bir basketbol takımını oluşturan sporcuların etnik kökeni, ırkı, dini, sosyal ve kültürel durumu, eğitim düzeyi ya da ekonomik yönü katılanların hiç birisi için ön planda değildir ve önemsenmeyen unsurlardır. Takımı oluşturan ve her kesimden oluşan sporcuların ortaklaşa yaptıkları ve dikkatlerini öncelikle yoğunlaştırdıkları husus, basketbol faaliyetinin kendisidir. Bu durum toplum hayatının niteliğini geliştirmekte, toplumun moral değerlerini yükseltmektedir.

Spor demokratik toplum yaratılmasına önemli bir katkı sağlar; Bilhassa takım sporları sayesinde kişi, diğerleriyle olan ilişkilerini kurallar çerçevesinde yürütme, guruba liderlik yapma ve / veya liderle birlikte hareket etme, alınan kararları kabullenme, ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket etme, vb. değerleri geliştirir. Bu değerler ise Demokratik Toplum açısından çok önemli bireysel değerlerdir.

Spor insanları sosyalleştirir; daha çok sosyal ilişkiler kurmasında ve geliştirmesinde büyük rol oynar. Nitekim yeni arkadaşlıkların oluşması, grup içinde yer edinme, yerini idrak edebilme ve diğer grup üyelerini tanıyabilme gibi çabalar, kişinin sosyal yaşantısını etkileyerek olgunlaşmasını ve toplum hayatına alışmasını sağlar. Spor sayesinde bu değerlere kavuşmuş toplumların yaşadığı bölgelerde sosyal yapılar ( dernek, kulüp, tesisi, vb. ) artar ve ortak heves ve heyecanların paylaşıldığı bir ortamdaki kişiler gelişmiş sosyal ilişkiler kurar.

Spor ve Rekreatif yaklaşım toplumda çeşitliğin artmasına yardımcı olur. Bir toplumda insanların serbest zamanların da yapacak birçok aktivitesinin arayışı içinde olması çeşitliliği ve sosyal zenginliliği beraberinde getirecektir.

Rekreasyon ve sporun ulusal ruhun güçlendirilmesi, sosyal uyum(ulusal hemfikirlik), aile bağlarının güçlenmesi(aile ilişkilerinde yakınlaşma), yaşlıları kabul(ilgi alanları oluşturarak kendilerini yararlı hissetmeleri), vb. sosyal ve toplumsal davranışların gelişmesinde de olumlu etkileri vardır.

Ottowa üniversitesinden Jean Harvey and Francois Houle nin makalesinde ifade ettiği gibi spor Feminizm ve Ekolojizm gibi yeni sosyal hareketlerden çok derin bir şekilde etkilenmiş ve onların destekçisi olmuştur.
Ayrıca spor uluslarüstü iletişimin kurulması ve insanların uluslar üstü kültürel bir kimlikte toplumsal bilinç geliştirmesine yardımcı olmuştur..

Günümüzde toplum bilimciler toplumların gelişmişlik değerlendirmesini Dünya Sağlık Örgütünün (WHO ) ortaya koyduğu ESENLİK ( Wellness ) kavramına paralel bir şekilde ele almakta ve bir toplumu ve onu oluşturan bireyleri sadece iş ortamında ne kadar verimli olduklarıyla değil iş sonrası serbest zamanlarında NE ile uğraştıkları ile yorumlamaktadırlar. Bu değerlendirmede REKREATİF SPOR çok önemli bir yer tutmaktadır.

Prof. Dr. Gazanfer DOĞU

53
FAYDALI BİLGİLER / BEDEN EĞİTİMİ ve SPORUN GENEL AMAÇLARI
« : Ocak 04, 2009, 02:09:06 ÖÖ »

1739 sayılı fiili Temel Eğitim kanunu ; " Bir ülkenin kalkınma ve gelişmesinde en önemli faktör olan insanın, gücü mükemmel, fizik kapasitesi yüksek, ruh sağlığı tam, çocukluk yıllarından itibaren sistemli olarak Beden eğitimi ve sporun ömür boyu uygulanmasına inanmış bunu alışkanlık haline getirmiş olarak yetiştirmek genel amaçtır." Şekliyle açıklamaktadır.
Eğitim ve öğretim yüksek kurulunu 9.12.1987 tarih ve 57 sayılı kararı ile kabul edilen "Beden Eğitimi Dersi Öğretim Programında" ise Genel Amaçlar şu şekilde açıklanmıştır.(21.09.1957 tarih 215sayılı ile 01.07.1968 171 sayılı karar yerine )


GENEL AMAÇLAR
1. Atatürk'ün ve düşünürlerin beden eğitimi ve spor konusunda söyledikleri sözleri açıklayabilme,
2. Bütün organ ve sistemleri seviyesine uygun olarak güçlendirme ve geliştirebilme,
3. Sinir kas ve eklem koordinasyonunu geliştirebilme,
4. İyi duruş alışkanlığı edinebilme,
5. Beden eğitimi ve sporla ilgili temel bilgi,beceri, tavır ve alışkanlıklar edinebilme,
6. Ritm ve müzik eşliğinde hareketler yapabilme,
7. Halk oyunlarımızla ilgili bilgi ve beceriler edinme ve bunları uygulamaya istekli olabilme,
8. Milli bayramlar ve kurtuluş günlerinin anlamını ve önemini kavrama törenlere katılmaya istekli olabilme,
9. Beden eğitimi ve sporun sağlığa yaralarını kavrayarak boş zamanlarını spor faaliyetleri ile değerlendirmeye istekli olabilme,
10. Temel sağlık kuralları ve ilk yardım ile ilgili bilgi, beceri,tavır ve alışkanlıklar edinebilme,
11. Tabiatı sevme, temiz hava ve güneşten faydalanabilme,
12. İşbirliği içinde çalışma ve birlikte davranma alışkanlığı edinebilme,
13. Görev ve sorumluluk alma, liderlere uyma ve liderlik yapabilme,
14. Kendine güven duyma, yerinde ve çabuk karar verebilme,
15. Dostça oynama ve yarışma, kazananı takdir etme, kaybetmeyi kabullenme, hile ve haksızlığın karşısında olabilme,
16. Demokratik hayatın getirdiği tavır ve alışkanlıklar edinebilme,
17. Kamu kaynaklarını iyi kullanma ve koruyabilme,
18. Spor araç ve tesis bilgisi.(LİSE dengi okullar için)
 

54
Eğitim süreçlerinin hemen hemen bütün ülkelerde geleneksel ve tutucu nitelik taşıması, yalınızca kültürü tanıtmak ve yaymakla yetinip, geliştirme olanakları üzerinde durulmayışı nedeniyle, özgür eğitim, sosyal dinamizmin ve çağ koşullarının gerisinde kalmıştır. Bu nedenle biriken öğrenci ve yetişkin sorunları, diğer kurumlar yanında, örgün eğitim kurumlarına karşı genel bir eleştiri ortamının oluşmasına yol açmıştır. Bu nedenle, günümüzde okul öncesi eğitimden üniversitelere kadar, tüm eğitim kurumlarında yenileşme gereksiniminden ve yeni düzenlemelerden söz edilmektedir.
Sürekli bir değişim ve gelişim içinde olan çağımızda ve bireylerin buna bağlı olarak artan ve değişen ihtiyaçlarının karşılanmasında, eğitim programların da bireylerin bu ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ve hızda geliştirilmesi gerekir.
Ülkemizde, İlk Öğretim Okulları, Lise ve Dengi Okullara ait Beden Eğitimi Dersi Öğretim Programları 9/12/1987 tarihinde onaylanarak 1987-1988 Öğretim yılında itibaren uygulamaya konulmuştur. Bu program İlk Öğretim Okullarını, İlkokulları I. Kademe ve Ortaokulları II. Kademe olarak iki ayrı bölüme ayırmıştır. 1997 yılında yapılan yeni düzenleme ile Temel Eğitim 8 yıla çıkarılarak daha önce iki bölüme ayrılmış olan I. ve II. Kademe Eğitim Kurumları 1998-1999 Öğretim yılından itibaren birleştirilmiştir. Yapılan bu yeni düzenleme, eğitim ve öğretim bütünlüğünü sağlamak ve 1987 yılından beri yürürlükte bulunan ve Öğretim kurumlarında uygulanan müfredat programlarının geliştirilmesine süreklilik kazandırmak amacını da taşımaktadır. Bu amaç, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının 4/12/1987 tarih ve 232 sayılı İlköğretim Okulları, Lise ve Dengi Okullar, Beden Eğitimi dersi Öğretim programlarının kabulü için yapılan teklif yazısında ?Beden Eğitimi dersi Öğretim programlarının,1987-1988 öğretim yılından itibaren uygulamak ve denenip geliştirmek kaydıyla bağlı örneklere göre kabulü ? ifadesiyle açıkça belirtilmiştir.
Bir eğitim programın geliştirilmesi ise eğitim programının tamamen değiştirilmesi değil tüm öğrenme ve öğretme faaliyetlerini kapsayan düzenlenmiş programın, uygulama ve araştırma sonuçlarına göre yeniden düzenlenmesidir. Ancak bir programın geliştirilebilmesi için öncelikle o programın tam ve eksiksiz olarak uygulanması gereklidir. Program içeriğinde bulunan eksikliklerin ya da aksamaların uygulamadan ortaya çıkarılması mümkün değildir.
Yine bir öğretim programının hedeflerine ulaşıp ulaşmadığının tespiti de, uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi ile mümkündür. Ayrıca eğitim programlarının geliştirilmesi de araştırmacı yaklaşımı gerektirmektedir. Bu yaklaşım, bir yandan uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi için, diğer taraftan da bu sonuçların uygulamalar üzerindeki değişikliklere ve düzeltmelere yansıtılması için de gereklidir.
Bu amaçla öğretmen, okulda yada sınıfta öğrenmeyi kolaylaştırıcı ortamı ve koşulları sağlamak, öğrencinin etkileşeceği çevreyi düzenlemek durumundadır. Bu işlevini yerine getirebilmek için öğretmen ;
a) öğrencilere kazandırmak istediği özellikleri (davranışları yada davranış örüntülerini) saptayıp belirginleştirmek,
b) öğrencileri, kendilerine bu davranışları kazandıracak öğretim ya da öğrenme etkinliklerine sokmak,
c) ilgili davranışların öğrencilere kazandırılıp kazandırılamadığını anlamak için değerlendirme yapmak,
d) elde ettiği değerlendirme verileri ışığında, gerekiyorsa, ilk 3 maddede belirtilen işler ya da işlemlerde değişiklikler ve düzeltmeler yapmak zorundadır.

Bu hedeflerin belirlenmesinde toplumun ve öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçları dikkate alınmalı ve önceki uygulamalarda bulunan eksikliklerinde tespit edilerek giderilmesi gerekmektedir.
Bir program uygulama konulmadan önce, belirlenmiş hedefler öncelikle öğrencinin yapacağı davranışlar olarak ifade edilmeli daha sonra da bu davranışların, hangi konu içeriğiyle gerçekleştirileceği belirtilmelidir.

EĞİTİM : Bireyin davranışlarında, kendi yaşantısı yoluyla istendik değişmeler meydana getirme sürecidir.
ÖĞRENİM : Bireyin yaşantısının sonucunda davranışlarında değişme olmasıdır.
ÖĞRETİM : Belli bir süre içindeki öğretmeler dizisi ve öğretmeyi sağlayan etkinliklerdir.
Eğitim ve öğrenim tanımları arasında süreç bakımından özdeşlik olaya bakış yönünden ayrılık vardır. Süreç olarak eğitimde de, öğrenmede de bireyin davranışları yaşantı yoluyla değişmektedir.
Eğitim tanımında; eğitici bireyde istediği davranış değişikliğini oluşturmaya, onu istediği gibi davranan bir kişi yapmaya çalışmaktadır. Eğitim eğiticinin ( Öğretmenin ) İşidir.
Öğrenim; Öğrenci ise aynı süreç içerisinde kendisine özgü bir biçimde öğrenmesini sürdürerek davranışlarını değiştirmektedir. Öğrenme eğitilenin (Öğrencinin ) işidir.
Eğitimde, Öğretmenin öğrenim verebilme çabası önemlidir, fakat Öğrencinin öğrenme çabası daha önemlidir. Bu yüzden Eğitim öğrencide öğrenmeyi oluşturabildiği ölçüde başarılıdır.
Öğrenmede Eğitimde süreç olarak aynıdır. Bu süreç Öğretmenin gözüyle bakıldığında EĞİTİM, Öğrencinin gözüyle bakıldığında ise ÖĞRENME dir.

Eğitimin 4 temel amacı vardır.

1.Eğitim bireyi kültürlemeye çalışır.
Kuşaktan kuşağa gelişerek birikip gelen kültürel değerlerin bireyce benimsenmesini, beğenilmesini ve bunların geliştirilmesi için bireyin katkılarda bulunabilecek yeterliliğe ulaşmasını sağlamaktır.

2. Eğitim bireyi toplumsallaştırmaya çalışır.
Ulusça konulan yazılı ve yazılı olmayan kuralların bireyce benimsenmesini, uygulamasının ve bunların geliştirilmesi için bireyin katkılarda bulunabilecek yeterliliğe ulaşmasını sağlamaktır

3. Eğitim bireyin üretken olmasına çalışır.
Bireyin kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayabilecek, kendi yeteneklerine uygun bir iş yada meslek sahibi olması gereksinimlerini en verimli sırayla karşılaması, Ulusun zenginliklerini koruyucu geliştirici ve kalkınmayı hızlandırıcı bir tutum içinde olması için bireyi yeterli kılmaktır.

4. Eğitim bireyin bireyselleşmesini sağlar
Bireyin kalıtımla gelen gizli yeteneklerinin yönlendirip geliştirilerek, bunları kendisinin, ailesinin ve Ulusunun yararı için kullanabilme yeterliliğine ulaştırmak ve bireyin kişiliğini geliştirmektir.

Öğrenme sürecinde aşamalar :
1.Bir konunun öğrenilebilmesi için, bireyin konuyu öğrenmesine yetecek kişilik özelliklerine sahip olması gerekir. Bu duruma bireyin öğrenmeye hazır bulunuşluğunu gösterir.

2. Öğrenmeye hazır olan bireyin öğrenmeyle ulaşacağı amacı benimseyerek öğrenmeye istekli olması gereklidir. Öğrenmeye istekli ve ilgili olması bireyin güdülendiğini gösterir.

3.Bireyin benimsediği amaca ulaşması için, gereken bilgi beceri ve tutumu kazanması gerekir. Böylece birey öğreneceği konuyu irdeleyerek amaca ulaşacak eylemlere girişir.

4.Eylemlerin sunucunda elde edilen başarının ne oranda amacı gerçekleştirdiğinin bilinmesine gereklilik vardır. Böylece birey kendi değer duygularına göre sonucu değerlendirir.

5.Bireyin eylemleri sonucunda kazandığı bilgi, beceri ve tutumlarını gerektiğinde kullanmak üzere belleğinde saklaması beklenir. Öğrencilerin unutmasını engellemek ve unutmayı en aza indirgemek için izlenecek yöntemlerin bilinmesi gerekir.

6.Bir konuda, öğrencilerin bir başka konunun öğrenilmesine yardım etmesi umulur. Bireyin öğrendiklerini başka alanlara nasıl geçiş yapacağının ortaya çıkarılması gerekir.
Öğrenme 2 kümede tanımlanabilir:

1. Öğrenmenin sonucunda oluşan davranış değişmelerine dayanan somut tanımlar

a) Öğrenilenlerin yapılması,
b) Öğrenilenlerin bellekte saklanması,
c) Öğrencinin alışkanlık kazanması,
d) Öğrencini öğrendiklerini anlaması,
2. Öğrenmenin kuramsal sürecine dayanan soyut tanımlar.

a) Etki ve uyaranlara karşı tepkilerin yerleşmesi,
b) İç görü,
c) Güdülerin doyurulması,

Öğrenme ve öğretme ilkeleri :
1. Çocuğun düzeyine göre öğretim (gelişimi, yaşı, kapasitesi ve ihtiyaçları)
2. Hayatlılık ilkesi (bilgilerin güncelliği)
3. İş ilkesi (yaparak ve yaşayarak öğrenme ilkesi)
Öğrenciler :% 83 görme ,% 11 işitme ,% 3,5 dokunma ,% 2,5 tat alma ve koklama ile öğrenir
4.Ekonomi ilkesi ( zamanı ve enerjiyi en iyi şekilde kullanma )
5.Konular, basitten karmaşığa somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene yakından uzağa doğru verilmelidir.

Öğrenim öğeleri:
Öğrenci, Öğretmen, Amaç, Konu, Yöntem, ve Çevre öğretme etkinliğini (Öğretimi ) oluşturan öğelerdir.

ÖĞRENCİ :
Öğretimi oluşturan en önemli öğelerden biridir. Eğitim-Öğretim sürecinin odak noktasıdır. Öğrencini, her zaman öğrenen olarak düşünülmelidir. Öğrencini, öğrenen olarak düşünüldüğünde zeka bölümü hazır bulunuşluğunu gösterir. Öğrencinin kendi çevresinden getirmiş olduğu geçmiş yaşantıları da önem taşımaktadır. Öğrenmeye karşı olumsuz tutum ve davranışları öğrencinin peşin olarak öğrenmeye kapılarını kapatmasına neden olur. Okulun ve bir dersin yada konunun gereksizliğini düşünen öğrenci, öğrenmeye hazır değildir. Sonuçta elde edeceklerini değerli bulmuyorsa ; Öğrencinin öğrenmeye hazır bulunuşluğu sarsılmış ve güdülenmesi ortadan kalkmıştır.

Güdülenme bireyin gereksinimlerini doyurmak amacıyla, öğrenmek eylemine geçme isteği içinde bulunmasıdır.

Eğitim yönünden öğrencinin güdülenmesinin yollarını 2 kümede toplayabiliriz

a) Doğal güdülenme : Öğrencinin öğrendiği konular onun gereksinimlerini gideriyor yada sorunlarını çözüyorsa doğal olarak bu konulara güdülendiği gözlenir.
b)Yapay güdülenme : Öğrencinin öğreneceği konunun, kendisine sağlayacağı yararı yada gereksinimlerinin doyurulma değerini her zaman göremez. Bu durumda Öğretmen öğrencinin güdülenmesini çeşitli ödüller yada cezalar koyarak sağlamaya çalışır. Bu tür güdülenme yollarına başvurmak öğrencinin ikincil gereksinimlerini doyurma amacına yöneliktir.

Öğrenciyi sınırlayan faktörler
a) Öğrencinin gelişim düzeyindeki farklılıklar,
b) Konuların düzeyine uygunluğu,
c) Zihinsel yada fiziksel kusurlarıdır.

ÖĞRETMEN :
Öğrencinin eğitimindeki en önemli etmeni oluşturur. Yeri geldiğinde öğrencinin gözünde ana-babadan ve tüm diğer kişilerden daha üstün tutulmaktadır. Çoğu zaman öğrenciler öğretmenlerini kendilerine örnek olarak seçerler, bu bile öğretmenin eğitimdeki etkisini ortaya çıkarmaktadır.
Öğrencilere örnek olabilmek ve öğrencileri ile arasında dostluk ve güven yaratabilmek, öğretmenin başarısını artıran ve sürdüren bir özelliktir. Öğretmenin başarısını artıran bir diğer etmen ise düzenli ve planlı çalışmasıdır.

Öğretmenin özellikleri:

Karakter yönünden
1. Öğrencilerini akla uygun bir ölçüde sever,onlarla bir arada olmaktan zevk alır.
2. Öğrenmekten ve öğretmekten büyük haz duyar.
3. Enerjik ve sağlıklıdır.
4. Çekici ve düzenlidir.
5. Duygusal olgunluğa sahiptir.
6. Coşkularında durulaşmıştır.
7. Güven duygusuna sahiptir.
8. Korku ve kaygılarından arınmıştır.
9. Öğrencilerini beğenmede cömerttir.
10. İyi ilişkiler kurmada beceriklidir.
11. Başkalarıyla kolay kaynaşabilir.
12. Doğru ve yansızdır.
13. Hoşgörülüdür.
14. Şakadan anlar ve hoşlanır.
15. Sabırlı ve sinirlerine egemendir.

Toplumsal uyum yönünden
1. Öğretmenliği kusurlu hale getirmeyecek bir yaşama sahiptir.
2. Öğrencilerini olduğu gibi kabul eder.
3. Öğrencilerini kendine araç olarak kullanmaz.
4. Kendini öğrencileri ile özdeştirir.
5. Öğrencilerinin her birine birer kişi olarak davranır.
6. Öğrencilerini anlamaya çalışır.
7. Öğrencilerine dostça davranır.
Öğretim yönünden
1. Çalışmalarını dikkatle planlar.
2. Öğrenmenin her öğrencinin yaratıcı çalışmaları ile gerçekleşeceğini bilir.
3. Gerçekleri öğrencilere sunmakta çekinmez.
4. Öğrenme ilkelerini anlar ve kullanır.
5. Anlamaya önem verir.
6. İşlerini düzenli ve süresi içinde yapar.
7. Öğrencilerin düşüncelerini derste kullanır.
8. Konularını öğrencilerin ilgilerine bağlar
9. Öğrencilerin düşüncelerini ortaya koymasına olanak hazırlar.
10. Öğrencilerin öğrenme güçlüklerini tanımaya çalışır.
11. Yapıcı bir disiplin uygular.
12. Kendini yetiştirmeye karşı ilgisi vardır.
13. Toplumsal etkinliklere katılır.
14. Çevre kaynaklarından faydalanır.
15. Öğretici araçlardan faydalanır.

Öğretmeni sınırlayan faktörler:
Okul dışında ve mesleğinden getirdiği sorunlarıdır.
A) Mesleki işlerini yapmada özgürlük ve bağımsızlık,
B) Güvenlik içinde olmak ve ilgi, kabul görmek,
C) Bölgelere göre değişen yaşam şartlarını güçlüğü,
D) Okul binası ve ders araç ve gereçlerinin yokluğu,
E) Maaşının azlığı,
F)Kendini hizmet içinde yetiştirememesi.

Öğretmenin önem sırasına göre yetişmek istediği hizmet içi konular :
1. Kendi kendini yetiştirme yolları,
2. Göze ve kulağa hitap eden araçları kullanma ve faydalanma yolları,
3. Sınıfta ve okulda disiplini sağlama yolları,
4. Ders araçlarını kullanma ve faydalanma yolları,
5. Çocuk ve gelişim psikolojisi,
6. Ders araçları yapımı,
7. Toplum kalkınmasında öğretmene düşen görevleri başarma yolları,
8. Eğitim ve öğretimde yeni buluşlar,
9. Geri ve üstün zekalı çocukların eğitimi,
10. Ders program ve konularının çevre imkanlarına uydurulma yolları ve teknikleri,
11. Sınıfın iyi bir şekilde yönetilmesi yolları,
12. Okul - aile işbirliğini geliştirme yolları,
13. Öğretmen, yönetici, müfettiş ilişkilerini düzenleme yolları,
14. Okulun bilimsel yollarla yönetimi,
15. Öğretmen öğrenci ilişkilerini geliştirme yolları,
16. Sakat çocukların eğitimi,
17. Gurupla çalışma yolları ve teknikleri,
18. Öğrenci eğitsel kollarının kurulma ve çalışma yolları,
19. Dersleri planlama yolları ve teknikleri,
20. Rehberlik ve okullarda uygulanışı,
21. Uygulanmış öğretim metotları.

AMAÇLAR :
Neyi, niçin yapacağımızı ortaya koyar. Öğretmene, öğrenme sürecinde bir rehber rolü oynar. Ancak aynı zamanda öğrencinin neyi ve neleri yapmaktan sorumlu olduğunu ortaya koyan planlamadır.
Amaçlar, konulardan önce hazırlanmalı ve ulaşmak istenen hedefler belirlenmelidir. Yoksa amaçlarla konu arasındaki bağ yeterli düzeyde kuvvetli olmaz ve amaçlar fonksiyonelliğini yitirir.
Okul programları, eğitim amaçlarını, eğitim hedeflerine çevirme işini öğretmene bırakmıştır. Öğretmen her dersin başında bulunan eğitim amaçlarını, planını yaparken daha özel ve somut bir duruma getirmelidir.

Amaçlar :
1. Açık ve anlaşılır olmalı,
2. Öğrenciye ait olmalı öğrencinin yapacağı işi ifade etmeli,
3. Tutarlı olmalı, diğer amaçlarla çelişmemeli,
4. Ulaşılabilir olmalı, öğrencinin seviyesine uygun olmalı,
5. Ekonomiklik taşımalı, uzun süre kalıcı olmalı,
6. Kapsamlı olmalı, olaylarla sonuçları arasında ilişki kurabilmeli,
7. Bütünlük taşımalı amaçlar birbirinden kopuk ve bağımsız olmamalıdır.

KONU :
Öğrenme süreci içinde öğrenciyi, amaca ulaştıran ve taşıyan bir araçtır. Önemli olan konunun kendisi olmamakla birlikte, amaca ulaşmak temel alınmalıdır.
Değişik konular seçilerek aynı amaçlara ulaşılabilir, ancak işlenecek konular amaç olarak değil araç olarak algılanmalıdır.
Konuların seçiminde ; Öğrencilerin düzeyi, yaş ve gelişim kapasiteleri dikkate alınmalı, seçilecek konuların güncelliğine ve hayata geçirilebilir olmasına dikkat edilmeli, kapsamının çok fazla geniş olmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca konunun işlenebilmesi için gerekli araç gereç ve çevre imkanlarını göz önünde bulundurulmalıdır.

YÖNTEM :
Amaca ulaştıracak en kısa ve en güvenilir yol olarak tanımlanabilir. Yöntem öğretme kurallarının ve öğrenme ilkelerinin belli biçimlerde uygulanış tekniğidir.
Tekniğin (Yöntemin) uygulanışında ise öğretmenin kişiliği, tarzı ve öğrencilere ve konuya yaklaşımı, uygun yöntemi seçimi önemli rol oynar, tekniğe canlılık ve hareketlilik kazandırır.
Öğretmen tüm yöntemleri bilmeli ve konuya uygun yöntemi seçerek amaçlara erişmeye çalışmalıdır.

ÇEVRE :
Öğrenme etkinliğinin yapıldığı yerdir. Geniş anlamda öğrencinin hiç bir korku ve baskı altında kalmadan öğrenme faaliyetine devam edebildiği yer ve öğrenciyi etkileyen dış uyaranların yaratıldığı ortamdır.
Öğrenciler, öğretmenle ve birbirleri arasında yardımlaşarak ve çeşitli bilgiler edinerek, çıkan problemleri çözmeye çalışır, çeşitli ilişki ve etkileşimlerde bulunurlar. Bu etkileşim aslında eğitimin bütünlüğünü ve sosyal etkileşimi oluşturan ana öğelerdir.
Sınıfın toplumsal havasının iyi olması öğrencilerin birbirleriyle iyi ilişkiler içinde olması da önemlidir. Öğretmenin demokratik bir bir tutum içinde olması da sınıftaki sosyal etkileşimin oluşumuna katkıda bulunmaktadır.
Ayrıca okulun yeri fiziki şartları,araç gereç bakımından uygunluğu normal sıcaklıkta oluşu iyi bir öğretim çevresi yaratmaktadır.

55
FAYDALI BİLGİLER / EGZERSİZ
« : Ocak 04, 2009, 02:07:35 ÖÖ »
Formda olmaktan sıklıkla söz edilir ama, neden ve nasıl formda olunacağını çoğu kimse bilmez.
Formda olmak, yorulmadan nefes nefese kalmadan günlük işleri sürdürebilmek, merdivenleri tırmanmak, acele bir yere gitmek için olduğu kadar, kendini iyi hissetmek ve sağlık için de gereklidir. Kalbe güç katar, kan dolaşımının düzenli olmasını, tansiyonun ve kandaki kolesterolün düşük olmasını, fazla kilolardan kurtulmayı ve stresi azaltmayı sağlayarak ciddi kalp hastalıkları riskinden uzak tutar.
'Formdayım' diyebilmek için, kalp ve ciğerlerin sağlığı için dayanıklılık, kas gücü ve vücudun kolay hareketi için esneklik gereklidir.
Egzersiz:
Tüm egzersizler yararlıdır ama kalp için en yararlıları, dayanıklılık sağlayanlarıdır. Düzenli olarak yapılan, hızlı yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme bunlar arasında sayılabilir. Her türlü egzersiz, birikmiş olan gerginliği giderir. Yorucu bir günün sonunda, kendinizi televizyon karşısına bırakmaktansa, hızlı bir yürüyüş ya da yüzmeyi denerseniz ne kadar rahatladığınızı ve ne çok enerji kazandığınızı hayretle göreceksiniz.
Egzersizin altın kuralı, önce ölçülü başlamak, daha sonra ölçüyü arttırmak ve egzersizi sürekli hale getirmektir. Bir çok uzmana göre egzersizin etkili olabilmesi için haftada iki ya da üç kez en az 20 dakika yapılması gereklidir.
Değişik egzersiz türlerinin katılması daha çok zevk almayı sağlayacak ve daha yararlı olacaktır.
Bir jimnastik hocasının yardımıyla egzersiz programı düzenlemek daha da yararlı olacaktır.
Spor:
?Yeni bir spora başlamak isterdim ama hiç zamanım yok?. Hemen herkesin ortak mazereti olan bu yerinmenin tek cevabı şöyledir, insan isterse zaman bulabilir.
Egzersizi yaşamın bir parçası haline getirenler, kendilerini daha iyi hissedip, işlerini daha kısa sürede yaptıklarını ve sonunda kendilerine daha çok zaman ayırabildiklerini gördükçe, önemini daha iyi kavramaktadır.
Golf, yelken, rüzgar sörfü, tenis, binicilik, okçuluk gibi değişik spor türleri de bir yenilik ve ilgi alanı olabilir. Bunların arkadaşlarla birlikte yapılması, birbirini harekete geçirmek ve daha çok zevk alma açısından yararlıdır. Bu tür sporlara olanak yoksa, yürüyüş, koşu, bisiklet ve yüzme gibi sporlar da hele ailece yapıldığında çok keyif vericidir.
Günlük yaşamda egzersiz
1. Bazı egzersizleri günlük yaşamınızın akışı içine sokmaya çalışın. Örneğin, otobüsten birkaç durak önce inin, yolun gerisini yürüyün. Yakın yerlere yürüyerek gidin, asansör yerine merdivenleri kullanın.
2. egzersize ölçülü başlayıp, zamanla arttırmak gereğini unutmayın.
3. Kendinizi aşırı yormayın, tatlı bir yorgunluk hissedene kadar egzersiz yapın.
4. Egzersize başlamadan önce kaslarınızı ısıtmanız ve esnetmeniz gerekir.
5. Yorulduğunuz zaman egzersizi birden kesmeyin, hareketlerinizi yavaşlatarak bir süre sonra dinlenmeye geçin.
6. Egzersize yemeklerden en az bir saat sonra başlayın.
7. Vücudunuzda acı hissederseniz, egzersizi bırakmanız gerekir.
8. Yüzme, yürüyüş ve bisikletteki gibi zorlanmadan yapılan ritmik hareketler daha iyidir.
9. Uzun süre egzersiz yapmadıysanız, yaşınız 40'ın üzerindeyse, yakın zamanda hastalık geçerdinizse veya eklemlerinizde bir sorun varsa, doktor kontrolünden geçmeden egzersize başlamayın.
Günü, başladığınız gibi zinde bitirmek, kendinizi bitkin değil canlı hissetmek, her gece derin ve dinlendirici uyku uyumak, merdivenleri rahatça çıkıp, konuşabilecek soluğu bulmak ve ileri yaşlarda sağlıklı ve canlı bir şekilde yaşamak için tek yol, formda olmaktır.
Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için, buna yol açan risk faktörlerinden uzak durmak gerekir.
Bunun için dikkat edilmesi gereken altı özellik vardır;
1. Dengeli beslenmek.
2. Fazla kilolardan kaçınmak.
3. Yüksek tansiyonu önlemek.
4. Stresten mümkün olduğunca uzak durmak.
5. Sigarayı bırakmak
6. Düzenli egzersiz yapmak.
Bütün bu risk faktörlerini dikkate almak sağlıklı yaşamın temel kurallarından biri haline gelmektedir.

56
FAYDALI BİLGİLER / SPORDA PSİKOLOJİK HAZIRLIK NEDİR?
« : Ocak 04, 2009, 02:06:53 ÖÖ »
Spor Bilimleri, "antrenmanı" sporcuyu en yüksek verime götürecek teknik, kondisyon ve psikolojik çalışmalar olarak tanımlar.
Psikolojik çalışmalar da sporcunun duygusal, düşünsel ve davranış becerilerini geliştirmek için yapılır. Bunun anlamı; sporcunun hem maç ve yarışmalardaki performansını en üst düzeye çıkarmak, hem de yaşam kalitesini artırmak için yapılır.
Spor psikolojisi ise bu alanın adıdır ve multidisipliner bir özellik taşır. Bu çalışmaları yaptırmak için psikolog olmak tek başına yetmez. Spor Bilimleri alanında eğitim görmüş olmak ve kişinin spor geçmişinin de olması kendisine avantaj sağlayacaktır.
Bu çalışmaları yaptıran kişiye spor psikoloğu, Mental Trainer, veya benim adlandırmamla Mentor adı verilir. Mentor, teknik ekibin içinde yer alır.
Sporcuların psikolojik hazırlıklarına çeşitli testler yapılarak başlanır. Kişilik Testleri, Anlık ve Genel Kaygı Durumlarını ölçen testler, Psikolojik Performans Profilleri, Benlik algısı vs gibi. Daha sonra sporcuların hedef ve vizyon, misyon çalışmaları yapılır. Sporcunun ve kulübün değerlikleri çıkartılır ve bir yol haritası hazırlanır. Bu doğrultuda sporcuya, kendini tanıma, yeteneğini geliştirme, motivasyon, konsantrasyon kendini kontrol, rahatlama ve gevşeme çalışmaları, stres yönetimi, özgüven, özsaygı geliştirme, baskı altında performansı koruma, takım ruhu, takım iletişimi ve çatışma yönetimleri gibi eğitimler ve danışmanlıklar yapılır.
Bu eğitim ve danışmanlıkların asıl amacı sporcuya işine yarayacak becerilerin öğretilmesi ve yıldız bir sporcu olması için gereken tüm becerilerin kazandırılmasıdır.
Zaman zaman bireysel görüşmelerle sporcuların gelişimleri takip edilir, notlar tutulur ve gelişimleri sürekli izlenir. Bu detaylar Teknik Direktör ve antrenörlerle paylaşılarak daha sonra yapılması gereken tutumlar belirlenir.
Bazı bilgiler çok özeldir ve bu bilgiler yalnızca sporcu ile danışmanın arasındadır, hiç kimse ile paylaşılamaz.
Spor Psikoloğu veya mentoru aynı çalışmaların benzerini teknik ekiple de yapar. Mentor teknik ekibin de danışmanı, eğitmeni ve sırdaşıdır.
Bu çalışmalar uzun bir süreye yayılır. Mentor veya spor psikoloğu aynı sporcular gibi kampa girer, onlarla birlikte yaşar, her yerde ve her durumda sporcu, teknik adamları izler ve sürekli geri bildirim verir. Bu geri bildirimlere göre gereken eğitim veya danışmanlıkları yapar.
Ara sıra yapılan sohbet toplantıları psikolojik hazırlık değildir. Ben söyledim onlar yapamadı tavrı, çalışmaların gizliliğinin bozulması ise spor ve meslek etiğine aykırıdır.
Milli takım kampları terapi merkezleri değildir. Orada sporcuları daha yüksek verime götürmek için çalışmalar yapılır.
Kariyerinin sonuna gelen sporculara hayatın ikinci yarısına hazırlanma eğitimleri vermekte mentorun görevidir. Eğer sporcu klinik sorunlar yaşarsa takım doktoru ile bunları paylaşarak sporcuya klinik yardım alması için yardım edilir.

Turgay BİÇER

57
FAYDALI BİLGİLER / SPORDA İNSANIN FİZYOLOJİK SINIRLARI
« : Ocak 04, 2009, 02:06:16 ÖÖ »
Çünkü insan çok boyutlu bir varlık ve öteki boyutlarında ufuklar daha açık. Fizyolojik boyutlarını ortaya çıkaran spordaysa türümüz, doğal sınırlarına yaklaşıyor gibi. Ancak, uluslararası karşılaşmalar, özellikle de olimpiyatlar artık sporculardan çok ülkelerin madalya sayısıyla ölçtükleri bir prestij yarışı haline geldiğinden, bu sınırları zorlamak, ötesine geçmek için büyük bütçeli bilimsel araştırmalar sürdürülüyor. Sonuçta sporcular, dürüstlükle hilenin kolayca ayırt edilemediği bir gri bölgede performanslarını ortaya koyuyorlar. Atina Olimpiyatları?nın, insan sınırları üzerinde uyandırdığı ilgi, bir sonraki olimpiyata kadar sönmeden, insan performansı, bunları artırmanın dürüst ve hileli yollarını konu alan bilimsel makalelerden bir derleme sunalım istedik.

Afrika?nın Sırları
1968 yılında Mexico City?deki Olimpiyat Oyunları?nda Kip Keino adlı Kenyalı bir atlet Batılı rakiplerine fark atıp, üstelik bir de dünya rekoru kırıp 1500 metrede altın madalyayı alarak herkesi şaşırtmıştı. Artık kimse şaşırmıyor. Herkes biliyor ki orta ve uzun mesafelerde madalyalar Kenyalıların. Günümüzde 3000 metre steeple pist koşusuyla 15, 20 ve 25
kilometre yol yarışlarında, yarı-maraton ve maratonda dünya rekorları Kenyalıların. Kenyalı kadın atletlerinde erkeklerden geri kalır tarafı yok. Onlar da maratonun ve uzun yol koşularının rakipsiz favorileri. Kenyalı atletlerin madalya tutkularının yanısıra bir başka özellikleri de var: Büyük çoğunluğu, Kenya?nın ünlü Rift (fay) Vadisi?nin küçük bir bölgesinde yaşayan ve Kalenjin diye adlandırılan bir kabileler topluluğundan geliyorlar. Kenyalıların bu başarısının sırrı, tahmin edilebileceği gibi pek çok ülkenin araştırmacılarını uzun süre meşgul etti. Kuramlar geliştirildi. Acaba yüksek irtifa mı ciğerleri büyütüp etkili oksijen kullanımını sağlıyordu? Bu insanların mısır ağırlıklı diyetlerinin bir rolü olabilir miydi? Çocuklar okula koşarak gittikleri için mi dayanıklı atletler haline geliyorlardı? Belki de başarının bu etnik ve folklorik özelliklerle bir ilgisi yoktu ve Kenyalı atletler başkalarının dayanamayacağı kadar ağır bir antrenman programıyla yarışlara hazırlanıyorlardı.
Bu arada başka bir grup araştırmacı da benzer sorularla bir başka Afrika sırrını aydınlatmaya çalışıyorlardı. Neden ataları kıtanın öteki yakasından, Batı Afrika?dan gelen sporcular dünyanın en iyi hız koşucuları oluyorlardı? Kenyalılar efsanesinin sırrının çözülmesine, Danimarka?daki Kopenhag Kas Araştırmaları Merkezi?nin İsveçli yöneticisi Bengt Satlin öncülük etti. 1990?lı yıllarda Satlin?in ekibi, Kenyalı ve İskandinavyalı koşucuların fizyolojik yapılarını ve her iki taraftan spora yeni başlayan acemi koşucuların ?eğitilebilirlik? derecelerini karşılaştırmaya başladı. Aradan 10 yıl geçtiğinde Kenyalıların direnç gerektiren koşulardaki üstünlüğünü açıklamak üzere geliştirilen popüler kuramlar birer birer çökmeye başladı Bilmecenin anahtarı coğrafi yükseklikte yatmıyordu. Çünkü Kenyalılarla İskandinavların oksijen tüketme kapasiteleri arasında bir farklılık görülmüyordu. Kenyalıların diyetleri de gerekli bazı amino asitler, vitaminler ve hatta yağ açısından oldukça zayıftı. Okula koşma hipotezide ayakta kalamadı. Çünkü artık Kenyalı okul çocukları da Danimarkalı yaşıtlarından daha hareketli değillerdi. Belki Kenyalıların yorgunluğa daha fazla dayanıklı olmaları, bir ipucu sağlayabilirdi. Oksijensiz kalmış, yorgun kaslarca üretilen laktat adlı madde, kanlarında daha yavaş toplanıyordu. Dolayısıyla Kenyalılar, aynı miktarda oksijen soluyarak Avrupalılardan %10 daha fazla koşabiliyorlardı. Bu da sorunun çözülmesine yardımcı oldu. Nasıl ki aerodinamik tasarımlı bir spor arabanın yakıt verimi daha fazla oluyorsa, Kenyalı spocuların ?tasarımı?da kendilerine aynı yakıt verimliliğini sağlıyor. Geçtiğimiz aylarda bir BBC televizyon belgeseli Kalenjin halkını şöyle betimlemiş: ?Kuş bacağını andıran bacakları var. Çok uzun, çok çok ince çıtalar adeta. Bunlar üzerinde yaylana yaylana, kayar gibi gidiyorlar? Saltin?in ekibi bu tarifin daha ince bir ölçüsünü almış. Danimarkalılarınkine kıyasla Kenyalıların baldırlarında 400 gram daha az et bulunuyor. Bir ağırlık, kütleçekimi merkezinden ne kadar uzaksa, onu hareket ettirmek için daha fazla enerji gerekir. Saltin?in ekibi, koşucularda bileğe takılan 50 gramlık bir ağırlığın, oksijen tüketimini %1 oranında artıracağını hesaplamış. Bu durumda Kenyalıların ince baldırları, kilometre başına %8 enerji tasarrufu sağlıyor. Ancak Saltin?in bulguları, ince bacaklar ve sağladığı avantajlardan ibaret değil. Kenyalı koşucuların iskelet kaslarında yüksek laktat döngüsüne karşılık düşük laktat üretimini sağlayan bir enzim görece yoğun.
Saltin?e göre bu, yağ asitlerini oksitleyecek olağanüstü yüksek bir kapasite yaratıyor, böylece de kasların biyokimyasal tepkimelerinden daha fazla enerji sağlanabiliyor. Yoğun antrenmanlar, vücudun biyokimyasını değiştirdiğinden Saltin, gözlediği enzim düzeylerinin çalışmaktan mı kaynaklandığı, yoksa genetik kökenli mi olduğu konusunda kesin birşey söyleyemiyor; ancak, ?kalıtımsal olduğunu sanıyorum? diyor. Avustralya?daki Sydney Üniversitesi?nden egzersiz fizyoloğu Adele Wilson başkanlığındaki bir ekibin Güney Afrikalı siyah atletler üzerinde yaptığı deneylerin sonuçları da Kopenhag grubunun bulgularıyla örtüşüyor. Deneylerde, koşu performansları Kenyalılarınkini andıran Güney Afrikalı siyah atletler beyaz koşucularla karşılaştırılmışlar. Her iki grubun da VO2 max değerleri aynı çıkmış. Yani maksimum efor sırasında dakikada vücut ağırlığının her kilosu için aynı oksijen miktarını kullandıkları belirlenmiş. Ancak, siyah koşucuların oksijeni daha verimli biçimde tükettikleri görülmüş. Siyah koşucular maksimum hızda dönen bir koşu bandı üzerinde beyazların iki katı süreyle kalabilmişler. Kenyalılarda olduğu gibi Güney Afrikalı siyahların da daha az laktat biriktirdikleri ve kaslarındaki enzim düzeylerinin yüksek olduğu ortaya çıkmış. Doğu Afrikalılar uzun mesafe koşularında başı çekerken, Batı Afrika kökenliler de kısa mesafelerde kendilerini gösteriyorlar. Batı Afrikalılar üzerinde fazla deney yapılmamış, ama avantajları konusunda bazı olgusal kanıtlar var. ABD?li siyahların çoğunluğunun da mensup bulunduğu Batı Afrika kökenli atletler, 100-metre kategorisinde yapılan son 500 yarışın, altısı dışında hepsini kazanmışlar. Son çalışmalar, Batı Afrikalı atletlerin beyazlara kıyasla daha yoğun kemiklere, daha az vücut yağına, daha dar kalçalara sahip olduklarını, uzun bacaklarının üst kısımlarının daha kalın, baldırlarının daha ince olduğunu göstermiş. Batı ve Doğu Afrikalılar arasındaki farklarsa daha da ilginç. Ünlü Kenyalı koşucular küçük yapılı, ince ve 50-60 kilo ağırlıkta olurken, Batı Afrikalı atletler daha uzun ve 30 kg kadar daha ağır oluyorlar. Aradaki farklılıklar yalnızca vücut biçimlerinde değil. Afrikanın iki yakasındaki atletlerin hakim kas liflerinin tipleri arasında da farklılıklar var. Bilim adamları, büzüşme hızlarına göre kasları iki ana gruba ayırıyorlar. Tip 1 ya da ?yavaş seyiren? kaslar ve Tip II, hızlı seyiren kaslar. Bu sonuncusu da yine kendi içinde ikiye ayrılıyor. Tip IIa diye adlandırılan, hızlı ve yavaş seyirenler arasında bir orta durak olan kas tipiyle, süperhızlı seyiren Tip IIb kaslar. Mukavemet koşucuları genellikle daha yoğun kılcal damar ağlarına ve çok daha fazla sayıda mitokondriye sahip olan Tip I kas lişerine sahip oluyorlar. Kısa mesafe koşucularının kaslarıysa genellikle Tip II grubundan. Bunlar çok miktarda şeker ve oksijen eksikliğinde bunları yakan bol miktarda enzim içeriyorlar.1980?lerde Kanada?daki Laval Üniversitesi?nden Claude Bouchard?ın ekibi, Fransız kökenli beyaz Kanadalılarla, Batı Afrikalı öğrencilerin üst bacak kaslarından iğneyle biyopsi örnekleri almış. Afrikalıların kaslarındaki hızlı seyiren lif oranı %67,5 olurken, bu oran Kanadalı Fransızlarda %59 olarak belirlenmiş. Saltin?e göre mukavemet koşucularındaki kasların %90 ya da daha yukarısı yavaş seyiren liflerden oluşuyor.

58
FAYDALI BİLGİLER / SPORDA RİSK FAKTÖRLERİ
« : Ocak 04, 2009, 02:05:32 ÖÖ »
Spor dünyasında her gün sporcular çeşitli risklerin altında aktivitelerine devam etmektedir. Bu risklerin bir bölümü sporcuların performansını olumsuz yönde etkilerken, bir bölümü de sportif yaralanmalara yol açmaktadır.
Ayrıca ülkemiz özelinde, sporda çok önemli olduğuna inandığımız, ?sporda risk? konusunda birçok sporcunun, çalıştırıcının ve yöneticinin yeterli bilgisi bulunmadığı bilinmektedir. Bu nedenle sporcuların, öncelikle de çalıştırıcıların ilerideki bölümlerde sıralamaya çalışacağımız bu riskleri gerek antrenman, gerekse yarışmalarda göz önünde bulundurması gerektiğini düşünüyoruz.
Özellikle antrenman sırasında yaşanan veya yaşanması gündeme gelen ama bir performans düşüklüğüne ve yaralanmaya yol açtığında fark edilen riskler çok çeşitlidir. Bu ve buna benzer risklerin, risk olduğu fark edildiğinde iş işten geçmiş olmakta, sporcu ya performans düşüklüğü, ya da yaralanma ile karşılaşmaktadır. Aşağıda sporda risk faktörü oluşturan iç ve dış faktörleri değerlendireceğiz.

DIŞ FAKTÖRLER:
A.SAHA İLE İLGİLİ FAKTÖRLER:
1.Sahanın fiziki koşularının yarattığı riskler:
a.Sahanın açık veya kapalı olması
b.Emniyet mesafesi olmaması
c.Sahadaki diğer güvenlik önlemlerinin alınmaması

2.Zeminin yarattığı riskler:
a.Zeminin düzgünlüğünü yitirmiş olması
b.Zeminin stabilitesini yitirmiş olması
c.Zeminin ıslak olması
d.Zeminin donmuş olması
e.Zeminin kirli olması
f.Zeminde yabancı madde bulunması

3.Aydınlatma durumunun yarattığı riskler:

B. ARAÇ VE GEREÇ İLE İLGİLİ FAKTÖRLER:
1.Giysi
2.Ayakkabı
3.Ayakkabı bağı
4.Top
5.File
6.Kale direkleri
7.Aletlerin sabitliği
8.Koruyucu malzemeler
9.Taping (Bandaj).

C.OYUN (YARIŞMA) İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
1.Sporun türü
2.Takımın veya sporcunun durumu
3.Sporcunun takım içindeki durumu
4.Yedek oyuncu
5.Yarışmanın düzeyi
6.Hedefin değişmesi
7.Oyun kuralları, düzenlemeler
8.Deplasman faktörü
9.Deneyim faktörü
10.Beklentiler faktörü

D. SOSYAL FAKTÖRLER
1.Aile faktörü
2.Eş faktörü
3.Coach faktörü
4.Hakem faktörü
5.Medya faktörü
6.Para faktörü
7.Eğitim ve kültür faktörü
8.Dil faktörü
9.Yönetici faktörü
10.Seyirci faktörü
11.Süreli kontrat
12.Kadro değişikliği
13.Belirsizlik durumu

E.ANTRENMAN İLE İLGİLİ FAKTÖRLER:
1.Isınma (Warm-up)
2.Yanlış antrenman
3.Sürantrenman (Overtraining)
4.Ağırlık antrenmanları

F.ÇEVRE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER:
1.Circudian ritm (Günlük ritm)
2. Jet lag (Zaman değişimi)
3.Yükseklik
4. Sıcak (Isı çarpması)
5. Soğuk
6.Dehidratasyon (Su kaybı)
7.Hava kirliliği

G.ALIŞKANLIKLAR İLE İLGİLİ FAKTÖRLER:
1. Alkol
2. Sigara
3. Beslenme
4. Kilo kaybı
5. Ergojenik yardım
6. Doping
7. Cinsel yaşantı
8. Dini alışkanlıklar
9. Uyku düzeni
10. Rutindeki değişiklikler

DIŞ FAKTÖRLER
A.SAHA İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Saha ile ilgili faktörleri, sahanın fiziki koşulları, zeminin özellikleri ve aydınlatma durumu olmak üzere üç ana başlık altında incelemek mümkündür.

1.Sahanın fiziki koşullarının yarattığı riskler
Yarışma veya antrenmanın yapılacağı saha, zaman zaman fiziki koşullarından kaynaklanan risklere sahiptir. Bu riskler elimine edilebileceği oranda elimine edilmeli, elimine olanağı yok ise riskler göz önüne alınmalıdır. Sahanın fiziki koşulları şu riskleri beraberinde getirir.

a.Sahanın açık veya kapalı olması
Oyun alanının açık veya kapalı olmasının getireceği riskler vardır. Açık alanlarda yapılan sportif aktivitelerde sporcular öncelikle hava koşullarının yol açacağı olumsuzluklardan etkilenirler. Aşırı sıcak, aşırı soğuk, yağış gibi faktörler bunların bazılarıdır.

Kapalı alanlarda antrenman yapan veya yarışan sporcular için ilk nokta alanını yeterli derecede ısıtılması veya soğutulması konusudur. Salonun yetersiz ısınması beraberinde çeşitli sağlık sorunlarını getirebileceği gibi, yaralanma riski ve performans düşüklüğüne de yol açabilir.

Ayrıca sporcular antrenmanları sırasında artmış olan vücut sıcaklarını azaltmak için kapı önlerini tercih etmektedir. Bu kapı önleri gibi hava sirkülasyonunun olduğu yerler, terli sporcular için soğuk algınlığı ve çeşitli bölgelerinin tutulması gibi risklere yol açmaktadır. Çok basit görünen bu ve benzeri konuların antrenörün riskleri azaltmak için göz önüne alması gereken konular olduğunu düşünüyoruz.

b.Emniyet mesafesi olmaması:
Sporcular oyun sahasının içinde aldıkları hızı zaman zaman frenleyememekte ve sahanın dışına çıkmak zorunda kalmaktadır. İşte burada saha ve salonun fiziksel koşulları gündeme gelmektedir. Eğer yeterli bir frenleyebilme/yavaşlama alanı yok ise sporcu açık sahalarda tel örgülere, salonlarda duvarlara çarpmak zorunda kalmaktadır.

Bu tip olaylara gerek amatör yarışmalarda, gerek deplasmanlı lig düzeyindeki yarışmalarda, gerekse salon atletizm yarışmalarında sık sık rastlamaktayız. İşte bu noktada frenleyebilme/yavaşlama mesafesinin yokluğu hem performansı düşürücü, hem de yaralanmayı artırıcı bir risk faktörü yaratır.

Ayrıca burada yavaşlama/frenleyebilme için yeterli mesafenin temizliği ve düzgünlüğü de önemli bir konudur. Çünkü, genelde spor salonlarında sadece oyun alanının temizliği yapılmakta, diğer alanlar gözardı edilmektedir.

c.Sahadaki diğer güvenlik önlemlerinin alınmaması
Spor alanının bulunduğu yerde, oyun alanının dışında kalan ve sporcular için tehlike teşkil edecek yerler önceden belirlenmeli ve bu yerler tehlikeyi ortadan kaldıracak veya minimalize edecek şekilde örtülmelidir.

2.Zeminin yarattığı riskler
ABD?de yapılan bir araştırmada bir profesyonel takımın yarışma sezonu boyunca oyuncularının maruz kaldığı 60 yaralanma olayındaki dört temel nedenden birinin zemin olduğu bulunmuştur. Bu nedenle zemin başlı başına bir risk faktörüdür. Zeminde karşılaştığımız sorunları şu şeklide sıralayabiliriz:

a. Zeminin düzgünlüğünü yitirmiş olması
Burada en önemli konu zeminin düzgünlüğüdür. Düzgünlüğünü yitirmiş zeminde sporcular, adeta tuzaklara dolu bir alanda gibidir. Birçok açık saha, sahanın üzerindeki yoğun sportif aktiviteden,hava koşullarının getirdiği sorunlardan ve bakımsızlıktan, düzgünlüğünü yitirecek tehlikeli bir zemin haline gelmektedir.

Salon sporlarında zeminin düzgünlüğü, zaman zaman salon zeminlerinin bakımsızlığından kaynaklanan çökmelerle veya su alımından kaynaklanan şişmelerle ortadan kalkmaktadır.

Ayrıca bazı spor dalları minder üzerinde yapılmaktadır. Burada minderin düzgünlüğünü yitirmiş olması da aynı sorunu getirir. Sonuçta düzgünlüğünü yitirmiş zeminde ortaya konacak performans düşmekte ve yaralanma riski artmaktadır.

b.Zeminin stabilitesini (sabitliğini) yitirmiş olması
Özellikle spor salonlarında bakımsızlıktan veya yoğun sportif aktivitelerden salon zeminini oluşturan materyallerde çökmeler, yerinden çıkmalar olmakta, ayrıca minder üzerinde yapılan sporlarda da minderin içindeki malzemeden kaynaklanan çökmeler veya şişmeler olabilmektedir. Bu da beraberinde hareket eden (oynayan) alanları getirmektedir. Böylece zeminin stabilitesi (sabitliği) ortadan kalkmaktadır. Ayrıca örneğin kayak sporunda veya buz pateninde zeminin bazı bölgelerinin erimesi, o pistin stabilitesini bozan bir faktördür.
Zeminin stabilitesini yukarıdaki nedenlerden ötürü yitirmesi, sporcunun performansını düşürücü ve yaralanma riskini yükseltici bir neden oluşturmaktadır.

c.Zeminin ıslak olması
Açık sahalarda en önemli nokta zeminin ıslak olmasının getireceği tehlikedir. Aynı tehlikeler kapalı alanlar içinde minder üzerinde yapılan sporlarda, zeminin çeşitli nedenlerle ıslanması bir tehlike doğurur. Molalarda içilen sular, sporcuların yere tükürmeleri ve de sporcuların yere düşmeleri sonucu terden oluşan ıslaklar bu tehlikelerin bazılarıdır

Bu sorunlar, ıslaklıkların anında paspaslanması ve temizlenmesi ile giderilmelidir. Sorunların ortadan kalkmaması, sporcunun dengesinin bozulması, düşmesi, kayması sonuçta performansının olumsuz yönde etkilenmesini ve yaralanma riskini beraberinde getirir.

d. Zeminin donmuş olması
Bu sorun açık sahalarda görülür. Hava koşullarını bozulması sonucu, bazı bölgelerde saha donmaktadır. Bu da başlı başına bir riski doğurur. Donmuş zemin üzerinde sporcu, ortaya koyacağı performansı sergileyemez. Performansı düşer, yaralanma riski artar.

e. Zeminin kirli olması
Özellikle takım sporlarının yapıldığı salonlarda, genelde saha zeminini temizliği sadece oyun alanı içinde yapılmaktadır. Bu gözden kaçan konu, oyun alanının hemen dışına çıkıldığında toz ve kirden oluşan kaygan bir zemin oluşturmaktadır.

Bir de salonun içinde oyun alanı ile bitişik ve genelde spor ayakkabısı dışında ayakkabılarla dolaşan bölgeler, en pis ve tehlikeli bölgeleri oluşturmaktadır. Bu noktada genel antrenmanın dışında, özel çalışma yapan bazı sporcular, burada oyun alanı dışındaki alanları kullandığından, bu konu göz önüne alınmalıdır. Bu etkenler göz önüne alınmazsa, sporcuyu düşen performans, artan yaralanma riski bekler.

f. Zeminde yabancı madde bulunması
Zeminde yabancı madde bulunması veya yarışma sırasında sahaya atılan yabancı maddelerin yaratacağı riskler unutulmamalıdır. Bu sporcunun ayağının altına konmuş tuzaklar gibi onun kaymasına, dengesini yitirmesine yol açacaktır. Kuşkusuz bunlar da sporcunun performansını olumsuz yönde etkileyecek ve yaralanma olasılığını da artıracaktır.

3.Aydınlatma durumunun yarattığı riskler
Gerek açık sahalarda yapılan gece yarışmalarında, gerekse salonlarda yapılan yarışmalarda sahanın yeterli derecede aydınlatılmaması bir risk taşır. Ülkemiz özelinde özellikle devlet salonlarında antrenman için kiralanan saatlerde ışıklandırmanın yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Hatta birçok yarışma da yetersiz ışıklandırma ile yapılmaktadır.
Yetersiz aydınlatma sporcunun performansını olumsuz yönde etkileyeceği gibi,kendisi ve çevresi için yaralanma riski oluşturabilecek faktörleri de tam olarak görememesine neden olur.
Ayrıca, gündüz yapılan yarışma veya antrenmanlarda da zaman zaman güneş ışığı bir risk faktörü oluşturur, sporcuların görmelerini ve görme açılarını kısıtlayabilmektedir.

B.ARAÇ ? GEREÇ İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
1.Giysi
Sporcu için kullandığı spor giysisi büyük önem taşır. Giysinin vücuda uygunluğu veya uygunsuzluğu bile onun performansını etkiler. Giysinin ağırlığı, teri emme oranı, yapımında kullanılan kumaşın cinsi, giysinin kesim tarzı, dikiş noktalarının vücudu rahatsız edip etmemesi, giysinin vücuda uygunluğu hep göz önünde bulundurulması gereken noktalardır. Ayrıca açık havada giyilecek ise giysinin renginin mevsime ve hava durumuna uygun olması gerekir.

Sporcunun kendisine uygun olmayan giysi, onun hareketlerini sınırlandıracağı gibi giyside kullanılan malzemenin içeriği de hem performansını olumsuz yönde etkileyen, hem de yaralanma riski yaratan bir faktörü oluşturur.

Bu noktada dünyada spor giyim firmaları büyük rekabet halindedir. Ve her gün yeni bir ürün dünya piyasasına sürülerek, adeta kullanılan sporcular üzerinde denemektedir.

2.Ayakkabı
Ayakkabı bir sporcunun en önemli malzemesidir. Tüm dengesi, hareketliliği, stabilitesi hep ona bağlıdır. Antrenman ve yarışma boyunca ayakkabının üzerinde aktivitesini yapmaya çalışan sporcuda uygun olmayan ayakkabı,olumsuz bir performans sergilemesine yol açabileceği gibi, onun yaralanma riskini de yükseltir.

Bir spor ayakkabısının genel özellikleri yapılan spor dalına göre değişiklikler gösterir. Koşu ayakkabısının, salon ayakkabısının, futbol ayakkabısının özellikleri hep değişiktir.

Sporcunun ayakkabı tipini belirlemekte temelde dört nokta göz önüne alınmalıdır:
1.Ayakkabı ile spor zemini arasındaki uyum.
2.Ayakkabının yapım şekli ve kompanetleri (bölümleri)
3.Ayakkabının büyüklüğü ve ayağa uygunluğu
4. Ayakkabı ile ayak arasındaki uyum

Genel çizgileri ile bir spor ayakkabısında aranması gereken özellikler şunlardır:

1.Tabanı yeteri kadar kalın ve sert yüzeylerde koşulduğu zaman sarsıntıyı emecek bir şekilde yumuşak tabanlıkla desteklenmelidir.
2.Topuk baldır gerisindeki kaslara ve topuğa bağlanan aşil tendonuna aşırı yüklenmeyi engelleyecek şekilde hafif yüksek olmalıdır.
3.Ayakkabının arkası topuğu iyi kavrayacak şekilde yükseltilmiş olmalıdır.
4.Ayakkabı tabanında iç kavsi dolduran ve destekleyen bir ortopedik yastık olmalıdır.
5.İçine kalın ve pamuklu çorap giyildiğinde ayağı sıkmayacak ve ayak burnunu serbest bırakacak bir şekilde, gerekiyorsa bir numara büyük olmalıdır.

Genel olarak bir koşu ayakkabısı ve bir salon ayakkabısının özellikleri üzerinde biraz daha ayrıntılı durmak istiyoruz.

SIPP (Spor Yaralanmaları Önleme Programı) temel kursunda iyi bir koşu ayakkabısının özellikleri aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:

1. Ayak tabanı: Şoku absorbe etme (emme) miktarı hesaplanmalı. Sert alanlarda koşu için daha büyük şoku absorbe etme özelliği olmalı. Ağır sporcuların daha fazla şok absorbesine ihtiyaç duydukları unutulmamalı. Ayak tabanının ön parçası kolaylıkla yüzde 45 fleksibl olmalı.
2. Taban dışı: Koşu alanı ve ayakkabı arasında çekişi sağlamalı.
3. Ayakkabının burnu: Parmakları sıkmamalı ve yeterince fleksbil (esnek) olmalı.
4. Topuk: Ekstra şokların absorbesi (emmesi) için destekli olmalıdır.
5.Ayakkabının arkası: Ayakkabının en arkasında olan ve giyerken çekilen nokta aşil tendonuna baskı yapmamalı.

İyi bir salon ayakkabısının özellikleri ise SIPP temel kursunda şöyle sıralanmıştır:
1.Oyun alanına uygun ayakkabı tabanı olmalı.
2.Ayak burnunun önünde tamponu olmalı.
3.Ayak burnunun önü esnek olmalı
4.Yanlara doğru kaymamalı, stabil olmalı
5.Zeminde iz bırakmamalı, zemini zedelememeli.

3.Ayakkabı bağı
Antrenman veya yarışma sırasında çözülen ayakkabı bağı da hem sporcu, hem de oyun arkadaşları ve rakibi için bir risk yaratır. Üstüne basılması veya sporcunun kendisinin diğer ayağı ile çözük bağa basması, rakibinin veya takım arkadaşının ayakkabısına dolanması bir risk doğurur.

4. Top
Yapılan spor eğer bir takım oyunu ise oyunda kullanılan top da bir risk faktörü taşır. Topun yeteri/alışılmış basınçtan daha fazla veya daha az şişirilmiş olması beraberinde bir riski getirir. Burada öncelikle eğer basketbol,. Voleybol, hentbol gibi el ile oynanan bir spor dalı söz konusu ise parmaklar ve bilek; futbol ise ayak bileği/kafa ve boyun risk altındadır. İşte bu nedenler düşük performans ve yüksek yaralanma riski doğurabilir.

5.File
Bazı spor dallarında file/ağ bulunmaktadır. Futbol ve hentbolun kalelerinde, basketbolun sepetinde, voleybolun direkleri arasında, teniste file/ağ bulunur. Bu file/ağ yapılan spor aktivitesine göre çok ender de görülse zaman zaman ellerin, parmakların veya ayakların takıldığı, burkulduğu, zorlandığı ya da yaralandığı durumlara yol açar. Bu açıdan file/ağ çok sık görülmese de bir yaralanma riski oluşturan faktördür.

6.Kale direkleri/direkler
Bilindiği gibi bazı spor dallarında kaleler bulurun. (Futbol ve hentbol gibi.) Ayrıca örneğin futbolda korner direkleri bulunur. Bazı spor dallarında da sahaları ayıran fileler bulunmaktadır. Bu fileler de direklere bağlıdır. (Voleybol ve tenis gibi.) İşte bu direkler, yapılan spor dalına göre sık görülmese de oyun sırasında çarpılabilecek ve bir yaralanma riski yaratabilecek malzemelerden yapılıdır.

7.Aletlerin sabitliği
Gerek aletler kullanılarak yapılan spor dallarında, gerekse aletlerin kullanıldığı bazı çalışmalarda, aletlerin sabitliğinin yitirilmiş olması beraberinde bazı riskleri getirir.
Örneklemek gerekirse aletli cimnastiğin yapıldığı asimetrik paralel, paralel, denge gibi aletlerin sabitliğini yitirmesi sporcunun dengesini bozarak, istem dışı bir hareket yapmasına neden olmakta, onun performansını olumsuz etkilemekte ve de yaralanma riskini artırmaktadır. Ayrıca ağırlık çalışmalarının yapıldığı serbest ağırlıkların üzerindeki ağırlıklar sabitleyen aparatlar ile çeşitli ağırlık çalışmalarının yapıldığı aletlerin sabitliğini yitirmesi de bir risk taşımaktadır. Bu konular çalıştırıcı ve sporcular tarafından göz önüne alınmalıdır.

8.Koruyucu malzemeler
Yapılan spor dalına göre sporcular bazı koruyucu malzemeler kullanır. Bu malzemelerin sporculara uygun ebatlarda olanlarının kullanılması sporcunun yaralanma riskini azaltır. Spor dallarına göre dizlikler, dirseklikler, dişlikler, göz koruyucular, tozluklar, bileklikler, uylukluklar, baldırlıklar, başlıklar vb.
Gerek uygun olmayan koruyucu kullanmak, gerekse koruyucu kullanılması gereken ortamlarda onları kullanmamak, beraberinde hep performansı düşürücü, hem de yaralanmaları davet edici bir riski getirir.

9.Taping (Bandaj)
Sporculara kurallarına uygun olarak yapılan bandaj başlı başına bir koruyucu özellik taşır. Bilindiği gibi uzunca bir süre bandajlar sadece yaralanan sporcuların, yaralanmalarını tedavi amacıyla kullanılırdı.

Artık günümüzde yaralanma riskini azaltmak için birçok sporcu daha önceden o bölgede yaralanma yaşasın yaşamasın bandaj yaptırmayı tercih ediyor. Bandaj hem yaralanmadan koruyucu, hem de tedavi edici özelliğe sahiptir.
Burada en önemli konu yapılan bandajın sağlıklı yapılması ve yaralanmamış bölgeleri veya yaralanma riski olmayan bölgelerin fonksiyonlarını engellemeyecek şekilde yapılmasıdır. Aksi kuşkusuz yaralanma riski ve hareket kabiliyetinin azalmasına bağlı olarak performans düşüklüğü getirir.

C.OYUN (YARIŞMA) İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
1.Sporcunun türü
Burada öncelikle etkili faktör, yapılan sporun temas sporu veya temassız spor olması ile bağlantılı olarak ortaya çıkabilecek sorunlardır. Temas sporunda (basketbol, futbol, hentbol, güreş, boks vb) yaralanmaya yol açıcı risklerin ortaya çıkma oranı; temassız sporlara (tenis, masatenisi, yüzme, atletizm, jimnastik) oranla daha yüksektir. Bu nedenle ilk risk yapılan sporun türü olmaktadır.

2.Takımın veya sporcunun durumu
Takımın oynadığı lig içindeki sıralaması yani durumu veya sporcunun katılacağı yarışmadaki alacağı sonuca göre sıralamadaki durumu, önemine göre bir risk faktörüdür.
Örneklersek küme düşme konumuna gelmiş bir takımın oyuncularının, oynadığı son maçtaki gerginlikleri ve bu yapı ile oyun içindeki davranışları çok önemli bir riski gündeme getirir. Burada o psikolojik ortam içinde sporcuların kuralları ihlalleri kendilerinin ve rakiplerinin yaralanma risklerini artırır. Ayrıca o gergin ortam sergilemesi gereken performansı sergileyememesine de neden olabilir.

3.Sporcunun takım içindeki durumu
Sporcunun takım içinde oynadığı mevki, oynadığı süre ve ondan beklenenleri yerine getirip getirememe yüzdesine göre davranışlarında değişiklikler oluşur.
Örneğin, zaman zaman yeterli süre oyunda yer almadığına inanan sporcu, oyuna dahil olduğunda oyun düzeni içinde yapmaması gereken bir hareketi yapmasına,vermemesi gereken bir pası vermesine, kullanmaması gereken bir topu kullanmasına, girmemesi gereken bir mücadeleye girmesine neden olur. Bu olumsuz davranış şekli beraberinde ya takımın genel performansında bir düşmeye, ya da sporcunun kendini yaralayıcı bir ortam yaratmasına yol açar.

4. Yedek oyuncu
Takım oyunlarında yedek oyuncu diye adlandırdığımız kenarda oturan oyuncular genelde ne zaman oyuna dahil olacakları belli olmadıkları için, zaman zaman yeterli ısınma yapmazlar. Veya vücutları oyun süresine bağlı olarak soğuyabilir. İşte bu noktada, yedek oyuncuların oyuna dahil olmaları onları bir risk altında bırakır. Hem düşük performans sergilerler, hem de vücutları yaralanmaya açık bir haldedir. Bu nedenle yedek oyuncular, ısınmayı iyi yapmalı ve de kenarda oturdukları sürece vücut sıcaklıklarını muhafaza etmeye çalışmalıdır.

5.Yarışmanın düzeyi
Sporcunun yaptığı spor dalının düzeyi (amatör düzey, profesyonel düzey veya yerel, ulusal düzey), doğal olarak gireceği yarışmanın veya yapacağı antrenmanın düzeyini etkiler. Burada bir yerel yarışma ile bir ulusal düzeydeki yarışmada genel olarak ortaya konulan performans farklı düzeylerdedir. İşte bu noktada yarışmanın düzeyi arttıkça, sporcunun o yarışma veya o yarışmalara hazırlık periyodundaki antrenmanlarda karşılaşacağı riskler de artmaktadır.
Kuşkusuz bir amatör yarışma için yapılan hazırlık ile profesyonel düzeydeki yarışma için yapılan hazırlıklar ve yarışmanın kendileri ve rakipleri için yeni risklerin doğmasına neden olur.

6.Hedefin değişmesi
Sporcular belirli bir sezon içinde, genelde belirli bir hedefe göre kendilerini hazırlarlar. Bu hedefin beklenmedik şekilde değişmesi, küçülmesi özellikle takım oyunlarında turnuva oynayan oyuncuları olumsuz yönde etkiler. Şampiyonluğa endekslenmiş bir takımın, finale kalma şansını yitirdiği günün arkasından oynayacağı üçüncülük dördüncülük maçına zihinsel olarak hazırlığını yapmaması onun o maçta sergileyeceği performansını olumsuz yönde etkiler. Bu tür maçlarda kızgınlığa bağlı hareketler de sporcuların yaralanma risklerinin artmasına neden olur. Burada en büyük görev yönetici ve çalıştırıcılara düşmektedir.

Hedefin değişebileceği sporculara anlatılmalı ve sporcuların bir an önce yeni hedefe yönelmelerine yardımcı olunmalıdır.

7.Oyun kuralları, düzenlemeler
Sporcunun risk altında kalacağı durumlardan biri de oyun kurallarıdır. Oyun kurallarının yeteri derecede uygulanmaması, oyunun sertleşmesini ve kural dışı hareketlerin artmasını getirir.

Bu da beraberinde daha büyük bir yaralanma riskini ortaya koyar. Kuşkusuz, performansı da olumsuz yönde etkiler. Literatüre bakıldığında sportif yaralanmalarının yüzde 25?inin kurallara aykırı davranıştan kaynaklandığı belirlenmiştir.

Ayrıca, ABD?de yapılan bir araştırmada bir sezon boyunca, bir takımın yaşadığı 60 spor yaralanmasının dört temel nedeninden birinin kurallara uyulmaması olduğu belirlenmiştir. Sonuçta bilindiği gibi kuralları uygulaması gereken kişiler hakemdir.

8.Deplasman faktörü
Deplasman sporcular için başlı başına risk faktörü taşımaktadır. Bu olay öncelikle yol yorgunluğu, farklı ve alışık olunmadık bir sahada yarışmak, alışık olmadık bir yatak, alışık olmadık yemek, rakip takım taraftarının etkisi başla başına deplasmanın getirdiği etkilerle ortaya çıkmaktadır.

Yapılan bir araştırmada sporcuların deplasmanlarda şu ve benzeri sorunlarının ortaya çıktığı tespit edilmiştir:
1.Yorgunluk
2.Halsizlik
3.kulak, diş ve mide ağrısı
4.İshal
5.Nezle, burun akıntısı, gripal enfeksiyon
6.Bel ve adale ağrıları

9.Deneyim faktörü
Genç sporcular için deneyimsizlik başlı başına bir risk faktörü taşımaktadır. Özellikle gençliğin verdiği dinamizm ile deneyimsiz sporcular kendilerini fark etmeden antrenman veya yarışma içinde riske atarlar. Bur risk zaman zaman onların veya arkadaşlarının yaralanmasına yol açabilir. Ayrıca, deneyimsiz davranış tarzı, gereksiz enerji harcanımını ve performans düşüklüğünü de beraberinde getirebiliri.

Yukarıda deneyimsizlik faktörünün getirdiği dezavantajların dışında, deneyim konusunda göz önüne alınması gereken bir başka nokta da yaşanan deneyimin olumlu veya olumsuz sonuçlanmasıdır. Bir sporcunun olumlu deneyimler yaşamış olması önemli bir avantajı beraberinde getirir. Spora başladığından itibaren sporcuya verilen görevler, onun kapasitesine uygun ise ve başarılarına temel oluşturmaktadır. Aksi taktirde sporcunun antrenman ve yarışma deneyimi fazla olmasına rağmen bunlar genelde başarısız deneyimler ise bir avantaj oluşturmazlar.
Özellikle spor yaşantısının başlarında yaşanmış olan başarısız deneyimler birçok yetenekli çocuğun spordan uzaklaşmasına neden olmaktadır.

10.Beklentiler faktörü
Sporun, spor yapmada belirli beklentileri vardır. Sporcunun bu beklentilerine erişmiş olması veya erişme umudunun tamamen ortadan yok olması onun ortaya koyacağı performansın tümünü sergilememesine neden olabilir. Bu noktada gündemdeki risk, beklentiler faktörüdür. Özellikle yarışma sonunda sporcunun elde edebileceği maddi ödüllerin veya sağlayacağı prestijin çok yüksek olması, sporcuyu ne pahasına olursa olsun onu elde etmeye yöneltebileceğinden; kendisini ye da rakibini riske atma oranı da yükselmektedir. Diğer yandan sporcu kendinden beklenen görevi yerine getirmede,başarılı olamayacağı inancında ise, bu durumda kendini veya rakibini riske sokan davranışlarda bulunabilir.

D.SOSYAL FAKTÖRLER

Sporun toplumsal yaşamdaki yeri ve itkileri büyüdükçe, sporcunun sosyal statüsü değerlendikçe, sosyal ilişkilerinin çeşidi ve şekli de degişime uğramaktadır. Sporcunun bir birey olarak sahip olduğu ailesel ve eğitimsel ilişkilerinin yanı sıra sporcu olmasından doğan antrenör, kulüp yönetimi, hakem, seyirci ve medyaya kadar uzanan sosyal ilişkileri bulunmaktadır. Bunların her biri de yerine göre sporcunun performansını olumlu ya da olumsuz etkilemektedir.

1.Ebeveyn faktörü
Sporcuların aileleri onların en büyük destekleyicileri olmalarına rağmen, zaman zaman çeşitli nedenlerle hem yaralanmalarına yol açıcı risklerden biri, hem de performanslarını düşürücü risklerden birisi olabilir. Sporcunun medeni durumuna göre ebeveynleri, kardeşleri veya eşi ile çocukları aile yaşantısında daha etkin durumdadır.

Çocuklardan gerçek dışı yüksek beklentiler duyulması, sporda sıklıkla hayal kırıklığı yaratır. Onlar kendi kapasitelerine yakın, bir performans sergileseler bile arzuladıkları hedefe ulaşamazlar. Spor yaşantısı olmamış aile zaman zaman sporcu olan çocuklarından, yapamayacağının beklentisi içine girer ve onu umutsuzca cesaretlendirir. Veya tam tersi,sporcu bir ailede olan çocuk, kendisini kanıtlamak istercesine bir davranış içerisine girebilir. Çocuklar davranışlarını geliştirirken, ailelerinden etkilenirler ve çevresel faktörlerin etkisinde kalırlar. Bu yüzden ailelerin çocuklarına uygun olan sporları belirlemede ve özellikle kazanma ve kaybetme hakkındaki uygun yorumları yapmada çocuklarına yardımcı olmaları önemlidir. Diğer bir problem, yarışma sonrası ailelerin davranışlarıdır. Ailelerin yarışma sonrası çocuklarına ne söyledikleri, yarışma sırasında oluşabilen diğer olaylar gibi kazanma ve kaybetmenin de her zaman olabileceğini anlamada gençlere yardımcı olmaları önemlidir.

2.Eş faktörü
Özellikle başarılı sporcular düzenli bir yaşam sürmek amacıyla genelde erken evlilik yaparlar. Bu noktada genç başarılı sporcunun eşi önemli faktör oluşturur. Bazı sporcularda evlilik öncesi davranış ve kişilik sergileyişleri ile evlilik sonrası davranış ve kişilik sergileyişleri arasında farklılıklar görülür.
Kimi zaman olumlu olan bu farklılıklar kimi zaman da sporcuyu bambaşka bir kişiliğe dönüştürür. Sporcu zaman zaman özellikle eşinin kendisini etkilemesi ile ?takımda daha fazla yer alması, daha çok oynaması, diğer oyunculardan daha iyi olduğu, takımdaki en iyi oyuncu olduğu, herkesin onun sırtından para kazandığı? gibi saplantılara kapılır.

Bu da onunu takım içindeki arkadaşlarına, antrenörüne ve yöneticilerine karşı farklı davranışlar takınmasına yol açar. Buna benzer davranış şekilleri takımın ahengini ve takım olma özelliğini bozup, takımın genel performansını etkileyebileceği gibi, sporcunun takım içinde agresif (saldırgan) davranmasına ve kendini yaralayıcı ortamı hazırlamasına da yol açabilir.

3.Coach faktörü
Sporcu-coach ilişkisi çok önemli bir konudur. Coach?u ile yeterli diyalog kuramayan sporcu, antrenman veya yarışmada bir tür ?kendini kanıtlama arayışına? girer. Bu arayış onun oyun düzeni içinde yapmaması gereken bir hareketi yapmasına, vermemesi gereken bir pası vermesine, kullanmaması gereken bir topu kullanmasına, girmemesi gereken bir mücadeleye girmesine neden olur. Bu da beraberinde ya takımın genel performansında bir düşmeye, ya da bir yaralanma, sakatlanma ortamı yaratmasına yol açar. Bu diyalogsuzluk tam tersi etki de gösterebilir. Sporcu o anda antrenörüne kızgınlığınla çok olumlu işlerde yapabilir.

Sporcular antrenörü için değerli olduğunu hissetme ihtiyacı duyarlar. Antrenörün, onların bir robot değil, bir insan olduğunu unutmamasını isterler. Sağlıklı işleyen sporcu-coach ilişkisi başarının temelini oluşturur. Coach ile sporcu arasındaki kişisel problemler, coach?un başarılı olduğu halde bir sporcuya takımda yer vermemesine veya bir sporcunun antrenörün başarılı gözükmemesi için sahip olduğu performansını kullanmamasına kadar uzanan sorunlara yol açabilir.

Ayrıca, coach değişimleri de sporcuları etkiler. Bu sporcuya göre olumlu veya olumsuz biçimde de olabilir.

Erkek antrenörlerle çalışan bayan sporcularda özellikle sporcuların ergenlik döneminde olması durumunda, duygusal bazı problemler yaşanması da olasıdır.

4.Hakem faktörü
Sporcular için hakem başlı başına bir faktördür. Özellikle takım oyunlarında sporcuların en merak ettikleri konu o haftaki maçı kimin yöneteceğidir.

Sporcu maça, maçın hakeminin kim olduğunu bilerek çıkar. Bu da onlarda bir önyargı yaratır.

?Bu hakem iyidir. Bu hakem her şeyi çalar. Eyvah, bu hakem bana geçen maçta da takılmıştı. Yandık, bu hakem hep ev sahibi takımı deplasman takımını tutar.?

İşte, bu ve benzeri saplantılar sporcunun yarışma ortamı içinde saldırgan bir davranış sergilemesine yol açabilir. Bu davranış şekli de onun performansını tam olarak sergileyememesine ve yaralanma riski doğurabilecek hareketleri yapmasına neden olabilir. Ayrıca hakemlerin oyun kurallarını yeteri oranda uygulamaması da beraberinde, doğal olarak oyunun sertleşmesini, sergilenen performansın düşmesini ve yaralanma riskini artmasını getirir.

5.Medya faktörü
Sporcu genç yaşta medyada yer almaya başladıktan sonra kimilerinin kişiliğinde bazı değişiklikler oluşur. Gündemde olduğu ve önemli olduğunu hissetmeye başlar. Burada sporcunun önceki kişiliğinin sağlıklılığı veya sağlıksızlığı onun medyada yer alış ile ilgili olarak kişiliğindeki değişikliklerin, sağlıklı veya sağlıksız oluşu ile doğru orantılıdır.
Sağlıksız kişilikler veya tam olgunlaşmamış kişilikler (genelde bilindiği gibi sporcular başarı ve parayı genç yaşta yakalamaktadır) gerek takım içinde, gerekse teknik kadro ve yöneticilere karşı davranışlarda bazı olumsuz değişikliklere yol açabilir. Ayrıca basında yer alan haberlerin olumlu veya olumsuz oluşuna bağlı olarak da sporcu kendisini zaman zaman kanıtlama gereksinimi duyabilir.

İşte, böyle ortamlarda sporcu gerek yaralanma riski doğurabilecek hareketler yapabilmekte, gerekse takımın ve kendisinin performansını düşürebilecek anlamsız hareketler yapabilmektedir. (Zamansız top kullanımı, zamansız ve yanlış yönlere paslar, rakibe karşı sert girme vb.)

6.Para faktörü
Sporcular, sporu meslek olarak seçtiklerinde yaptıkları spor dalına ve başarı oranlarına göre para kazanmaya başlarlar. Özellikle bazı spor dallarında kazanılan bu para yüzbinlerce dolara ifade edilecek rakamlara ulaşmaktadır.

İşte, çok genç yaşta büyük rakamlar kazanmaya başlayan sporcuda yine kişiliğine bağlı bazı değişik davranış şekilleri gelişebilmektedir. İşte, bu davranış değişiklikleri sporcunun antrenman veya yarışma içinde hem yeterli performansı sergilemesini engeller, hem de kendisi, arkadaşları ve de rakipleri için risk yaratıcı bazı davranışları yapmasına yol açabilir.

Ayrıca, sporcuların birbirlerinin ve rakip takım oyuncularının aldıkları paraları öğrenmesi de onların kişiliklerine göre onları etkileyen bir faktördür.
Başlangıçtan itibaren sporcularda dışsal motivasyon değil, içsel motivasyonun etkili olması konusunda gerek antrenörlerin, gerekse ailelerin sporculara yardımcı olması gerekir. İç başarıyı önemseyen sporcularda, dış başarı unsuru olan para bir risk faktörü olmaktan çıkacaktır.

7.Eğitim ve kültür faktörü
Sporcu bir makine değildir. O bir insandır. Doğal olarak o sosyolojik, psikolojik ve fizyolojik sacayağı üzerine kurulu bir yapıya sahiptir. Bu yapının oluşumunda önemli etkenlerden biri de onun aldığı eğitim ve kültürdür. Sporcunun eğitim ve kültür düzeyi, onun yaptığı işi kavrama oranını, kendisinin yaptığı işten beklentilerinin ne olacağını e kendinden ailesi, çevresi ve takımının neler beklediğinin farkına varma oranını etkiler. Bu da doğal olarak onun ortaya koyacağı performansı ve bu performansı ortaya koyarken aldığı riskleri minimalize veya maksimalize eder.

Sporcunun performansını etkileyebilecek diğer bir problem de zaman planlamasındaki hatalar nedeniyle birtakım eğitim, öğretim

Sporcunun performansını etkileyebilecek diğer bir problem de zaman planlamasındaki hatalar nedeniyle birtakım eğitim, öğretim sorunları yaşamasıdır. Bir yandan sporcun içinde kalma isteği ve buna bağlı olarak yoğun antrenmanlar, deplasman yarışmaları, diğer yandan sporculuk yaşamı sona erdiğinde eğitimsiz bir kişi durumunda kalmama kaygısıyla okul yaşamını devam ettirme çabası, sporcunun hem sporda, hem de eğitiminde istenen performansa ulaşmasını riske sokmaktadır. Bu durumda sporcunun öncelikle zamanı etkili kullanma konusunda bilgilendirilmesi ve her ikisini de iyi bir planlamayla başarabileceğine inanması gerekir.

Ayrıca, değişik eğitim ve kültür düzeyindeki sporculardan oluşan bir takımda ortaya çıkabilecek iletişim sorunları ve beklenti farklılıkları da takımın başarısı için bir risk faktörü oluşturur.

8.Dil faktörü
Dil faktörü özellikle yabancı antrenör veya yabancı sporcuların bulunduğu durumlarda söz konusudur. Yabancı antrenörün tercüme sorunu tam anlamı ile çözümlenmemiş ise sahada yaptırmak istediklerinin,yapılmasından doğan gerginlik, doğal olarak takımın ve sporcuların performansına yansıyacaktır. Aynı sorun sporcuların çalıştırıcılarına anlatmak istediklerini yeterli oranda tercüme edilememesi durumunda da ortaya çıkar.

Tüm bunları dışında takım oyunlarında yabancı oyuncular ile diğer oyuncular arasındaki iletişimin eksikliği de olumsuz bir faktördür.

Ayrıca bu dil sorunu yabancı oyuncuların, vücutlarından hissettikleri şikayetleri aktarmaya çalıştıkları masör ve doktorlarda da söz konusu olmaktadır. Sporcunun şikayetini tam anlamı ile aktarmaması onun sergileyeceği performansını olumsuz yönde etkilemekte ve yaralanma riskini yükseltmektedir.

9.Yönetici faktörü
Sporcular için bir başka risk faktörü de yöneticilerdir. Yöneticilerin sporculara karşı davranış şekilleri, sporcuların kişilikleri, deneyimleri, eğitim-kültür düzeyleri ve yaşları oranında sporcuları farklı biçimlerde etkiler.
Bir yarışma veya antrenman öncesi yöneticinin gösterdiği tepki sergilediği tavır veya söylediği sözler; o yarışma veya antrenman içerisinde sporcunun olumsuz bir tavır sergilemesine, bireysel ve takı performansını olumsuz yönde etkilemesine, kendisinin., arkadaşlarının veya rakiplerinin sağlığını riske sokacak bir hareketi yapmasına neden olabilir.

Ayrıca yöneticinin teknik kadroya, teknik konularda gereksiz müdahalesi ülkemizde yaşanan sorunlardan biridir. Bu müdahalenin sporcular tarafından gözlenmesi de bir olumsuzluktur. Bu beraberinde antrenöre duyulan ?saygı?yı ve ?güveni? azaltacak bir faktördür.

10.Seyirci faktörü
İnsan organizmasının karmaşıklığı ve becerilerin kazanılmasında nelerin etkin olduğu kesin olarak bilinmediği için, seyircinin sporcuyu nasıl ve hangi yönde etkilediğini saptamak güçtür. Ancak seyircinin, yarışma anında sporcunun yaşadığı sterse etki eden bir etken olduğu, strestin derecesinin de öndeneyimleri ve göstermesi gereken görevin zorluk derecesine göre değiştiği gözlenmiştir. Performans anında veya öncesi seyircinin etkisini sporcu tarafından algılanması, sporcunun kişilik yapısına bağlı olduğu gibi seyirciye karşı tepkisinin de ne olacağını belirler. Bu bilgiler çerçevesinde sporcu için risk yaratan faktörlerden birisinin de seyirci faktörü olduğunu söyleyebiliriz. Seyircinin gerek sporcu veya takımın ev sahibi olduğu konumda ortaya koyduğu teşvik edici veya yerici tavır, gerekse de deplasmanlarda ortaya koyacağı olumsuz tezahürat sporcuyu etkileyen faktörlerden biridir. Burada hem olumlu tezahürat, hem de olumsuz tezahürat sporcunun hem performansını, hem de yaralanma riskini etkileyebilir.

Kimi sporcu bu tür olaylardan hiç etkilenmezken, kimi sporcu kendi ve takım lehine veya aleyhine yapılan tezahürattan, kaldıramayacağı bir baskının altına girip olumsuz olarak etkilenebilir. Yarışma içinde elleri ve ayakları titreyecek duruma gelebilir. Veya bunun tam tersi olup, yapamayacağı bir hareketi yapmaya kalkabilir.

İşte bu noktada seyircinin yaptığı tezahürat zaman zaman sporcunun olumsuz yönde etkilenmesine de neden olabilir. Seyirci karşısında yapılan hazırlık maçlarının artırılması ve zaman zaman antrenmanların seyirciye açık olarak yapılması sporcuların seyirci karşısındaki etkilenme düzeyinin riskini azaltabilir.

11.Süreli sözleşme
Sporcuların uzun süreli veya kısa süreli sözleşmeleri onların kişiliklerine göre performanslarını etkiler. Bu bazen çok olumlu, bazen de çok olumsuz etkilere yol açabilir.

12.Kadro değişiklikleri
Oyuncu kadrosundaki değişiklikler takımı etkileyen bir faktördür. Bu gerek gelen oyuncunun kim olduğuna veya giden oyuncunun kim olduğuna, kişiliğine ve takıma uyumuna bağlı olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabilir.

13.Belirsizlik durumu
Takımdaki gerek oyuncu, gerek teknik kadro, gerek yönetimsel statüde, gerekse maç tarihi , maç yeri gibi çeşitli belirsizlik durumları çoğu oyuncuyu olumsuz yönde etkiler.

E.ANTRENMAN İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Antrenman dört koşulda yaralanma riski doğurur. Bu koşullardan ilki yeterli ısınma yapılmaması, ikincisi yanlış antrenman yapılması ve üçüncüsü sporcunun sürantrene hale geldiği koşullarda ona yüklenmesidir. Dördüncü ve başlı başına bir risk taşıyan konu ise bilinçsiz ve sistemsiz bir şekilde yapılan ağırlık antrenmanlarıdır.

1.Isınma (Warm-up)
Sporcunun yapacağı antrenman veya yarışma öncesi gerekli olan ısınmayı yapması gerekmektedir. Yetersiz ve sağlıksız ısınma hem büyük bir yaralanma riskini, hem de yetersiz bir performans ortaya konulmasını beraberinde getirir.

Spor sahalarında üç tip ısınma yapan sporcu grubu ile karşılaşırız. Kendi kendine ve sadece kendine özgü hareketlerle ısınma yapan sporcu grubu, ikincisi gruplar halinde ortak bir ısınma programını uygulayan sporcular grubu ve üçüncüsü de bir antrenör nezaretinde ısınma yapan sporcular grubu. Sporcular eğitim durumları, spor yaşları, profesyonellik anlayışları ve performans düzeylerine göre ısınma olgusuna üç değişik gözle bakmaktadır. Kimileri için ısınma periyodu, antrenman veya yarışmanın başlangıcında antrenman sürecinde kaytarılacak bir periyottur. Kimi sporcu için ısınma, antrenmanın veya yarışmanın en önemli ve en gerekli parçasıdır. Kimi sporcu için ise ısınma, antrenman veya yarışma öncesi işinin bir parçası olarak yapması gereken bir aktivitedir. Bu konuda literatüre göz atıldığında, yapılan araştırmaların tümünde ısınmanın sportif performansı olumlu yönde etkilediği görülmüştür.

Yeterli ısınma ile gerek aerobik (oksijenli) enerji oluşumu,gerekse anaerobik (oksijensiz) enerji oluşumu olumlu yönde etkilenir. Nöro-musküler (sinir-kas) fonksiyonu açısından bakıldığında yeterli ısınma ile kas kuvvetinin arttığı belirlenmiştir. Isınan kas daha fazla gerilebilir ve bunun ötesinde daha süratli kasılabilir. Isınma sonucu kasın elastikiyeti artar, daha büyük eklem amplitüdlerine de (hareket açısı) olanak sağlar. Eklemlerin hareketi ısınma ile kolaylaşır. Ayrıca, ısınma ile hedefe yöneliklilik ve hareketlerin koordinasyonu daha iyi hale gelir.

Genel anlamı ile ısınma endürans (dayanaklılık), sürat, kuvvet, sıçrama, esneme yeteneği gibi özellikleri arttırır. Aynı zamanda, ısınmanın sağlık açısından en önemli etkenlerinden biri de ısınma ile kas, ligament ve tendon yaralanmaları gibi sportif yaralanma risklerinin minimalize edilmesidir. Bu nedenle kas bazında ısınmayı değerlendirdiğimizde genel olarak iki temel etki görürüz:
a.Olayın profilaktik (yaralanma önleyici) etkisi,
b.Olayın performansı (işgücünü) artırıcı etkisi.

Özet olarak spor literatürü tarandığında yeterli sürede ve gerekli şekilde yapılmış ısınmanın performans üzerine etkilerinin hep olumlu olduğu görülür. Isınmaya önem gösteren ve ısınmanın öneminin bilincinde olan sporcu sayısı ülkemizde sınırlıdır.

Birçok sporcu yeterli ısınma yapmadan bir yaralanmayla karşılaştığında, ısınmanın önemini fark eder. İşte bu deneyim arzulanmayan ama ?deneme-yanılma? metodu ile sporcuya ve takımına pahalıya mal olan bir deneyim arzulanmayan ama ?deneme-yanılma? metodu ili sporcuya v takımına pahalıya mal olan bir deneyimdir.

Ayrıca, doğrudan yapılan o antrenman veya yarışmayı etkilemese de bir fiziksel aktivite sonrası, soğuma çalışması, bir sonraki fiziksel aktivite için önem taşımaktadır. Soğuma fiziksel aktivitelerden sonra gözardı etilmemesi gereken bir çalışmadır.

2. Yanlış antrenman
Sporcuya yanlış antrenman yaptırılması onun bir yaralanma riski altına girmesini sağlar. Yoğun olan bölgelerin, aşırı zorlanması laktik asit ile yorgunluğun sınırlarını zorlayan kaslarda çeşitli riskler doğurur.

Ayrıca, yine aşırı yüklenilmiş bir sporcuda laktik asit düzeyi yükselmiş ve sınırlarını aşmış ise sporcunun gerek koordinasoynu, gerek hedefleme yeteneği, gerekse dikkati dağılmış demektir. Bu da yapacağı hareketlerde dengesizliğe yol açıp performansını düşüreceği gibi yaralanma riskini de davete yol açar.

Kuşkusuz burada sözünü ettiğimiz konu bir antrenman içinde yaşanan, yanlış antrenman konusudur. Antrenmanın yanlış periyotlanması, kuşkusuz varılmak istenen hedeflerin sapmasına neden olur. Yanlış periyatlonan antrenman, yakalanmak istenen performansı olumsuz yönde etkileyen bir faktördür.

3.Sürantrenman (Overtraining)
Sporcuların en korkulu rüyası, sürantrene konuma gelmelidir. Bu noktada sürantrenman daha ziyade psişik olarak, antrenman periyodunun genelde sonlarında doğru oluşan kronik (uzun süreli) bir yorgunluğun ifadesidir.

Burada kassal faktörler olduğu gibi sinirsel ve psişik faktörler de etkindir. Sürantrene durumundaki sporcuda görülen belirtiler şunlardır:
1.Sporcu huzursuz hale gelir.
2.Çabuk yorulur
3.Baş ve sırt ağrılarından şikayet eder.
4.Çok terleme olur
5.Nefes darlığı görülür
6.Düzensiz uyku durumu ortaya çıkar
7.Yarışma arzusu azalır
8.İştah azalır
9.Kilo kaybı gündeme gelebilir
10.Sabahları taşikardi görülür, yani nabız sayısı artar .
11.Sürantrene durumu olduğunda, antrenör mutlaka spor hekimi ile işbirliği yapmalıdır. Antrenmanların dozu iyi ayarlanmalı, öncelikle yoğunluk düşürülmeli, uyku düzene sokulmaya çalışılmalı, beslenmeye dikkat edilmeli, antrenman sezonu sporcu için cazip şekle getirilmelidir. Arada sırada program dışı izinler verilmeli veya değişik aktiviteler gündeme getirilmelidir. Burada en iyi ilaç antrenman sayısını azaltmak,belirli antrenmanları iptal etmektir. Bununla beraber değişik ortamlarda yürüyüş ve değişik aktiviteler yapılmalıdır. İşte, sporcunun böyle bir ortama yükseltmektedir.

4.Ağırlık antrenmanları
Ağırlık çalışmaları sırasında bazı noktalara dikkat edilmez ise sporcuların yaralanma risklerinin artması söz konusudur. Bunların ilki ağırlık çalışması öncesi mutlaka iyi bir ısınma ve stretching çalışması yapılmalıdır. Genel ısınmanın dışında eğer özel bölgelere yönelik bir ağırlık çalışması yapılacak ise o bölgeler de özel olarak ısıtılmalıdır.

Çalışmalar sırasında eğer serbest ağırlık ile çalışılıyorsa, ağırlık mutlaka vücuda yakın tutulmalıdır. Serbest ağırlıkların bağlantı ve sıkıştırma yerleri, her kaldırma öncesi kontrol edilmelidir. Ağırlık çalışmaları sırasında nefes alma verme düzenli olarak yapılmalıdır. Ağırlık çalışmaları sırasında sporcuların birbirlerine kesinlikle şaka yapmaları engellenmelidir. Bir başka önemli nokta da ağırlık çalışmalarında uygulanan programın amaçlanan hedeflere yönelik dizayn edilmesidir. Ağırlık çalışmalarında bu noktalara dikkat edilmemesi hem hedeflenen performansa erişilmesini engeller, hem de beraberinde yaralanma riski getirir.

F.ÇEVRE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Antrenman veya yarışmanın gerektirdiği bireysel ve çevresel koşullar ile antrenman veya yarışmanın yapıldığı ortamın çevresel koşulların farklılık göstermesi durumunda yaşananlar da sporcunun performansına etki eden faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.

1.Circudian Ritm
İnsan vücudu 24 saatlik bir gün periyodu içinde pek çok fizyolojik ve psikolojik ritmler yaşar. Bu ritmlerin tümüne circudian ritm, adı verilir. Burada insan vücudunun nörö-müsküler (sinir-kas) koordinasyon, fiziksel çalışma kapasitesi (PWS-Physical work capacity), reaksiyon süresi (reaction time), kas dayanıklılığı, kavrama kuvveti, ana eklemlerdeki hareketlilik, vücut ısısı, kalp vurum sayısı, kan plazma volümü, oksijen kullanımı ve protein konsantrasyonu vb değerleri değişik ritmler içerisindedir. İnsan vücudunun bir günün 24 saati boyunca bir süre yüksek verim ve canlılık, başka bir süre de düşük verim ve yavaşlama gösteren üçyüzbinin üzerinde fizyolojik fonksiyonu olduğu bilinmektedir. Örneklenirse acil enerji kaynağı olan karaciğer glikojen deposu sabahın geç saatlerinde en yüksek düzeyindeyken, gecenin yarısına doğru da azalmaya başlar.

Spor sırasında vücudun adaptasyon için kas tonusu ve kuvvetine etki eden endokrin sisteminde özel circudian ritmler de bulunur. Bunlardan bazılarını örneklenmeye çalışarak; kortisol hormonu, her sabah uyandıktan sonra maksimum düzeye çıkar ve akşam minimum düzeye iner. Yorgunlukta yakından ilgili bir hormon olan melatonin, yemek yeme alışkanlıkları ile gece ve gündüz siklusuna bağlı değişiklikler gösterir. Bu yüzden antrenmanın veya yarışmanın yapılacağı saatlerdeki vücudun circudian ritmi performans üzerinde olumlu veya olumsuz etkiye neden olur.

Saat farklarının oluştuğu antrenman ve yarışma ortamlarında sporcular risk altına girerler. Burada alışık olunmayan saatlerde yapılan antrenman ve yarışmalarda performans düşüklüğü ve sakatlanma riski yükselmesi söz konusudur. Bu nedenle antrenmanların yapıldığı saatler, yarışmanın yapılacağı saatlere denk getirilmeye çalışılmalı ve böylece, vücudun o saatteki circudian ritmine uyumu sağlanıp, riskler edilmemesi, sporcunun düşük performans sergilemesine ve artan yaralanma riskine yol açar.

2.Jet lag (Zaman değişimi)
Jet lag genelde uzun süreli uçak yolculukları sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Burada belirli zaman farklılıkları olan bölgeler arasında yapılan uçak yolculuğu sonrası ortaya çıkan fiziksel ve mental (zihinsel) uyumsuzluk söz konusudur. Ani zaman değişimi içsel vücut ritmlerini etkileyerek, karışıklık yaratır.

Özellikle doğu ve batı yönünde uzun uçuşlar yapılmış ise uyuma ve uyanık olma siklusu bozulur. Ve meydana gelen fizyolojik değişiklikler sonucu jet lag oluşur, ve sonuçta yorgunluk, depresif duyguların oluşması, baş ağrısı, konsantre olamama, iştah kaybı, uyku bozukluğu, kuvvet kaybı gibi olumsuz belirtiler ortaya çıkar. Bunlar Jet lagın habercileridir. Vücudun eski durumuna kavuşması ve eski ritmini yakalaması için uçuş süresine bağlı olarak birkaç gün gerekebilir. Jet lag, bireyleri farklı derecelerde ve farklı şekillerde etkiler. Bu etkilemede şu faktörler söz konusudur: a. Yaş, b.Önceki uyku alışkanlığı, c.İçe/dışa dönük kişilik. Burada uyum süresi uçuş yönüne ve süresine bağlıdır. Batı yönüne doğru yapılan bir uçuş sonrası uyum, uçulan iki yer arasındaki saat farkının yaklaşık yarısı kadar bir sürede sağlanabilir. Doğu yönüne doğru yapılan uçuşta ise uyum, uçulan iki yer arasındaki saat farkının 1,5?e bölümü sonucu ortaya çıkan sürede gerçekleşir.

Kuzey veya güney yönüne doğru yapılan uçuşlarda bu uyum. Kolaylıkla bir duş alınarak, yemek yenilerek ve kısa bir uyku ile sağlanır. Bu nedenle ülkemiz koşullarını değerlendirdiğimizde Amerika?dan gelen oyuncularda bu konu göz önüne alınmalıdır. Onların uçuş yönü batıdan doğuya doğru olduğu için en az iki ülke arasındaki saat farkının 1,5?e bölümü sonucu ortaya çıkan süre, o sporcunun uyum için gerekir. Bu konu uluslar arası yarışmalarda ülkemizi temsil eden takımların veya sporcuların yurtdışı deplasmanlarında da geçebilir. Burada uçuş yönleri, süreleri ve saat farklılıkları göz önüne alınıp, ona göre seyahatler ve günlük programlar yapılmalıdır. Burada diyet açısından bazı önlemler alınmalıdır, seyahatten bir gün önce sporculara karbonhidrat yönünden zengin besinler verilmeli, uzun uçuşlar sırasında sporcuların dehidratasyonlarına (su kaybetmelerine) engel olmak için meyvesuları, made suları içmeleri sağlanmalıdır. Sporcuların bu tür seyahatlerde dehidratasyona neden olabilecek ve onu artırabilecek çay, kahve ve alkol gibi içeceklerden kaçınmaları sağlanmalıdır. Jet lag, gözardı edilmemesi gereken performans düşürücü ve yaralanma riskini artırıcı bir faktördür.

3.Yükseklik
Bilindiği gibi deniz seviyesinden yukarılara çıkıldıkça, hava basıncı azalır ve doğal olarak da havanın içindeki oksijen miktarı düşer. İnsan organizmasının bu koşullara adaptasyonu, kalp vurum sayısı ve soluk alma sayısını artırarak olmaktadır. Yaklaşık yirmibir günlük bir sürede bu oksijen azlığına bağlı olarak ortaya çıkan hipoksi, vücuttaki birtakım mekanizmaları uyararak kandaki hemoglobin miktarının artmasını sağlar. Sonuçta kandaki hemoglobinin miktarının artmasına bağlı olarak, kalp vurum sayısı ve soluk alma sayısı eski haline döner. Bu durum belirli bir süre için sporcu normal seviyeye inince, özellikle dayanaklılık gerektiren durumlarda avantaj sağlar.

Ülkemiz özelinde birçok takım sezonu, yükseklik çalışması yaparak açmaktadır. Bir takım tüm sezonu göz önüne alıp, yükseklik çalışması yapmaya çıkmış ise bunun hiçbir yararı yoktur. Çünkü, üç haftalık süre içinde yüksekliğe adapte olan ve hemoglobin miktarını artıran organizma, deniz düzeyine inince; eski durumuna dönüp, deniz seviyesine uyum sağlar. Doğal olarak da hemoglobin miktarı eski düzeyine döner. Bir tek maç yapılacak ise, (o maç deniz düzeyine inildiğinde kimi araştırmacılara göre ilk üç dört gün içinde; kimilerine göre de ilk altı yedi gün içinde yapılmalıdır) o zaman bir avantaj söz konusu olabilir. Bu arada bu tür bir dağ kampının tüm sporcuları bir arada tutma, gün boyu o branşa yönelik teorik çalışma yapma olanağı ve de yaz sıcağından belirli oranda kurtulma olanağı sağladığı göz önüne alınmalıdır. İşte bu nedenlerden ötürü eğer bir sporcunun veya takımın yarışacağı ortam deniz seviyesinden yüksekte ise yukarıda sıralamaya çalıştığımız riskler onu bekler. Sonuç olarak diyebiliriz ki, aerobik gücün etkin olduğu spor dalları için yükseklik eğer gerekli adaptasyon sağlanmadıysa, performanıs düşürücü bir risk taşımaktadır. Anaerobik etkinliğin yoğun olduğu dallarda ise hava miktarı, dolayısıyla sürtünme az olacağı için bir avantaj gündeme gelir . Ayrıca bu noktadaki aşırı yüklenme, adaptasyon sağlanmadığı için yetersiz performans sergilenebileceği gibi onun yaralanma riskinin artmasına neden olabilir.

4.Sıcak (Isı çarpması)
Vücudun aklimatize (iklime uyum) olmadığı aşırı sıcak ortamlar sporcular için önemli bir riski de beraberinde getirir. Bu risk ?ısı yaralanmaları?dır. Hem egzersiz sırasındaki vücudun iç ısısının artışı, hem de vücudun alışık olduğundan daha sıcak bir ortamda egzersiz yapma zorunluluğunun olması, gerekli önlemler alınmaz ise vücut ısısının yükselmesine bağlı bazı bozukluklara yol açar.

Vücudun ısı düzenleme mekanizmasının iç (aşırı egzersiz) ve dış (aşırı sıcak) faktörlere bağlı olarak gereksinime yanıt vermeyecek hale gelmesi sırasıyla şu sorunları getirir:

1.Isı krampları: Özellikle egzersize en yoğun olarak katılan m.gastroknemius?da (baldır kası) ağrılı spazmlar şeklinde ortaya çıkar. Bu temelde çalışan kasta su ve Na (sodyum) kaybı sonucu ortaya çıkmış lokal bir elektrolit eksikliğine veya sıvı volüm problemine bağlıdır.

2.Isı yorgunluğu: Sıcak ortamlarda ortaya çıkan aşırı yorgunluk hissi, dinlenme ve sıvı alımı ile giderilir.

3.Isı bitkinliği: Yorgunluk, bitkinlik, vücut ısısı yükselmesi, dehidratasyon (su kaybı), bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi, iştah kaybı, bol terleme ve kas krampları şeklinde ortaya çıkar. Genelde kan volümündeki azalmaya bağlıdır. Hemen egzersiz kesilip, gölge bir yerde dinlendirilmeli, ağızdan veya damardan su ile elektrolit takviyesi yapılmalıdır.

4.Isı çarpması: İç ısının çok yükselmesi sonucu ortaya çıkan, ısı ile ilgili sorunların en ağırıdır. Davranış bozuklukları, emosyonel tutarsızlıklar, histerik ağlamalar, ilgisizlik , sorulan sorulara yanıt vermeme, zaman ve yer bakımından oryantasyon hissini kaybetme, istem dışı dışkılama, kuru sıcak bir deri, terleme kesilmesi, yüksek rektal ısı, tansiyon düşmesi bazen kan şekeri düşüklüğü, sonunda bilinç kaybı ve dolaşımsal kollaps şeklinde ortaya çıkar.

Rektal ısının 41 derecenin üzerinde birkaç dakikadan fazla kalması karaciğer, böbrek ve beyinde geri dönüşümü mümkün olmayan zedelenmelere yol açabilir. Ölüm riski bile gerekli önlemler alınmaz ise söz konusudur. Eğer tanı gecikirse ve iki saati geçer ise ölüm oranı 7/10?dur. Sporcu derhal soyulmalı ve soğutulmalıdır. En iyi soğutma vücuda su püskürterek veya vantilatörle yapılandır.

Sporcularda büyük sağlık riski yaratabilen ısı ile ilgili yaralanmalar şöyle önlenebilir:
1. Sporcu iyi bir aklimatizasyon yani ısıya uyum periyodundan geçmelidir.
2. Antrenmanlar sırasında sık sık gölgede dinlenme verilmelidir. Efordan evvel, efor sırasında ev sonra uygun miktarlarda su ve tuz verilmelidir.
3. Her gün tartılmalı ve 24 saat içndeki aşırı bir kilo kaybı göz önüne alınmalıdır.
4. Isı ve rutubetin yüksek olduğu dönemlerde fiziksel aktivite sınırlandırılmalıdır.
5. Antrenman saatleri sıcaklığın daha az olduğu saatlerde tercih edilmelidir.
6. Sporcular olabildiğince açık renkli giysiler tercih etmelidir.
7. Sporcuların tercih ettiği giysiler derinin rahat hava almasını sağlayacak şekilde olmalıdır.

Isıya uyum: Sporcuların ısıya uyumu yani ısıya aklimatizasyonu 4-8 gün arasında bir periyodu kapsar.

Bu sorunlar sonuçta beraberinde düşen performans ve yukarıda sıralamaya çalıştığımız sağlık risklerini getirir.

5.Soğuk
Soğuk ve rüzgarlı ortam, yapılan sportif aktivitelerde gerek sportif yaralanmalara yol açıcı, gerekse performansı dtüşürücü bir riski beraberinde getirir. Burada sporcuların soğuk algınlığı gibi sağlık sorunlarının oluşabileceği aşikardır. Ayrıca, bu soğuk ortama, yeterince ısınmama eklenince çeşitli sakatlıklara ortam hazırlanır.

Soğuk, zorlanma tipi kas yaralanmasına yatkınlığı artırıcı bir ortam yaratır. Böyle bir ortamda vücutun ısısının azalması, vücudun oksijen kullanımını da düşürür. Performans azalır.
Bu tür ortamlarda yapılan yarışma ve antrenmanlarda sıcaklığı tutucu kıyafetler tercih edilmelidir. Bu kat kat tutuculuk vücuda pamuklu veya yünlü giysilerle tercih etmelidir. Mümkün olabildiğince ıslak giyeceklerden kaçınılmalıdır.

6.Dehidratasyon
Vücudun su kaybetmesine dehidratasyon adı verilir. Dehidratasyon akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Egzersiz sırasında terle, yapılan egzersizin süresi, şiddeti ve ortam sıcaklığına bağlı olarak az veya çok su kaybedilir. Bu su kaybı karşılanmazsa dehidratasyon oluşur. Buna akut dehidratasyon adı verilir. Bu su kaybı durumu 24 saatten fazla sürerse, kronik dehidratasyon oluşur.

Dihidratasyonun sporculardaki etkileri şunlardır:
1.Kan volümünde azalma,
2.Rektal ısıda artış
3.Nabız sayısında yükselme
4.Erken bitkinlik
5.Efor süresinde kısalma
6.İş gücünde düşüş, (Örneğin vücut ağırlığının yüzde 2?si kadar su kaybı, iş gücünü yüzde 20 düşürür. 18 derecelik sıcaklık ortamında yüzde 4-5 su kaybı ise iş gücünü yüzde 40 düşürmektedir.)
7.Sportif performans düşer.
8.Yüzde 10 oranındaki su kaybı dolaşımsal kollapsa yol açar

7.Hava kirliliği
Gün geçtikçe artan sanayileşme, kente göçün getirdiği kalitesiz yıkıt kullanımı, arıtma tesislerinden yoksun çarpık sanayileşme, her gün trafiğe binlerce aracın katılımı insanların yaşadıkları ortamda hava kirliliğini yaratan bazı faktörlerdir.
Kirli hava genel olarak sğlıklı kişileri etkilediği gibi spyorcularda da sinir kas, kardiyovasküler (kalp-damar), solunum, renal sistemlerin işlevlerini bozar. Solunum yolları epitelinin zedelenmesi, mukoza çıkarımının artması, trakeadaki silier hareket (tüycüklerin hareketi) bozulur. Hava yolununu kollapsa girmesine yol açar.

G.ALIŞKANLIKLAR İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Sporcu, spor yaşamı boyunca belirli alışkanlıklar kazanır. Bu alışkanlıkların büyük bölümü ona olumlu katkılarda bulunurken, bazı alışkanlıklar sporcuyu olumsuz olarak etkilemektedir.

1.Alkol
Alkol alındığı miktara bağlı olarak gerek uyarıcı, gerekse uyuşturucu etki yapan bir maddedir. Bilindiği gibi alkol karaciğerde çözülüp yağa dönüşür ve enerji oluşumunda da bir etkinliği yoktur. Alınma dozuna göre merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşturucu etkisi vardır. Sporcunun konsantrasyonunu bozar.
1982 yılında Amerikan Spor Hekimliği Koleji alkol üzerine şunları söylemekteydi:
a.Alkolün kısa süreli etkisi reaksiyon zamanı, el-göz koordinasyonu, denge ve kompleks koordinasyon gibi özellikleri geciktirici ve bozucudur.
b.Enerji metabolizması, maksimal oksijen kullanımı, kalp atım hızı, kalp atım hacmi, kas kan akımı ve solunumsal dinamikleri olumsuz yönde etkiler.
c.Kuvvet, güç, dayanıklılık ve sürati azaltabilir.
d.Uzun süreli kullanımında karaciğer, kalp, beyin, kas hastalıkları ve ölüme yol açabilir.
İşte, bu nedenlerden ötürü alkol, sporcunun performansını olomsuz yönde etkileyen ve yetersiz performansa bağlı yaralanma riskini artıran bir faktör olarak değerlendirilmelidir.

2.Sigara
Sigaranın insan sağlığına verdiği zararlar ortadadır. Bunun dışında sportif performansı da olumsuz yönde etkiler. Özellikle aerobik gücün etkin olduğu sportif aktivitelerde, sigaranın zararı ve performansa olumsuz etkisi daha belirgindir. Sigara içindeki nikotin, akciğer alveollerinin (hava keselerinin) tam olarak şişmesini sağlayan surfaktan isimli maddenin salgılanmasını azaltır. Bu da alveollerin tam olarak şişmesini ve de oksijen ile çevresindeki kapiller (kılcaldamarlar) içindeki kanın birleşme oranını, yani oksijen taşıma kapasitesini düşürür. Ayrıca, sigara dumanında yüzde 4 oranında bulunan kabonmonoksit de, hemoglobin ile oksijenden daha kolay birleşebildiği için kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Sigaranın damar sertliği ve böbrekler üzerine yıkıcı etkileri de saptanmış gerçeklerdir. Bir başka kaynakta da sigaranın maksimal oksijen kullanımını yüzde 4-5 düşürdüğü söylenmekte ve yarışma öncesi son sigara içiminin en az 12 saat önce olması gerektiği belirtilmektedir.

Sigaranın insan sağlığına verdiği zararlarından doğal olarak sporcu da etkilenmektedir. Ayrıca bu etkilenmelerin yanı sıra onun performansını da sigara olumsuz yönde etkiler. Kuşkusuz antrenörler bu konuda sporcularına ge

59
Eğitim, bireylerde önceden saptanmış hedefler doğrultusunda; bireyde, istenilen davranışları geliştirme süreci olarak tanımlanmaktadır. Topluma faydalı, kendine yetebilen, üretken ve kültürel değerlere sahip olan bireyler yetiştirmek ve bireylerin çok yönlü gelişimini sağlamak eğitimin hedefleri arasındadır.
Eğitim hedeflerine ulaşılabilmek için hazırlanan, öğrenme etkinlikleri çeşitli yöntemlerin ve araçların kullanılmasını gerektirmektedir. Gerçekte, eğitim süreci içinde bireyde davranış değişikliği yaratacak olan her konu, ders ve etkinlik bir araç durumundadır. Bu araç, öğretim programları içinde yer alan matematik dersleri olabileceği gibi, sosyal bilgiler dersindeki konulardan birisi de olabilir. Teknik açıdan incelendiğinde, araçlar bazı durumlarda bir biri yerine kullanılabilir. Ancak araçların işlevleri farklı olduğundan her zaman ve her durumda bir biri yerine kullanılması da mümkün değildir. Bu nedenle belirlenmiş olan eğitim hedeflerine ulaşmak ve çok yönlü bireyler yetiştirmek amacıyla, eğitim süreci içinde kullanılan araçlardan bir tanesi de Beden eğitimi dersleri ve içerdiği konulardır. Bir başka deyişle Beden eğitimi dersleri, eğitimde diğer araçların kullanımıyla erişilemeyen hedeflerine ulaşmakta kullanılmaktır. Bu nedenle, günümüz uygulamalarında olduğu gibi; Beden eğitimi derslerini sadece bir oyun dersi gibi görerek, dersleri bir oyun saati olarak düşünmek, bu dersin hedefleri arasında bulunan ve geliştirilmesi gereken temel davranışları göz ardı etmek anlamına gelir.
Beden Eğitimi ve Sporun genel hedefleri 1739 sayılı fiili Temel Eğitim kanununda; "Bir ülkenin kalkınma ve gelişmesinde en önemli faktör olan insanın, gücü mükemmel, fizik kapasitesi yüksek, ruh sağlığı tam, çocukluk yıllarından itibaren sistemli olarak Beden eğitimi ve sporun ömür boyu uygulanmasına inanmış bunu alışkanlık haline getirmiş olarak yetiştirmek genel amaçtır." şekliyle açıklamaktadır.
Beden eğitimi kavramı çeşitli yazarlar ve liderler tarafından yüksek ideallerle süslenmiş basma kalıp sözlerle ifade edilen toz bulutu içinde bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekte basit ve kısaca tanımlanmak istenirse, hareket öğrenme veya hareket yoluyla öğrenme anlamına gelmektedir.
Beden eğitimi dersleri, genel eğitim kapsamında hareket yoluyla bireyin hem fiziksel açıdan gelişimini sağlarken, diğer yandan bilişsel, sosyal, duyuşsal alanlardaki gelişim ve değişimleri de sağlamaktadır. Bu nedenle, beden eğitimi ders hedefleri açısından bireyin gelişimi düşünüldüğünde; gelişim sadece bedensel yada fiziksel olarak değil bilişsel, duyuşsal ve sosyal bir bütün olarak ele alınmaktadır. Eğitim uygulamalarıyla öğrencilere kazandırılmak istenen davranışlar şimdiye kadar kazanmamış oldukları beklenen davranışlardır ve bunlar 3 gurupta toplanabilir.

1.Organları tek tek ve toplu hareketiyle ilgili becerilerden oluşan devimsel (Psycho-motor) alan.
2. Bilgiyi tanıma, hatırlama, onun üzerinde akıl yürütme, kavramlar, genellemeler, kuramlar oluşturma ve bunları denetleme gibi süreçlerde kendini gösteren yeterlilikten oluşan bilişsel (Cognitive) alan.
3. İlgi, tutum ve öz kavramı (öz güven) gibi adlarla anılan duygu ve eğilimlerden oluşan duyuşsal (Affective) alan.

Beden eğitimi ders kapsamında temel alınan ve gerçekte tüm derslerin kapsamında bulunan devimsel becerilerin öğretilmesi ve değerlendirilmesi konusu ele alındığında, fazla bir ilerleme kaydedilmediği görülmektedir. Bazı kaynaklar bu eksikliğin, bu tür becerilerin incelenmesinin zor olmasına bağlamaktadır. Ancak bu becerilerin öğretilmesi diğer becerilerin öğretilmesi kadar zor değil, aksine daha kolaydır. Bu konuda ilerlemenin azlığı devimsel becerilerin öğretilmesinin ve değerlendirilmesinin zorluğundan değil, okul öğrenmelerine uzunca bir süredir gereken önemin verilmemesinden kaynaklanmakta da olabilir.
Beden ve hareket eğitiminin çocukların fiziksel ve davranış gelişimleri üzerindeki etkilerinin önemi göz önüne alınarak, beden eğitimi derslerinin, ilk öğretim okullarının ilk sınıflarından itibaren başlayarak, sistematik bir şekilde uygulamaya koymak ve programların gelişimini gerçekleştirmek, günümüzde eğitimin sürekliliğini ve bütünlüğünü sağlamak açısından büyük önem taşımaktadır.

60
FAYDALI BİLGİLER / KADIN VE SPOR
« : Ocak 04, 2009, 02:01:56 ÖÖ »
Bir toplum içinde kadının spora katılımı, kadının o toplum içerisindeki genel statüsünün bir yansımasıdır. Dünya genelinde de kadının konumu ve kendisine biçilen roller düşünüldüğünde, spor içinde kadının sporcu özelliğinden önce cinsiyetiyle değerlendirildiği söylenebilir. Özellikle 1970'lerin başından itibaren gelişen feminist akımla birlikte, kadın ve spor konusu ciddi olarak ele alınıp, tartışılmaya başlamıştır.

Feminizm, cinsiyet ayırımcılığına karşı çıkarak cinsler arasında siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitliği savunan bir görüştür. Fransız Devrimi'nin ardından kadın özgürlüğünün, kadınların seçme, seçilme ve mülkiyet haklarının savunulması biçiminde ortaya çıkmış, çeşitli eylem ve reformlar sonucunda bazı hakların elde edilmesinden sonra ise erkeğin kültürel egemenliğiyle mücadeleye yönelik bir harekete dönüşmüştür. Bu gelişmelerin bir ürünü olarak, kadına eğitimde fırsat eşitliği sağlama amacıyla Amerika Birleşik Devletlerinde ?Islah Eğitimi 1972? çalışmaları başlatıldı ve ?Title IX? projesi ile Federal Fonların kullanılması sağlanarak kadınların spor yaparak halk gündeminde statü elde etmeleri sağlandı. Tıtle IX'un içeriği, sporda kadınlara fırsat ve ödül eşitsizliğine karşı organize lobi birlikteliği sağlamaktı. Her ne kadar feministlerin 1972'de Eğitim Islah Hareketi ile bekledikleri kanun hükmündeki düzenlemeler tam 16 yıl sonra 1988'de gerçekleşmiş olsa bile bu süreç içerisinde, okullarda kız spor programlarının yaygınlaşması, kızlar için düzenlenen okul müsabakalarının yaygınlaşması, kızlar için düzenlenen organizasyonlara daha fazla kaynak ayrılmasına neden olmuştur.

Her konuda olduğu gibi, sporda da cinsiyet üstünlükleri söz konusudur. Spor dallarında, farklı yüzde performans düzeyleri ile bir dominant taraf mevcuttur. Ancak gelişim düzeyleri farklı toplumlarda bu konuya olan bakış açısı değişmekte, endüstrileşmiş ülkelerde kadınların spora katılım oranı fazla iken gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran düşüktür. Çünkü bu toplumlarda kadın, hala dişi cinsin yalnızca doğurganlık için yaratıldığı, ter yerine parfüm kokması, aktif yaşam yerine pasif yaşamı seçmesi düşünülmektedir. Spora katıldığında ise, kadının tenis, yüzme, paten gibi artistik ve estetik branşları seçmesi önerilmektedir. Spor genelde özgür ve isteyerek yapılıyor görünür. Katılım, yaş, cins, sınıf ve ırka bağlı olduğu halde, ihtiyacın doğurduğu alanlardan (maaşlı erkek işleri ve maaşlı kadın işlerinden) biri olmadığı için özgür görünür. Sporun bu özgür ve bağımsız iç hayatı, kadına gelince kaybolur. Çoğunluk bilincinde yatan, kadının sporda varlığının garipsenmesidir. Bayan spor haberlerinin verilmesinde, genellikle sporun kendisi değil de, alışılmamışlık ve mizahi olması üzerine kurulur. Medyada kadın sporcularla ilgili haberlerin çoğunda onların ev hanımı ve annelik özelliği üzerinde durulur. Kadın sporcularla ilgili fotoğraf veya televizyon görüntüleri ise ya değişliliklerini vurgulayacak pozisyonlardan ya da tam aksine spor yapan kadının nasıl cinsiyetinden uzaklaşarak erkekleştiğini vurgulayacak pozlardan oluşur. Çünkü sporun çağrıştırdığı, hızlı, güçlü ve kuvvetli olma gibi özellikler aynı zamanda erkek cinsinin çağrıştırdığı özelliklerdir. Bu nedenle spor genelde erkek kimliği ile özdeşleşmiştir ve erkek işi olarak görülür. Fiziksel başarı ve erkeksilik aynı anlaşılmaktadır. Başarılı kadınlar başarıları arttıkça erkekleşir. Başarılı bir kadın sporcu, erkek gibi ama başarısız bir kadın gibi görülür. Hiç bir erkek sporcu toplumda böyle bir ikilem yaşamaz. Eğer kadın sporcu başarılı ise erkek olduğundan şüphelenilir. Kadın sporcuların cinsiyet testinden geçirilmelerinin sebebi hep bu yüzdendir. Kadın sporcular ancak buz pateni, cimnastik gibi sporlarda başarıya ulaştıklarında toplum tarafından övülüp alkışlanırlar. Bu tip sporlar da zaten gençliğe, esnekliğe ve dişilik imajına bağlı olduğundan, sporda cinsiyet ayırımının bir göstergesi olarak tekrar karşımıza çıkar. Bayanların yaptığı sporlar Güney Amerika?da gazetelerin %15'lik bir haber oranını oluştururken, bu oran tüm spor magazininin %3 ile %7'sini, bayan magazin medyasını ise % 1 ile %3'lük bir oranda kapması anlamına gelir. Bu marjinal kapsam tüm spor yarışmalarında ve basında aynı orandadır; yerel genç sporcuların yaptıkları spordan tutun, olimpik sporlara kadar bu oran değişmemektedir. Salt kadın haberlerini kapsayan yazılı basın bile sporcu bayanların ya spordaki dişiliklerini imaj olarak alır ya da kadının sporda çok hafife alındığına dair izlenimler vardır. Bayanların yaptığı takım sporlarıyla ilgili öylesine az yorumlar vardır ki; bu yorumlar genelde ya olumsuzdur ya da hafife alınarak mükemmellikten uzak kahramanlar, duygusal yönleri sorunlu, çelişkilerden oluşmuş olağan dışı insanlar gibi yorumlar yapılır. Toplumdan topluma farklılıklar göstermesine rağmen tüm ülkelerde, spor içinde yer alan kadına karşı hakim olan bu düşünceler, kadının spora yönelmesindeki oranları ve aktivite çeşitlerini belirlemektedir. Çoğunlukla kadınların spora yönelmesi, yine güzelliklerini ve çekiciliklerini korumak amacıyla, formda kalmak için aerobik, step, yürüyüş ve jogging'i tercih etmek şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Kadınların sporda kabul görmemesi, eski Yunanda olimpiyatlara kadınların alınmamasıyla başlamış, modern oyunların tekrar doğmasıyla, Baron De Coubertin tarafından da sürdürülmüştür. Dünya sporunun gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli bir yeri olan Coubertin yaptığı ateşli konuşmalarla, 1901'de ?kadınların rolü, erkeklerin galibiyetini takdir etmektir?, 1902?de ?kadın sporları, doğanın kurallarına aykırıdır?, 1912'de ?Olimpiyat oyunları erkeklere ayrılmalı ve kadın sporcuların görünüşlerinin korkutucu olduğu düşüncesi vurgulanmalıdır. ?, buyurmuşlardır. 1924 yılında kadınlar erkeklerden 20 yıl sonra yarışmaya başladıklarında ise Coubertin, Uluslararası Olimpiyat komitesinde kadınların oyunlardan uzaklaştırılmasını istemiştir. 1925'de kadınların tasnif dışı yarışmalarını önerirken, 1934'de kadın sporcuların yarışmalarda yer almasının erkek sporcular için iyi olmadığı konusunda uyarılarda bulunmuştur. 1935'de ise tekrar ısrarla kadınların halk karşılaşmalarına katılmasına karşı olduğunu, onların toplum içerisinde spor yapmaması gerektiğini, olimpiyat oyunlarında kadınların asıl rolünün erkeklerin başarılarının ödüllendirilmesinde görev almak olduğunu vurgulamıştır . Kadın hareketleriyle birlikte belirli ölçüde sosyal değişim sağlanmasına rağmen hala yarışma sporlarına katılımda, çalışma ve boş zamanları değerlendirmede sporun yer alışı bakımından kadın ve erkekler arasında büyük farklılıklar vardır. Ancak belli bir sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeye sahip aileler, kız çocuklarının spor yapması için çaba sarfetmekte ya da kendisi geçmişte spor yapmış anneler kız çocuklarını spor yapmaya teşvik etmektedir. Buna rağmen spora başlayan kız çocuklarının spor yapma süreleri ve düzeyleri yine toplumun yapısına bağlı olarak erkek çocuklara kıyasla daha düşük olmaktadır. Belirli bir yaşa kadar çocuk üzerinde annenin etkisinin daha fazla olduğunu göz önünde bulundurarak, sporun toplum geneline yayılması ve büyük çoğunluk tarafından yapılır hale gelmesi için kadının spora ilgisini arttırmak, dahası aktif olarak sporun içinde yer almasını sağlamak için çaba sarf edilmelidir.

KAYNAKLAR
1- Açıkada C. , Ergen E. , Bilim ve Spor, Büro Tek Ofset Matbaacılık ANKARA, 1990.
2- Anna Brittannica, Ana Yayıncılık A. Ş. , İSTANBUL, 1988
3- Boutilier, M. A. , San Gıovonni L. , öPolitics, Publıc Polıcy and Tıtle IX, Some Limitations of Liberal Feminizm, Birelli S. , Cole C. L. , Women, Sport and Culture, Humen Kinetics, U. S. A. , 1994
4- McPherson B. D. , Curtis, J. E. , Loy, J. W. , The Social Sgnificance of Sport, Human Kinetics, Champaign, 1989
5- Willis P. , Women in Sport in Ideology, Birelli S. , Cole, C. L. , Women, Sport and Culture, Human Kinetics, U. S. A. , 1995.

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 »