İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - turgayt

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 »
136

OTURARAK VOLEYBOL ANTRENÖRLERİNİN EĞİTİMİ, SINIFLANDIRILMASI
ve
BELGELENDİRİLMESİNE İLİŞKİN YÖNERGE



GENEL HÜKÜMLER ,AMAÇ,KAPSAM,DAYANAK,YÖNERGELAR
BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç
Madde 1- Bu Yönergenin amacı;Oturarak voleybol antrenörlerinin yetiştirilmeleri, sınıflandırılmaları, belgelendirilmeleri ve görev alanları ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.

Kapsam
Madde 2- Bu Yönerge; her düzeydeki oturarak voleybol antrenörlerinin yetiştirilmeleri, sınıflandırılmaları, belgelendirilmeleri ve görev alanlarına ilişkin usûl ve esasları kapsar.
 
Dayanak
Madde 3- Bu yönerge, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Ek 9 uncu maddesi ile 14.07.2004 tarihli ve 25522 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsüne dayanılarak hazırlanmıştır.

 Tanımlar
Madde 4- Bu Yönergede geçen;

Genel Müdürlük      : Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü

Federasyon         : Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonunu

Başkan         : Türkiye Bedensel Engelliler Spor  Federasyonu Başkanını

Eğitim Kurulu      : Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Oturarak Voleybol Eğitim Kurulunu

Antrenör         :Oturarak Voleybol dalında eğitim gördüğü kademedeki programları başarı ile tamamlayarak bulunduğu kademe için Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonundan belge alan, sporcuları veya spor takımlarını Ulusal ve Uluslararası kural ve tekniklere uygun olarak yetiştirilmelerini,yarışmalara hazırlanmalarını, yarışmalarını ve sürekli gelişmelerini izleme,görev ve yetkisine sahip olan meslek adamını

WOVD                               : Dünya Bedensel Engelliler Voleybol Organizasyonunu

ECVD                                 : Avrupa Bedensel Engelliler Voleybol komitesini

TVF                                    :Türkiye Voleybol Federasyonunu

FIVB                                 :Uluslar arası Voleybol Federasyonunu

Eğitim Programı             : Her kategorideki antrenör yetiştirme kursları ve seminerleri      ile bu programlardaki dersleri

Bilimsel Spor Aktivitesi   : Sporla ilgili Kongre,Gelişim semineri,Sportif aktivite,Tanıtım semineri kurs,sempozyum ve benzerlerini ifade eder. 



İKİNCİ BÖLÜM  - ESAS HÜKÜMLER,KURS DÜZENLEME
                           

BİRİNCİ KISIM

Madde.5-Antrenör eğitim kursları;Federasyonun,Oturarak Voleybol sporu ile ilgilenen kamu kurum ve kuruluşlarının antrenör gereksinimleri esas alınarak,Federasyon tarafından düzenlenir.

Antrenör Yetiştirme Kurslarına Katılacaklarda Aranılacak Genel Şartlar
Madde 6- Antrenör yetiştirme kurslarına katılacaklarda aşağıdaki genel şartlar aranır;
6.1-En az ilköğretim (ortaokul) ve dengi okul mezunu olmak, ( bütün kategoriler için geçerli olup, Lisanslı sporcularda en az  ilkokul mezun olmak.)
6.2-Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı bulunmamak, bunu bir raporla belirlemek.
6.3- 18 yaşını doldurmuş olmak,
6.4-Engelli katılımcılardan görme ve zihinsel engelli olmamak,
6.5-.Bedensel engellilerde Kas iskelet sistemi yani hareket sistemine ait bozukluğu olmayanlar katılabilirler.Ancak bu sistem içine giren omurilik felçlilerinin oturmada gövde dengelerinin olması şarttır.
6.6- Taksirli suçlar hariç olmak üzere ağır hapis; 6 aydan  fazla hapis veya affa uğramış olsalar bile devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihâle ve alım satımlara fesat karıştırmak, devlet sırlarını açığa vurmak suçlarından dolayı tecil edilmiş olsa dahi ceza almamış olmak,
6.7- Sporla ilgili her türlü disiplin ve ceza düzenlemeleri (7/1/1993 tarih ve 21458 sayılı Resmî Gazete?de yayımlanan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliğine göre) veya Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Ceza Yönergenin kapsamında son üç yıl içinde bir defada 6 ay ve daha fazla ve/veya toplam 1 yıldan fazla veya doping suçundan dolayı ceza almamış olmak.
Antrenör kurslarına başvurunun fazla olması hâlinde; yukarıdaki koşullara ek olarak; WOVD,ECVD ve BESF tarafından düzenlenmiş olan Oturarak Voleybol tanıtım ve gelişim seminerlerine katılanlardan,faal olarak herhangi bir okulda beden eğitimi öğretmenliği veya branş öğretmenliği görevini yürütmek,  üniversitelerin beden eğitimi ve spor eğitimi veren yüksek öğrenim kurumları ile diğer üniversite ve yüksek okullardan (Antrenörlük bölümü esastır)  mezun olmak,Kamu kurum ve kuruluşlarında memur olmak,özel sektörde kadrolu işci olmak,Oturarak ve normal voleybol dalında millî sporcu olmak, Voleybol federasyonundan lisanslı voleybol antrenörü olmak, en az 5 yıl Oturarak Voleybol ve Voleybolda lisanslı sporculuk yapmış olmak ve yabancı dil bilmek tercih sebebidir.

Antrenör Sınıflandırması
Madde 7- Antrenörler beş (V) kademe olmak üzere aşağıdaki şekilde sınıflandırılır;
7.1. I. Kademe, (Yardımcı Antrenör)
7.2. II. Kademe, ( Uzman Antrenör)
7.3.III.Kademe,(Kıdemli Antrenör)
7.4.IV.Kademe,(Baş Antrenör)
7.5.V.Kademe,(Teknik Direktör)

Antrenörlerin Görev Alanları
Madde 8- Antrenörlerin kademelerine göre görev alanları aşağıdaki gibidir;
8.1. I. Kademe : (Yardımcı Antrenör): kategorilerindeki takımlarda antrenörlük, (kategoriler daha sonra belirlenecektir.)
8.2. II. Kademe (Uzman Antrenör):  3. liglerde antrenörlük, 1 ve 2. liglerde yardımcı antrenörlük,
8.3. III. Kademe (Kıdemli Antrenör): 2. Ligde antrenörlük, 1. ligde yardımcı antrenörlük, millî takımlarda yardımcı antrenörlük,
8.4. IV. Kademe (Baş Antrenör): 1. Ligde ve millî takımlarda antrenörlük, antrenör yetiştirme kurslarında  eğiticilik,
8.5. V. Kademe (Teknik Direktör): 1. Ligde antrenörlük , millî takımlarda teknik direktörlük, antrenör yetiştirme kurslarında eğiticilik, her düzeyde takım çalıştırma ve eğiticilik.

I.Kademe (Yardımcı Antrenör)antrenörler,diğer kademedeki kurslar açılana kadar I.ligde I.kademe antrenörlük belgesi ile takımlarının başında sahaya çıkacaklardır.
 
Üst kademedeki antrenör lisansına sahip olanlar alt kademelerde de görev yapabilirler. Deplasmanlı lig kulüpleri isterlerse çalıştırıcı, libero veya pasör antrenörü kullanabilirler. Bunlardan çalıştırıcının  5 yıl lisansiye Oturarak Voleybol oynamış olması, diğerlerinin ise en az 2. kademe antrenörlük belgesine sahip olması zorunludur.

Uluslararası seminer, kurs ve kamplar, Oturarak Voleybol Eğitim Kurulu tarafından hazırlanan program Federasyon Yönetim Kurulu tarafından onaylandıktan sonra uygulanır.
Antrenörlerin bir üst kategoriye terfileri, Federasyonun açtığı kurslarla veya seminerlerle sağlanır.

Antrenörler Federasyon?un açtığı zorunlu öngörülen kurs ve seminerlere katılmak durumundadır. Aksi takdirde o sezonda görev alamazlar ve bir üst kategoriye terfi ettirilmezler (Mazeretini belgeleyenler hariç).
Eğitim Kurulu tüm kategorilerde antrenör çalışma ve usulleri ile ilgili düzenleme yapabilir.
 

İKİNCİ KISIM                                                           
Antrenör Eğitimi

Madde 9- Antrenör Eğitim kursları oturarak Voleybol sporunun ihtiyaçları esas alınarak, Eğitim Kurulu tarafından belirlenen  yıllık planlama çerçevesinde Federasyonca düzenlenir.
Federasyon , Türkiye de Oturarak Voleybol Antrenörlerinin eğitimlerine katkı amacı ile yurt dışındaki eğitim faaliyetlerine Eğitim Kurulunun teklifi ve Yönetim Kurulunun Onayı ile belirlenen Antrenörlerin katılabilmeleri için gerekli çalışma ve  tedbirleri alarak kulüpleri teşvik eder.
  Madde 10- Antrenörlerin, Antrenör Kursuna başvuruları ve her türlü lisans ve vize işleri Federasyonca yapılır. Antrenör Kursuna Katılacak olan adaylara ait katılım koşulları ve aranacak şartlar bu Yönerge?de belirlenmiştir.

Antrenör Yetiştirme Faaliyetleri
Madde 11- Oturarak Voleybol antrenörlerine yönelik; antrenör yetiştirme kursları ve diğer eğitim faaliyetleri (Gelişim Seminerleri, Paneller, Konferanslar,Sportif aktiviteler, Çalıştaylar vb.), Türkiye de Oturarak Voleybolunun geleceği ile ilgili olarak yapılan gelişim planları gereğince, Genel Müdürlük, Gençlik ve Spor Kulüpleri, Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri ve sporla ilgili kurum ve kuruluşların öneri ve ihtiyaçları esas alınarak Bedensel Engelliler Spor Federasyon tarafından düzenlenir.


Antrenör Eğitim Kademelerine Özel Kabûl Koşulları:
Madde 12.- Antrenör yetiştirme kursları da antrenör sınıflandırmasına paralel olarak 5 (beş)  kademede yapılır. Bu Yönergenin 6. maddesindeki genel koşullara ek olarak her bir antrenörlük kademesi için gerekli özel başvuru koşulları aşağıdaki gibidir;
12.1. I. Kademe (Yardımcı Antrenör): Başlangıç kademesi için düzenlenen eğitim programını kapsar. Başvuru için, 6. maddede belirtilen genel koşulları taşımak yeterlidir.
12.2. II. Kademe (Uzman Antrenör): I. kademe antrenör (yardımcı antrenör) lisansına sahip olmak, 2 yıl Oturarak Voleybol antrenörlüğü yapmış veya en az 2 yıl süreyle üst kademe antrenörün yanında çalışmış olmak.
12..3. III. Kademe (Kıdemli Antrenör): II. Kademe antrenör lisansına sahip olmak,  II. kademede en az 2 yıl süreyle çalışmış olmak, bu süre içinde sporla ilgili en az 2 bilimsel spor aktivitesine katılmış olmak,
12.4. IV. Kademe (Baş Antrenör): III. Kademe antrenör lisansına sahip olmak,III. Kademede en az 3 yıl süreyle çalışmış olmak, bu süre içerisinde sporla ilgili en az 3 bilimsel spor aktivitesine katılmış olmak,
12.5. V. Kademe (Teknik Direktör): IV. Kademe antrenör lisansına sahip olmak, IV. Kademede en az 4 yıl süreyle çalışmış olmak, bu süre içerisinde sporla ilgili en az  4 bilimsel spor aktivitesine  katılmış olmak.

Eğitim,Yetki ve Sorumluluğu
 Madde 13- Ülkemizde Oturarak Voleybol gelişim seminerleri,Antrenör yetiştirme ve gelişim   kampları ve her seviyede Oturarak Voleybol Okulları açma izin ve yetkisi  Federasyona aittir.
Oyuncu Yetiştirme ve Gelişim  Kampları,Gösteri maçları,Özel turnuvalar Federasyondan izin alınmadan açılamaz ve oynatılamaz.
Oturarak Voleybol Okulu ve Oturarak Voleybol Oyuncu Yetiştirme ve Gelişim  Kampları ile ilgili tüm konular düzenlenecek ayrı bir yönerge ile düzenlenir.


Antrenör Yetiştirme ve Geliştirme Programları
Madde 14- Antrenör eğitim kademeleri itibariyle uygulanacak eğitim programı EK-1?de yer almaktadır. Antrenör eğitim programlarında yer alan dersler ve ders sürelerinde, gerekli hâllerde Eğitim Kurulunun önerisi ile Yönetim Kurulunca değişiklikler yapılabilir. 

Madde 15- Antrenör yetiştirme kurslarının dışında, antrenörlerin sürekli meslekî gelişimleriyle ilgili yurt içi ve yurt dışı her tür gelişim etkinliği Federasyon tarafından planlanır ve düzenlenir. Antrenörler ve kulüpler, gelişim etkinlikleri için teşvik edilir. Geliştirme etkinliklerine yönelik olarak sporla ilgili ulusal ve uluslararası kurumlarla işbirliği yapılabilir.

Madde 16- Geliştirme Semineri: Federasyon, her yıl en az bir kez ulusal veya uluslararası düzeyde bir antrenör gelişim semineri düzenler. Açılan gelişim seminerlerine katılımları zorunlu tutulanlar, mazeretsiz olarak bu seminerlere katılmadıkları takdirde o sezon görev alamazlar.(Katılamayanlar mazeretlerini belgelemek zorundadırlar.)
Uygulanacak olan eğitim programları,bu yönerge ekinde belirtilmiştir.Antrenör eğitim kurslarının eğitim programlarında ve sürelerinde gerekli hallerde Federasyonca değişiklik yapılabilir.
 
Eğiticilerin Görevlendirilmesi
Madde 17- Antrenör yetiştirme programlarında görev verilebilecek eğiticiler ve görevlendirilme biçimleri aşağıdaki gibidir;
17.1. Üniversite öğretim elemanları: Yetiştirme programlarında yer alan derslerle ilgili uzmanlık alanları dikkate alınarak seçilmiş öğretim elemanları,
17.2. Antrenör eğiticileri: WOVD veya ECVD eğiticileri, diğer uluslararası eğiticiler
17.3- WOVD ve ECVD nin düzenlemiş olduğu kurslara katılanlar ve eğitmen sertifikası sahibi olan antrenörler,
17.4. Uzmanlar: Yetiştirme programında yer alan derslerle ilgili alanlarda ihtisas sahibi olmuş kişiler.



Eğiticiler, Eğitim Kurulunun önerisi ve Başkanın onayı ile görevlendirilir. Başka kurumlarla işbirliği içinde gerçekleştirilen etkinliklerde birlikte görevlendirme yapılabilir. Kurumlarla bağlantılı eğiticilerin görevlendirilmesinde kurumlarından izin alınır.


Yabancı Uzman ve Antrenörlerden Yararlanma
Madde 18- Antrenör yetiştirme programlarında yabancı uzman ve antrenörlerden de yararlanılabilir. Yabancılar, Eğitim Kurulunun teklifi, başkanın onayı ile görevlendirilir.





ÜÇÜNCÜ KISIM
Sınav ve Değerlendirme



Madde   19- Her kademedeki antrenör yetiştirme kurslarının sonunda kursiyerler sınava tabi tutulurlar. Sınavlar aşağıdaki şekilde yapılır;
19.1. Sınavların içeriği, eğitim programı ile tutarlı olur,
19.2. Sınavlar derslerin özelliklerine göre yazılı, test, sözlü, uygulamalı veya hem yazılı, hem de uygulamalı / sözlü olarak yapılır. Derslerin sınav kağıtları, ilgili dersin öğretim elemanı tarafından değerlendirilir.
19.3. Sınav,  kurs sonunda yapılır. Sınav soruları, Eğitim Kurulunda oluşturulan soru havuzu içinden Sınav Komitesi tarafından belirlenir. Sınav, kurs yöneticisinin sorumluluğunda uygulanır.
19.4. Sınav sonuçları 100 puan üzerinden değerlendirilir. Sınavda başarılı sayılmak için gerekli puan 70?tir.
19.5. Sınav sonucunda, 70 puandan az alan adaylar başarısız sayılırlar. Bu adaylar, sonraki dönemlerde açılacak kursun sınavına 2 kez girme hakkına sahiptirler. Bu sınavlarda da başarısız olan adaylar kursu tekrar alırlar.

Sınav Sonuçlarına İtiraz Hakkı ve Sonuçlandırma
Madde 20- Kursiyerler, antrenör yetiştirme kursları yazılı sınavlarının değerlendirme sonuçlarına kurs bitim tarihinden itibaren 30 gün içinde Federasyona itirazda bulunabilirler. İtirazlar 30 gün içerisinde Eğitim Kurulunca sonuçlandırılır.
 
Devam Zorunluluğu
Madde 21- Antrenör yetiştirme kurslarına devam zorunludur. Kurs süresinin %10?unu aşan devamsızlık hâllerinde (raporlu olma hâli dahil) kursiyerlerin kursla ilişkileri kesilir.

 
Beden Eğitimi ve/veya  Spor Eğitimiyle İlişkili Yükseköğretim Kurumlarından Mezun Olanlara Belge Verilmesi:
Madde 22- Yurt dışındaki üniversitelerin beden eğitimi veya spor eğitimi veren yükseköğretim kurumlarından mezun olan Türk vatandaşları ile Türk vatandaşlığı hakkını elde eden yabancıların durumu Oturarak Voleybolla ilgili eğitim aldığına dair belge , Eğitim Kurulu tarafından değerlendirilir ve ilgilinin durumuna uygun  antrenörlük belgesi düzenlenir.
Madde 23- Üniversitelerin beden eğitimi veya spor eğitimi veren yüksek öğrenim kurumlarından mezun olup, bu spor dalında ihtisas eğitimi almayan, ancak Oturarak Voleybol branşın da seçmeli olarak eğitim alanlara, o dalda, 1.Kademe Antrenörlük( Yardımcı Antrenör)  belgesi verilir.

Üniversitelerin beden eğitimi veya spor eğitimi veren yüksek öğrenim kurumlarının Oturarak Voleybol antrenör eğitimi bölümü mezunlarına 2. Kademe antrenörlük(Uzman Antrenör)  belgesi verilir.
Üniversitelerin beden eğitimi veya spor eğitimi veren yüksek öğrenim kurumlarından mezun olanlardan eğitim gördükleri Oturarak Voleybol dalında ihtisaslarını (Yüksek Lisans)  belgelemeleri şartıyla 3.Kademe antrenörlük(Kıdemli Antrenör) belgesi verilir.

 Millî Sporculara Belge Verilmesi
 Madde 24-
24.1. Paralimpik(Engelli Olimpiyatlarında) Oyunlarında birinci olan sporcular en az iki bilimsel spor aktivitesine katılmak şartıyla I, II, III ve IV. kademe antrenör yetiştirme kursundan muaf tutularak V. kademe teknik direktör yetiştirme kursuna,
24.2.Paralimpik(Engelli Olimpiyatlarında) Oyunlarında ikinci ve üçüncü olan takımların sporcuları ile büyükler dünya şampiyonasın da  en az iki defa ilk üç dereceye giren takımların sporcusu olmak ve en az bir bilimsel spor aktivitesine katılmak şartıyla,  I, II  ve III. kademe antrenör yetiştirme kursundan muaf tutularak IV. kademe baş antrenör yetiştirme kursuna,
24.3. Büyükler dünya şampiyonası, Büyükler Dünya kupası, Akdeniz Oyunları,Karadeniz Oyunları,Balkan Oyunları, Büyükler Avrupa Şampiyonasında ilk üç dereceye giren takımların sporcuları birinci kademe antrenör yetiştirme kursundan muaf tutularak II. kademe antrenör yetiştirme kursuna katılırlar. 

Ayrıca; Olimpiyat(Paralimpik) şampiyonalarında görev alan, takımı ilk üç dereceye giren II.Kademe antrenörler ile büyükler dünya Şampiyonasında en az iki defa takımı ve/veya sporcusu ilk üç dereceye giren II.Kademe antrenörler III. kademe antrenör kurslarından muaf tutularak IV. kademe Baş Antrenör yetiştirme kursuna katılırlar. Bu haktan yararlanan IV. kademe baş antrenör belgesine sahip olan antrenörler, V. kademe teknik direktör yetiştirme kursunun özel eğitim derslerinden muaf tutulurlar.
   
Büyükler dünya şampiyonasında takımı ilk üç dereceye girenler ile en az iki defa büyükler dünya kupası, Avrupa şampiyonası, Akdeniz Oyunları,Karadeniz Oyunları,Balkan Oyunlarında görev alan antrenörlerin takımı ilk üç dereceye girmesi hâlinde III. kademe antrenör kursundan muaf tutularak IV. kademe baş antrenör kursuna katılırlar.
   
Yukarıda belirtilen şartları taşıyan antrenörler için bu Yönergenin 9. maddesinde yer alan bilimsel spor aktivitesi ve çalışma süresi koşulu aranmaz.

 Büyükler dünya şampiyonasında takımı ilk üç dereceye girenler ile en az iki defa büyükler dünya kupası, Avrupa şampiyonası, Akdeniz oyunları,Karadeniz oyunları,Balkan Oyunların da görev alan antrenörlerin takımı ilk üç dereceye girmesi hâlinde II. kademe antrenör kursundan muaf tutularak III. kademe Kıdemli antrenör kursuna katılırlar.
   
Yukarıda belirtilen şartları taşıyan antrenörler için bilimsel spor aktivitesi ve çalışma süresi koşulu aranmaz.


Temel Eğitim Derslerinden Muafiyet
Madde 25- I. Kademe (Yardımcı Antrenör) antrenör kurslarında aşağıda belirtilen durumlarda muafiyet hakkı verilir;
25.1. Antrenör kursuna başvuranlardan, üniversitelerin beden eğitimi veya spor eğitimi veren yüksek öğrenim kurumlarından mezun olanlar, temel eğitim derslerinden muaf tutulurlar.
25.2. Oturarak Voleybol dışında bir branşın antrenör kursuna katılan ve başarılı olanlar, katıldıkları kurs tarihinden itibaren iki yıl içerisinde açılan aynı kademedeki Oturarak voleybol antrenör kurslarına katılma şartlarına uymak koşulu ile temel eğitim derslerinden muaf tutulurlar.
25.3. Başka bir spor dalında üst kademede antrenör belgesine sahip olan antrenörler; genel şartları karşılamak koşuluyla, 3 yıl içinde, daha alt kademedeki oturarak voleybol antrenör kurslarına katılmaları hâlinde temel eğitim derslerinden muaf tutulurlar.
25.4. I. Kademe (Yardımcı Antrenör) antrenör kursuna başvuranlardan beden eğitimi ve spor eğitimi veren yükseköğretim kurumlarının dışındaki alanlardan mezun olanlar, mezuniyetlerinden itibaren 3 yıl içinde, üniversitede başardıklarını belgeledikleri derslerden muaf tutulurlar.
 25.5.Üniversitelerin Tıp Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümleri v.b den mezun olanlar I.Kademe (Yardımcı Antrenörlük)antrenörlük kursunda Klasifikasyon ile ilgili derse devam mecburiyeti vardır.

Yukarıda belirtilen bölümlerden mezun olanlar diğer kademelerdeki antrenörlük kurslarında Klasifikasyon  dersinden muaf sayılacaklardır


Özel Eğitim Derslerinden Muafiyet
Madde 26- Bedensel Engelliler Spor federasyonu ve Voleybol Federasyonu nun ortak düzenlemiş olduğu Oturarak Voleybol hakemlik seminerine katılmış ve Oturarak Voleybol hakemliği belgesine sahip olanlar ?Oyun Kuralları? dersinden muaf tutulurlar.

 Oturarak Voleybol eğitim kurulu bütün katılımcılara temel eğitim ve özel eğitim derslerinden muafiyeti iptal edip derslere devam mecburiyeti getirebilir.

Yurt Dışından Alınan Antrenörlük Belgelerinin Denkliği
 Madde 27- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya yabancı uyruklu olup ülkemizde antrenörlük yapmak isteyen kişiler, takım çalıştırabilmek için yurt dışından alınan  WOVD veya ECVD den aldıkları antrenörlük belgelerinin denklik işlemini  yaptırmak zorundadırlar. Denklik işlemleri Federasyonun eğitim kurulu tarafından yürütülür. Eğitim Kurulunun görüşü ve teklifi ile  Federasyon Yönetim Kurulunun onayı ile denklik işlemi sonucunda, ilgili kişiye  durumuna uygun antrenör belgesi düzenlenir.

Yurt dışında alınan belgelerin bu yönergede belirtilen kategorilere göre denkliği; yurt dışında katıldığı kursları başarı ile tamamladıklarını belgelemeleri halinde Eğitim Kurulunun görüşü ve teklifi ile  Federasyon Yönetim Kurulunun onayı ile  durumuna uygun antrenör belgesi verilir.

WOVD ve ECVD eğitim kurulu üyelerinin düzenlemiş olduğu seminer ya da kurslardan en az ikisine katılanlardan ,tanıtım semineri katılım belgesi ve Eğitmen belgesi sahibi olanlar,temel eğitim dersleri ve Özel eğitim derslerinden muaf sayılarak I.kademe antrenörlük kursundan muaf tutularak II.kademe antrenörlük belgesi almaya hak kazanırlar.

WOVD ve ECVD nin düzenlemiş olduğu I.kademe(Yardımcı Antrenör)  antrenörlük kursuna katılanlar ve belge sahibi olanlar II.kademe (Uzman Antrenör)antrenörlük kursundan muaf sayılarak,Çalışma süresi, seminer ya da bilimsel spor aktivitelerine katılma şartı aranmaksızın III.kademe (Kıdemli antrenör) antrenörlük kursuna katılırlar.

WOVD,ECVD ve BESF federasyonları dışındaki diğer federasyonlardan (FIVB,TVF v.b federasyonlardan) alınan antrenörlük belgeleri geçerli sayılmaz.

Ancak;
FIVB ve TVF nin açmış olduğu antrenörlük kursuna katılanlardan  belge sahibi olanlar Oturarak Voleybol ile ilgili olan Temel Eğitim ve Özel Eğitim derslerini tamamladıktan sonra Eğitim Kurulu tarafından değerlendirilerek uygun görülen antrenörlük kademesi belgesi verilir.
 

 Antrenör İşbirliği
 Madde 28- Federasyon tarafından Milli Takımları çalıştırmakla görevlendirilen tüm antrenörler, kulüp takım antrenörlerinden gereken her türlü işbirliği talebinde bulunabilirler, Kulüp antrenörleri işbirliği yapmak zorundadırlar. Aksine davranan kulüp antrenörlerine

Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği veya Federasyon Disiplin Yönergesinin ilgili maddeleri uygulanır.

Uluslararası Antrenör Semineri
 Madde 29- Federasyonun, koordinasyonu ve işbirliği ile WOVD ve ECVD  ile uluslar arası antrenör seminerleri düzenlenebilir.

 
Yabancı Ülkelerde Çalışacak Türk Antrenörler
 Madde 30-Yurt dışında çalışacak Türk antrenörleri;
 30.1 Yurt dışında çalışmak isteyen Türk antrenörler Federasyondan izin almak zorundadırlar.
30.2 Yurt dışında çalışmak isteyen antrenörler; yurtiçindeki sözleşmelerini anlaşma yoluyla sona erdirmek ve Federasyona belgelemek zorundadırlar.
 


DÖRDÜNCÜ KISIM
Antrenör Lisans Ve Vize İşlemleri

Belge Verilmesi
Madde 31- Her kademede açılan antrenör kurslarını başarı ile bitirenlere, bitirmiş olduğu kademeyi tanımlayan bir Antrenör Belgesi verilir. Antrenör belgeleri, Federasyon tarafından kayıt altına alınır (Kayıt numarası ve düzenlenme tarihi belirtilir.) Belgeler Federasyon Başkanının imzasını taşır. Antrenörlük belgesinin kaybedilmesi durumunda yeni belge düzenlenmez, ancak, kaybedilen belgenin yerine geçmek üzere belge sahibine bir yazı verilir.

Antrenör belgelerinde aşağıdaki renklerle tanımlanan çizgiler yer alır;
I.Kademe(Yardımcı Antrenör): Mavi
II. Kademe (Antrenör): Kahverengi
III. Kademe (Kıdemli Antrenör):Kırmızı
IV. Kademe (Baş Antrenör):Yeşil
V. Kademe (Teknik Direktör):Sarı
Antrenörlük kursu dışındaki yetiştirme programlarına katılanlara da Federasyon Başkanının imzasını taşıyan ?Katılım Belgesi? düzenlenir.

Antrenörlük Lisansı Verilmesi
Madde 32- Antrenör belgesi alanlara başvurmaları hâlinde, Federasyonca ?Antrenör Lisansı? verilir. Antrenörlük lisanslarında, antrenör belgelerinde kullanılan renklere paralel bir tasarım sağlanır.

Antrenörler, müsabaka günlerinde lisanslarını, müsabaka öncesi hakem masasına teslim eder, müsabaka bitiminde de geri alırlar.

Lisans Alma Zorunluluğu
Madde 33- Bütün kategorilerdeki antrenörler, müsabakalara çıkabilmek için lisans almak ve belirli sürelerde vize ettirmek zorundadırlar.
33.1.  Lisanslarını vize ettirmeyen antrenörler müsabakalara çıkamazlar.
33.2 Bütün kategorilerdeki antrenörler lisans almak ve lisanslarını her yıl vize ettirmek zorundadırlar. Lisanslarını vize ettirmeyen antrenörler, o sezon içinde hiçbir kategoride görev yapamazlar.
33.2. Lisans vizelerinin yapılabilmesi için aşağıdaki belgelerin ibraz edilmesi zorunludur;
33.2.1.Oturarak Voleybol Antrenörleri,Bedensel Engelliler Spor Federasyonundan alınacak faal antrenör olduğuna dair belge,
33.2.2. Son vize tarihinden sonra düzenlenecek olan en az bir seminere katıldığına dair belge,
33.2.3. Belirlenen vize bedelinin Federasyon hesabına yatırıldığını gösteren belge.
33.3. Lisanslarını üst üste 2 yıl vize ettirmeyen antrenörlerin lisansları Eğitim Kurulunun teklifi, Yönetim Kurulunun onayı ile süresiz olarak geçersiz sayılır. Bu durumdaki antrenörlerin lisanslarının yeniden geçerli sayılabilmesi için sahip olduğu antrenör belgesinin kursuna tekrar katılması ve en az 2 bilimsel spor aktivitesine katılmış olması gerekir.
33.4. Lisans ve/veya vize bedelleri ile lisans vize işlemleri ile ilgili usûl ve esaslar her yıl Federasyon tarafından belirlenir ve federasyonun internet sitesinde ilan edilir.

Antrenör Belge ve Lisansının Geçersiz Sayılması
Madde 34- 7.1.1993 tarihli ve 21458 sayılı Resmî Gazete?de yayınlanan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliğine göre veya Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Ceza Kurulunca bir defada 6 ay ve daha fazla ve/veya üç yıl içinde toplam bir yıldan fazla ceza alan antrenörlerin lisansları Eğitim Kurulunun teklifi, Federasyonun onaylaması hâlinde süresiz olarak geçersiz sayılır. Yönergenin 8. maddesinin 4 ve 5. bentlerinde sayılan hâllerde hakkında soruşturma başlatılan antrenörlerin antrenörlük belgeleri ve lisansları geçici olarak Federasyon Yönetim Kurulunca iptal edilir. Bu suçlardan dolayı mahkûmiyet veya cezalarının kesinleşmesi hâlinde ise süresiz iptal edilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarının açıkça suç saydığı; Devletin ülkesi ve  milleti ile bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi  birini değiştirme veya ortadan kaldırma amaçlarına yönelik faaliyetlerinden dolayı hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılan veya sporcularına doping yaptırdıkları belgelenen antrenörlerin antrenörlük belgeleri ve lisansları geçici olarak Federasyonca iptal edilir. Bu suçlarından dolayı mahkûmiyetleri durumunda ise süresiz olarak iptal edilir.


BEŞİNCİ KISIM

Sözleşme
 
Sözleşme Yapma Zorunluluğu
 Madde 35- Federasyonca karar alınması halinde, Erkekler Süper ve 1. Liglerinde yer alan kulüpler; A takımlarında görev alan baş ve yardımcı antrenörleri ile sözleşme yapmak zorundadırlar. Sözleşme süresi en az bir yıl olup, Kulüp ve antrenör aralarında anlaştıkları takdirde, 3 ay süreden az olmamak kaydı ile bir kereye mahsus daha kısa süreli sözleşme de yapabilirler. Sözleşmeler taraflarca imzalanmayı müteakip 15 gün içinde Federasyona sunulmak kaydıyla geçerlilik kazanır.

Federasyon gerekli hallerde sözleşme zorunluluğunu liglerde kademeli olarak uygulanmasını isteme veya tamamen kaldırma yetkisine sahiptir.
 
Sözleşmenin Ana Hatları
 Madde 36- Sözleşmenin ana hatları şunlardır:
 a) Antrenörler,kulüplerle Federasyonun hazırladığı tek tip sözleşmeyi imzalayacaklardır. Bu örneğe uygun olmayan sözleşmeler Federasyon tarafından tescil edilmez. Taraflar tek tip sözleşme şartlarına ve bu yönerge hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla sözleşmeye özel maddeler koyabilirler.
b) Sözleşmeler 3 nüsha olarak imzalanır. 3 nüshanın tescil edilmek üzere, Federasyona gönderilmesi zorunludur. Sözleşmenin 1 nüshası Federasyonda kalır, diğer nüshalar ilgili taraflara verilir.

Anlaşmalı Fesih
 Madde 37- Sözleşmenin anlaşmalı olarak feshinin geçerli sayılabilmesi için, taraflar arasında düzenlenen fesihnamenin yapıldığı tarihten itibaren 15 gün içinde Federasyona gönderilmesi zorunludur. Bu süre içinde gönderilmeyen fesihnameler geçerlilik kazanmaz.

Bu suretle serbest kalan antrenör, bu yönerge hükümlerine uygun olmak kaydıyla dilediği kulüple sözleşme yapabilir.

Antrenörün Sözleşmeyi Feshi
 Madde 38- Sözleşmesi gereğince yapılması gereken ödemelerin kulüp tarafından ödeme tarihini takip eden bir ay zarfında yapılmamış olması veya Kulübün sözleşme gereğince temerrüde düşmesi halinde, antrenör sözleşmesini tek taraflı feshedebilir.
 
Feshin İhbarı
 Madde 39- Fesih hakkını kullanmak isteyen taraf, karşı tarafa ihtarname keşide etmek ve bunun bir örneğini 5 gün içinde Federasyona göndermek zorundadır. Bu ihtarnamenin tebliğinden sonra 15 gün içinde sözleşme hükümleri yerine getirilmezse, sözleşme feshedilmiş sayılır.Sözleşmenin feshinde Federasyon tarafından haklı görülmesi halinde antrenör, dilediği kulüple hiçbir şart aranmaksızın yeni bir sözleşme imzalayabilir.
 



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ? DİĞER HÜKÜMLER

Çeşitli ve Son Hükümler


Yönergede Yer Almayan Hususlar
Madde 40- Bu yönergenin uygulanması sırasında ortaya çıkan ve bu yönergede hüküm bulunmayan hallerde, sorunların çözümü, Federasyon Yönetim Kurulunun kararıyla sağlanır.
 

Yürürlük
 
Madde 41- Bu Yönerge, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Yönetim Kurulunun Onayından sonra Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Federasyonun resmi internet sitesinde yayımlanmasıyla yürürlüğe girer.

 Madde 42-  Bu Yönergede yer almayan hususlarla ilgili karar; mevcut yasa, yönetmelik, çerçeve statü, ana statü ve Yönergeler doğrultusunda alınır.

Yürütme
Madde 43 - Bu Yönerge hükümlerini Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı yürütür

Geçici Madde 1- Bu yönergenin  yürürlüğe girdiği tarihten önce birimlerince verilmiş olan katılım belgesi,Gelişim ve tanıtım belgeleri  geçerli olup, bu haklar saklı kalır. Verilmiş olan belgeler bu yönergeye göre sınıflandırılması, Eğitim Kurulunca oluşturulacak denklik komisyonu kararının , Federasyonun onayından sonra, ilgililere durumuna uygun dengi antrenör belgesi ve lisansı verilir.




.




                                                         EK-1
ANTRENÖR KURSU EĞİTİM PROGRAMI
DERSİN ADI   I.
KADEME   II.
KADEME   III.
KADEME   IV.
KADEME   V.
KADEME
A.TEMEL EĞİTİM DERSLERİ   SAAT   SAAT   SAAT   SAAT   SAAT
SPOR ANATOMİSİ   4   -   -   -   -
SPOR FİZYOLOJİSİ   4   -   -   -    -
GENEL ANTRENMAN BİLGİSİ   4   -   -   -   -
 BESLENME KAYNAKLI ERGOJENİK YARDIM   4   -   -   -   -
SPOR SOSYOLOJİSİ   2      -   -   -
SPOR PSİKOLOJİSİ   4   -   -    -   -
SPORCU SAĞLIĞI    4   -   -   -   -
SPORDA ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ   4      -   -   -
BEDENSEL ENGELİLER SPORU   1   -   -   -   -
B.ÖZEL EĞİTİM DERSLERİ                   
ÖZEL ANTRENMAN BİLGİSİ   
10   
-   
-   
-   
-
SPOR DALI OYUN KURALLARI   
6   
-   
-   
-   
-
SPOR DALI TEKNİK TAKTİK   
32   
-   
-   
-   
-
KLASİFİKASYON   4   -   -   -   -
  NOT:Diğer antrenörlük kademesindeki dersler ve saatler kurs tarihleri belirlendiğinde ilan edilecektir.















                             


BEDENSEL ENGELLİLER SPOR FEDERASYONU
   
                          OTURARAK VOLEYBOL ANTRENÖR EĞİTİM YÖNERGESİ









137
Çocuklarda disiplin ve hoşgörü birlikte olmalıdır. Unutulmamalıdır ki çocuk hayatının ilk gününden beri öğrenme sürecinde olan bir varlıktır. Öğrenme sürecinde olan kişi sık sık hata yapar . Mühim olan bu hataların çocuğa gerekli açıklamaları yaparak öğrenmeyle değiştirilmesidir. Çocuğa aşırı disiplin uygulanması, çocuğun bazı noktalarda sıkılmasını ve kendini ortaya koyma noktasında tereddütler yaşamasına neden olur. Aşırı disiplin çocuklarda kaygı belirtilerine yol açar ve çocuk kendisini devamlı gergin ve huzursuz hisseder. Çocuğun yaptığı hatalar hiçbir zaman görmemezlikten gelinmemeli, görmezlikten gelinen davranışlar çocuklarda pekişecektir. Bu nedenle uygun bir şekilde çocuğun yaptığı hatalar anlatılmalıdır. Aşırı hoşgörülü anne baba tutumunda ise, neyin doğru neyin yanlış, neyin yapılması gereken neyin yapılmamsı gereken davranış olduğunu bilemeyen bir çocuk haline gelmesine neden olur. Aşırı hoşgörü çocukta gevşek ve tutarsız bir yapının ortaya çıkmasına ve çocuğun sınırları devamlı genişletme gayretleri içine girmesine yol açar. Bu şekilde aşırı gevşetilmiş sınırlar çocuklarda davranış problemlerine yol açarak belli bir süre sonra anne baba için çocuğun davranışlarının çok büyük bir problem haline gelmesine neden olabilir.Bu nedenle anne babanın her ikisinin de disiplin ve hoşgörü konusunda sözbirliği içinde olmaları birbirinden farklı tutumlara girmemeleri gerekir. Özellikle evde yaşayan veya çocuk üzerinde etkinliği olan büyükanne ve büyükbabanın da bu konuda sınırları gevşetmek yerine, anne babaya yardımcı olmaya çalışmaları gerekir. Bu tutarsız durum çocuğun, nasıl davranacağını bilememesine ve davranış problemlerinin daha da artmasına neden olur. Anne babaların bu konuda disiplin ve hoşgörü dozunu tam olarak ayarlamaları önemlidir. Çocuğun normal psikososyal gelişimi için bu durum çok önemli bir noktadır.

KONSANTRE OLMAK (DİKKATİNİ TOPLAMAK)
Konsantrasyon, bir ışın demetine benzetilebilir. Beklenilen bu ışın demetinin tüm çevreyi değil, istenilen odak noktasını ayrıntılarıyla aydınlatmasıdır. Böylece çocuk, o noktadaki tüm detayları, herhangi bir problem olmadan algılayabilecek ve hafızasına gönderebilecektir.
Konsantrasyonun tam karşıtı olan ?dikkat dağınıklığı? ise, çok geniş bir yelpazeye yayılmış ışınlara benzetilebilir. Bu ışınlar istenilen odak noktasını değil, tüm çevreyi aydınlatılır. Dolayısıyla, detaylar görülemez, görsel bütünlük sağlanamaz, algılanamaz ve hafızaya kaydedilemez.
Eğer çocukta, dikkat dağınıklığı görülüyorsa; üç faktörden söz edebiliriz. Bu faktörlerin bazen biri, bazen de birden fazlası bir arada bulunabilir.
1. Uygun olmayan dış faktörler
Çalışma ortamının fiziksel olarak uygun hale getirilmiş olması önemlidir. (Ses ve ısının iyi ayarlanmış olması, yeterli oksijenin sağlanması için havalandırılmış olması, çalışma süresi v.b)
Özellikle küçük yaştaki çocukların aynı anda çok fazla uyarıcı (TV., çok çeşitli oyuncak vb.) ile karşı karşıya kalması da dikkat dağınıklığı açısından risk oluşturmaktadır.
Ara vererek çalışmanın kayıp bir zaman olduğu düşünülmektedir. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar, ara vererek çalışanların, ara vermeden çalışanlara göre daha kısa sürede öğrendiklerini ortaya koymaktadır. Konsantre olmuş 10 dk.lık çalışma, konsantre olmadan yapılan 30 dk.lık çalışmadan daha değerlidir.
2. Fiziksel ve/ veya psikolojik faktörler
Daha önceden tespit edilmemiş olan duyma veya görme problemleri, düşük benlik algısı, duygusal problemleri v.b durumlar konsantrasyon için önemlidir. Psikolojik bir faktörün etkisinin yanında sadece fiziksel bir faktörün de etken olabileceği düşünülmeli, görme/ işitme probleminin olup olmadığı bir doktor tarafından kontrol edilmelidir.
3.Eğitim ve alıştırmaların yetersizliği
Gerek okul öncesi dönemde, gerekse ilköğretim döneminde dikkatini yoğunlaştırmayı öğrenebileceği aktivitelerle yeterince karşılaşmamış olması, egzersiz yapma olanağının sağlanmamış olması olumsuz etkenler arasında yer alır .
Konsantrasyon zorluğuna neden olan faktör ailenin kendi içinde yapacağı bir düzenleme ile ortadan kaldırılamıyorsa, o noktada vakit geçirmeden profesyonel bir yardım alınması gerekmektedir. Bu yardım, çocukla yapılacak çalışmaların yanında, anne babanın konu ile ilgili bilgilendirilmesini ve yönlendirilmesini de sağlayacaktır.
Günümüzün önemli sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığı, özellikle ilköğretime başlama dönemlerinde fark edilip ele alınırsa, daha kolay çözüme ulaşılabilir. Çocuğun gösterdiği davranışlara ?ders çalışmaktan sıkılıyor, oyalanıyor, tembel ? gibi tanımlamalar yapıp gerçek neden gözden kaçırılabilmektedir. Burada anne babalara düşen görev, iyi bir gözlemci ve dinleyici olmaktır.

138
X-TREME / YOGA NEDİR ?
« : Aralık 18, 2008, 02:40:53 ÖÖ »


Binlerce yıl önce Hindistan'da doğmuş bir yaşam biçimidir
?"Yoga" kelimesi Sanskritçe'de hem "bütünlük" hem de "disiplin" anlamına gelen bir kelimedir.
?Bizi meydana getiren fiziksel, ruhsal (enerji) ve akılsal vücudumuzu bir bütün olarak algılayarak disipline etmemize yarayan bir çalışmadır.
?Yoga bir din değildir. Bir yasama biçimidir. Bize yasama sanatını öğretir.
?Yoga kendimizi keşfetmek, huzura kavuşmak, bütünlüğe ulaşmak için yapılan çalışmalardır.
?Yoga evrensel bir sanattır.
?Yoga konsantrasyon demektir. Yoga bütünlük demektir.
?Yoga 5,000 yıldır uygulanmaktadır.
Bedensel ve akil sağlığımızı iyi veya kötü olarak bizzat kendimiz yaratırız. Şayet yorgun, dermansız, sinirli ve üzüntülü bir hayat sürüyor isek bunda çoğunlukla kendi kusurumuzun büyük payı vardır. İşte, o zaman hareketlerimizi, yasayış tarzımızı tekrar ele alarak değiştirmek zorundayız. YOGA bize bu konuda yol gösterir. YOGA yaparak daha iyi yasamayı, daha uzun yaşamayı mümkün kılacak sağlığı ve dengeyi bulabilirsiniz.

Yoga ve insan...
Bugünün koşulları, insanı doğal yaşamdan uzaklaştırıyor. Yaşamın hızı, toplumsal sorunlar,
beden ve zihinde gerginlikler yaratıyor. Sonuç, pek çok ruhsal ve bedensel hastalık.
İnsan, önemli olduğuna inandığı birçok şeye ulaşmak için durmaksızın koşuyor ve koştukça
sağlığını tehdit ediyor. Sigara, alkol, aşırı yemek, öfke ve yoğun stresle geçen zorlu bir yolculuğa dönüşüyor yaşam.
Duruş, nefes ve yoğunlaşma üzerine kurulu yoga, bedenle zihin bütünlüğünü içeren bir öğreti.
insanın bedensel, zihinsel ve duygusal açıdan yetkinleşmesi, iç barış ve özgürlüğünü gerçekleştirmesi için bir yol gösterici. İnsanın yaşamla uyumlu bir iç dünya yaratmasını sağlayan yardım eli, yaşamı bir dansa dönüştürme teklifi
* Yoğun yaşam akışının yarattığı bedensel ve zihinsel gerginliklerden uzaklaşarak, daha
huzurlu ve doyumlu bir yaşama ulaşmak için yoga.
* Stresin yarattığı pek çok fiziksel ve zihinsel hastalığın önüne geçmek, sağılığı korumak
için yoga.
* Bedende biriken sıkıntıları atmak, yıpratan enerjiyi dönüştürmek, zihnin sakin ve açık olmasını sağlamak, daha az öfkelenmek, daha çok hoşgörülü olmak için yoga.
* İnsanın kendine daha çok güvenmesi ve olası ruhsal sorunları kolayca aşması için yoga.
* Bedeni derin dinlendirerek, sıkışmış iç enerjinin beden içinde rahatça dolaşmasıyla yaşama sevincini artırmak, daha çevik ve enerjik olmak için yoga.
* Beden duruşunu düzelterek denge duyusu oluşturmak, tedirginlik ve eksiklik gibi doygulardan arınmak için yoga.
* Bedenin esnemesiyle gençleşmek, daha az enerjiyle daha çok iş yapabilmek için yoga.
* Bedeni dinlemeyi öğrenmek, gereğinden çok beslenmeyi engellemek için yoga.
* Kan dolaşımını hızlandırarak cildin daha güzel bir görünüme kavuşması, uykunun düzenlenmesiyle yaşamdan daha çok tat almak için yoga.
* Spor yapanların daha kolay yoğunlaşması, beden kapasitesini en üst düzeyde kullanması,
gerginlik ve yoğunluğu gidermesi için yoga.

Yoga?nın Temel İlkeleri
1- Doğru uygulama : Asanaların doğru uygulanması bedensel sağılığı koruyacak, kan dolaşımını düzenleyecek, iç organlara masaj yapacak, kasların sağlıklı çalışmasına yol açacaktır. Asanaların yavaş olarak zihinle uyum içinde yapılması bedensel farkındalığı, bedensel duyarlılığı çoğaltacak, bedensel esnekliği sağlayacaktır.

2- Doğru nefes : Derin ve doğru nefes gevşemeye, sakinleşmeye yardımcı olacaktır. Yaşam enerjisinin bedende sağılıklı bir biçimde akmasına yol açacak, bireyi canlandıracak, zihnini tazeleyecektir.

3- Tam gevşeme ? Tam dinlenme : Bedeni gevşetmek kişiyi diri bir canlılığa kavuşturacaktır. Gevşemiş, dinginliğine kavuşmuş bir beden ve zihinle gerginliklerle, sıkıntılarla ve kolay başedilebilecektir.

4- Doğru beslenme : Doğru ve sağlıklı beslenme bedensel ve zihinsel sağlığı korumada önemli rol oynar. Yoga?da yol aldıkça kişi doğal beslenmenin önemini, faydalı ve zararlı besin maddelerini kendiliğinden fark edecektir.

5- Olumluluk ve Meditasyon Uygulaması : Yaşama karşı olumlu tutum ve meditasyon, bireyin özünün ortaya çıkmasına, ruhsal gelişimine, doyurucu bir yaşam sürmesine yardımcı olacaktır. Olumluluk ve cesaret kişiye derin bir manevi yaşantının da kapılarını açacaktır.

Yoga Uygulaması
M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Patanjali, Yoga Sutra'larında, Yoga'nın 8 basamaktan oluştuğunu söyler. Bunlar:
1. Yama - Ahlaksal kurallara uymayı öğretir. Şiddeti, hırsızlığı, açgözlülüğü, kişinin kendi nefsine hakim olamayışını yasaklar.
2. Niyama - Öz disiplini öğretir. Saflığı, sadeliği ve çalışmayı hedefler.
3. Asana - Belirli pozisyonlardaki vücut egzersizleridir.
4. Pranayama - Belirli ritmlerde nefes alıp vermeyi öğretir.
5. Pratyahara - Duyguları kontrol etmeyi sağlar.
6. Dharana - Belli bir fikir üzerinde konsantre olmayı öğretir.
7. Dhayana - Meditasyon. Düşünce.
8. Samadhi - Meditasyonun ulaşacağı son hedef olup; beden ve duyular dinlenirken, aklın ve ruhun uyanık kalması. Üstün bilince erişme halidir.

Yoga egzersizlerinden biri olan "güneşe selam" zihni ve bedeni canlandırmak için kullanılır.
Sırtınız dik olacak şekilde oturun ve avuçlarınızı önünüzde birleştirin. Bu şekildeyken karnınızdan derin derin nefes alıp verin, bunu bir iki kere tekrarlayın. Bulunduğunuz mekanla kendinizi yoğunlaştırın ve geriye doğru uzanın. Uzanma işlemini sadece karnınız ve başınızla gerçekeştirin. Kollarınızı da geriye, başınızın üstüne doğru uzatın ve bu pozisyonda rahatsız olana kadar böylece durun.
Daha sonra başınızı, gövdenizi ve kollarınızı karnınızdan bükülecek bir şekilde eğin. Parmaklarınızı yere dokundurmaya çalışın, bunu yaparken dizlerinizi bükmeyin. Bu şekilde rahat olduğunuzu hissediyorsanız 30?a kadar sayarak pozisyonunuzu korumaya devam edin, rahat değilseniz 10 kadar sayın.
Yere çömelin ve avuçlarınızın yere değmesini sağlayın. Bu sırada bedeninizin dik olmasına dikkat edin, bu şekilde dörde kadar sayın.
Bir bacağınızı geriye doğru uzatın ve gergin olmasını sağlayın, diğer bacağınızı da bükülü tutun. Bu sırada vücut ağırlığınız kollarınızda olmalı ve başınızda yukarıya bakmalı. Bu şekilde altıya kadar sayın. Dizlerinizi bükerek ayaklarınızı alta doğru çekin. Dizleriniz yere değerken, kalçalarınızda topuklarınıza değmeli. Daha sonra kollarınızı, boynunuzu ve başınızı göğsünüz dizlerinize değene kadar eğin. Başınız yerle paralel olmalı. Kollarınızı öne doğru açın ve rahatlamaya çalışarak sekize kadar sayın.
Oldukça yavaş hareketlerle emekler pozisyona geçin, bu sırada avuçlarınız yere paralel olmalı. bacağınızın birini geriye doğru bükün ve gergin tutun. Diğer bacağınız da bükülü olsun. Bu şekilde başınızı yukarı kaldırın ve altıya kadar sayın.
Şimdilik bu hareketleri bir kaç defa tekrarlayabilirsiniz. Kazandığınız deneyimlerin ardından vücudunuz daha esnek bir hal alacaktır böylece daha ileri olan pozisyonları deneyebileceksiniz.

Yoga ve Spor
? Yoga egzersizleri, asanaları yapılan sporu tamamlayarak ve destekleyerek, bireyin kapasitesini en iyi biçimde kullanmasına yardımcı olacaktır.
? Spor dalları çeşidine göre bedendeki belirli kas gruplarını diğerlerine nazaran daha fazla çalıştırmaktadır. Yoga bedenin bütün bölgelerini çalıştırdığı gibi bedenle-zihin arasındaki dengeyi ve uyumu da sağlar.
Birey yaptığı spora daha kolayca yoğunlaşır ve beden kapasitesini daha üst boyutta kullanabilir

139
KİM BUNLAR ? / İLETİŞİM KURMASI ZOR ÇOCUKLAR
« : Aralık 18, 2008, 02:39:46 ÖÖ »
Doğuştan getirdikleri özellikleri nedeniyle içinde bulundukları çevrede kendilerini rahat hissetmeyen, bunun yanında anne-babaları tarafından da anlaşılamayan, yapılarına uygun karşılık alamayan ve bu nedenle de iletişim kurması zor olan çocukları birkaç grupta incelemek mümkündür. Bu noktada, ?zor çocuk? olarak tanımladığımız çocukların özelliklerini, onlarla iletişim kurmakta karşılaşılan zorlukları ve anne-babaların neler yapabileceklerini kısaca ele almaya çalışalım.

Zor Çocuklar
Aşırı Duyarlı Çocuklar : Bu çocuklar, çok iyi gözlemci olmalarına karşın genellikle çekingen ve ürkektirler. Yeni ortamlardan ve programlardan hoşlanmazlar. Uyaranların fazla olduğu ortamlarda kolaylıkla hırçınlaşabilirler. Çevreyi kendi başlarına araştırmaktan hoşlanmazlar. Bu çocuklar, uyaranlara karşı aşırı hassas oldukları için, duyu organlarına gelen uyaranları hep belli sınırlar içinde tutma çabası içindedirler; bu sınır aşıldığında da baş etmekte çok zorlanırlar ve mızmızlaşmaya başlarlar. Örneğin, evde son derece uyumlu, keyfi yerinde olan, bir-iki arkadaşıyla güzelce oynayabilen bu çocuk, bir doğum günü partisinde kendini kontrol etmekte çok zorlanabilir. Bütün arkadaşlarını annesine şikayet eder; eve gitmek istediğini söyler. Annesi de bu duruma bir anlam vermekte zorlanabilir. Anne-babaları, genellikle bu çocukları anlamada zorluk çeker; nasıl davranacaklarını da bilemezler. Bazı anne-babalar çocuğa karşı çok taviz verirler, her şeyi alttan alırlar. Bazıları da çocukla inatlaşır; kolayca öfkeye kapılır. Bir çok anne-baba da bu iki tutumu zaman zaman kullanır.

İçine Kapanık Çocuklar : Bu çocukların ise çevre, insanlar pek umurunda değildir. Kendi kendilerine oynayabilecekleri oyunları tercih ederler. Bunlar genellikle mekanik oyunlardır. Bir senaryo çerçevesinde oynanan oyunlar da, sınırlı kalıplar içindedir. Bu çocukların sözel becerileri de pek gelişmemiştir; kendilerine uzun uzun anlatılan konuları dinlemekte zorlandıkları gibi, kendilerini ifade ederken de en kısa yollara başvururlar. Genellikle, bu tip çocukların anne-babaları onların fazla zorlanmamaları gerektiğini düşünürler. Çocuğun tercihinin bu olduğunu ve buna saygı gösterilmesi gerektiğini söylerler. Bu çocukların kendilerine söyleneni ya da gösterileni algılamaları için, bu uyaranların çok kuvvetli olmaları gerekir. Eğer anne-baba, çocuklarını bir ölçüde zorlama gereği duymazlarsa, çocuğun kendi başına geliştirmekte zaten zorlandığı özellikle sözel becerileri hiç gelişmez ve çocuğun iletişimi ?Evet, hayır, iyi, kötü, bilmiyorum? düzeyinde kalır.

Meydan Okuyan Çocuklar : Bu çocukların temel özellikleri inatçı, dirençli ve her şeyi kontrol altında tutma ihtiyacı duyan çocuklar olmalarıdır. Bu çocuklar da değişikliklerden ve yeniliklerden pek hoşlanmazlar. Çevrelerindeki kişilerle sık sık tartışırlar. Her şeyin tam hayal ettikleri gibi olmasını isterler. Kendi seçimleri olan işlerde son derece başarılı olan bu çocuklar, ekip çalışmalarında büyük zorluklarla karşılaşırlar. Tıpkı aşırı duyarlı çocuklar gibi, bu çocuklar da uyaranlara karşı aşırı duyarlıdırlar, ancak uyaranları kontrol altında tutma ihtiyaçlarını mızmızlık yaparak değil, direnerek belli ederler. Bu çocukların anne-babaları, sabırlarının sınırlarındadır ve genellikle çocuklarına karşı çok öfkeli ve tepkilidirler. Bu da, çocuğun kaygı düzeyini yükseltir ve onun daha da dirençli olmasına neden olur.

Dikkatini Veremeyen Çocuklar : Bu çocuklar, ilgilerini çekmeyen hiçbir konuya uzunca bir süre dikkatlerini veremezler; dikkatleri oradan oraya dağılır ve genellikle ?Dikkat Eksikliği? tanısı alırlar. Çok unutkandırlar, fazla konuşmaktan hoşlanmazlar. Bu çocukların gördükleri veya işittikleri bir konuyu yorumlamakla ilgili zorlukları vardır. Başladıkları işleri bitiremedikleri, bir konudan öbürüne kaydıkları, ancak kendi yapılarına işlerde de başarılı oldukları için çevre tarafından, ?tembel, bencil? olarak nitelendirebilirler. Bu çocuklar uyaranlara karşı aşırı duyarlı veya duyarsız olabilirler. Çevreden genellikle eleştiri ve uyarı aldıkları için, iletişim kurma konusunda pek hevesli değillerdir; kendilerine güvenleri de zaman içinde azalma gösterir.

Hareketli/Saldırgan Çocuklar : Bu çocukların en önemli özellikleri son derece dürtüsel olmalarıdır. Akıllarına gelen şeyi anında gerçekleştirmek isterler. İstedikleri bir şey gerçekleşmediğinde de, bunu elde etmek için plan yapmak yerine doğrudan fiziksel müdahalede bulunurlar. Bu çocuklar, çok yaratıcı olabilirler. Anne ve babalar ise, kimi zaman çocuğa sınırsız hoşgörü gösterirler, kimi zaman da öfke patlamaları yaşarlar; kendilerini sıklıkla çaresiz hissederler.

Nasıl Davranmalı?
İletişim kurmakta güçlük yaşanan çocuklarla, bu engeli aşmada nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruyu yanıtlarken, daha önce bahsi geçen çocuğun biyolojik özellikleri ve duygusal gelişim aşamaları şüphesiz ki bize rehber olacak, ancak bunların dışında atılması gereken önemli başka adımlar da var.
Gözlem: Çocuğunuzun özelliklerini, hangi durumda nasıl davrandığını bir bilim adamı gibi, tarafsız ve yargılamadan gözlemlemeye çalışın. Sizin açınızdan sorun olan davranışları, ne zaman, hangi ortamlarda, kimlerin yanında ortaya çıkıyor veya artış gösteriyor?
Empati: Kendinizi o anda çocuğunuzun yerine koyun ve onun gösterdiği tepkide haklı olduğunu varsayın. Siz o anda onun yerinde olsaydınız kendi duygu ve düşüncelerinizi nasıl anlatırdınız? Bu çalışmayı bir süre yaptıktan sonra, çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini anlamada oldukça ustalaştığınızı göreceksiniz. Artık, kendi gözlemlerinizi çocuğunuza yansıtabilirsiniz. ?Kendini anlaşılmamış hissediyorsun.? ?Şu anda çok öfkelisin? gibi. Bu hem çocuğunuzun anlaşıldığı için rahatlamasını sağlayacak hem de kendi duygu ve düşüncelerini sözcüklere dökebilmesini kolaylaştıracaktır.
Oyun Zamanı: Gün içinde, çocuğunuzla önceden belirlemiş olduğunuz bir zaman dilimini birlikte geçirmeye çalışın. Bu zaman dilimi, sizin çocuğunuzun odasında oturup onun oynadığı bir oyunu izlemesi ile geçebilir, sizin onun için hazırladığınız bir kukla oyununu çocuğunuzun izlemesi şeklinde geçebilir veya ikinizin birlikte bir şeyler yapması şeklinde geçebilir. Bu zaman dilimleri içinde, çocuğunuzun dikkatini belli bir konuya yönlendirmesi yönünde ona geri bildirimler verebilir ve bu konuda farkındalığını arttırabilirsiniz. Paylaştığınız etkinlikleri onun hoşlandıklarından seçip, ilişkiye bir sıcaklık ve yakınlık boyutu katabilirsiniz. İletişim döngülerinin kapanmasına özen gösterebilirsiniz. Çocuğunuzun o anki durumunu tanımlayıp, onun duygu ve durumları bağdaştırmasını sağlayabilirsiniz. Bu etkinlikler, sırayla birer küp koyup birlikte bir kule oluşturmak kadar basit olabileceği gibi, çocuğun bir okul gününü anlatan ve olaylara onun gözünden bakan bir kukla oyunu hazırlamak gibi karmaşık da olabilir. Bu şekilde, çocuğunuzun duygusal gelişim basamaklarında ilerlemesinde ona rehberlik etmiş olursunuz.
Yapı ve Sınırlar: Çocuğunuzu anlamak ve anladığınızı ona hissettirmek kadar, onun dış dünyada daha rahat etmesini sağlayacak bir takım sınırları da koymak o denli önemlidir. Çocuğunuzla, belli bir iletişim düzeyine ulaştıktan sonra, onunla özellikle sıkıntı yaratan konularla ilgili olarak belli anlaşmalara varabilirsiniz. Örneğin, ?Ödev yapmaktan sıkıldığını biliyorum, bu senin için çok eğlenceli bir şey değil. Ancak ödev yapmadan gitmeden senin öğrenmeni engelleyen ve öğretmenini de zor duruma sokan bir konu. Senden bu akşamdan itibaren 15 dakikanı derse ayırmanı istiyorum. Bunu başarırsan, hem evde kimsenin sesi yükselmeyecek hem de televizyonda istediğin programı seyretmen için zamanın olacak. Yoksa televizyonu açamayacağım, üzgünüm? şeklinde bir yapı getirmek ve bunun takipçisi olmak, çocuğunuza çok şey katacaktır.
Esneklik: Özellikle uyaranlara aşırı duyarlı olan çocukların, bu uyaranlardan kaçınmaya çalıştıklarını biliyoruz. Zaman içinde, çocuğun tahammül sınırlarını biraz zorlamak gerekebilir. Kalabalık bir alışveriş merkezinde kendini çok huzursuz hisseden bir çocukla, bu tip yerlere kısa ziyaretler yapılabilir ve daha sonra da neler hissettiği hakkında konuşulabilir. Bu şekilde, çocuk hayatın onun karşısına çıkaracağı sürprizlere karşı daha hazırlıklı olmaya başlayacaktır.
Çocuğunuzun doğuştan getirdiği özellikleri, tümüyle değiştirmek elbette mümkün değil, ancak yaşamı hem onun için hem de çevresindekiler için daha rahat ve huzurlu hale getirmek mümkün. Bunun olabilmesi için de ilk adımı mutlaka yetişkinlerin atması gerekiyor.

140
FAYDALI BİLGİLER / SINAV KAYGISI İLE BAŞA ÇIKMANIN YOLLARI
« : Aralık 18, 2008, 02:37:13 ÖÖ »
ÖSS sınavı yaklaştı öğrenci kardeşlerimize ve ailelerine belki faydası dokunur düşüncesi ile bu yazıyı yayınlıyoruz. Satır aralarında yakalarsınız bütün başarıların altında programlı çalışma yatmakta. Sporunda bu programın içinde yer alması gereken başarı formüllerinden biri olduğunu, velilerimizin bilmesinde fayda buluyoruz.

Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız. Öğrencilerin en fazla yakındıkları konuların başında "sınav kaygısı" gelmektedir... Başarıya ulaşmak için başarısızlık korkusunun, yani sınav kaygısının aşılması gerekmektedir.
?Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız.? (Henry Ford)
Sınavlar yaklaştıkça hemen hemen bütün öğrencilerimizin zihnini kurcalayan, uykularını kaçıran, moralini bozan, çalışmalarını aksatan, kâbuslara neden olan bir kaygı ortaya çıkar: ?Ya kazanamazsam??
Charles F. Kettering: ?Eğer fırtına çıkınca yolcular gemiyi terk etmiş olsalardı, kimse okyanusu geçemezdi.? diyor.Demek ki başarıya ulaşmak için başarısızlık korkusunun, yani sınav kaygısının aşılması gerekmektedir. Eğer sınavlara hazırlanan öğrenci, sınavlar yaklaştıkça bu heyecanı artıyor; kendini kötü hissediyor, tedirgin ve güvensiz oluyor; ağlama duygusu gibi durumları sıkça yaşıyorsa ?sınav kaygısı? duyuyor demektir.
Kaygılı öğrenci tipi
Kaygılı öğrenci sevecendir, acıma duygusu gelişmiştir. Kendisi gibi aile bireyleri için de üzülür. Arkadaş ilişkileri genellikle iyidir. Arkadaşları tarafından genelde sevilir.
Kaygılı öğrenci kurallara uymaya özen gösterir. Eleştirilmeye hazırlıksızdır, beğenilmek ister. Kaygı duyduğu konular rüyasına girer. Kaygılandığı konularda çok heyecanlanır, yerinde duramaz. Kısacası kaygılı öğrenci sürekli tedirgin olup, duygusal tepkileri abartılıdır. Kaygılı öğrenci, nedenini bilmediği korkular çeker. Soluğu yetmiyormuş gibi sık sık soluk alıp verir, terler.
Kaygılı öğrenciler, ailelerine bağımlıdır. Ailelerin kendilerine destek olmaları ve her zaman yanlarında olmalarını beklerler. Uykuları düzensizdir. Okul korkusu bu öğrencilerde daha çabuk gelişir.
Sınav kaygısı duyan öğrencilerin düşünceleri
Acaba sınavı kazanabilecek miyim?
Arkadaşlarım kazanır da ben kazanamazsam, onların arasında nasıl dolaşırım?
Annem babam yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, benim için her şeyi yaptılar, ellerindekileri avuçlarındakileri benim için harcadılar, bütün ümitlerini bana bağladılar, sınavı kazanamazsam onların yüzüne nasıl bakarım?
Kafamı toplayamıyorum; okuduklarımı bir türlü anlayamıyorum, galiba sınavı kazanamayacağım, çalışmak istediğimde bu düşünceler aklıma geliyor ve çalışamıyorum, ne olacak benim hâlim?
Daha hazır değilim, vakit de çok kısaldı, sınavı düşündükçe ruhum daralıyor, içim sıkılıyor, ne yapabilirim ki?
Kaygı veren düşüncelerin olumsuz sonuçları
Yukarıdakileri benzer düşüncelere kapılan kaygılı öğrenci, aslında bu düşüncelerle çalışmalarını olumsuz etkiler. Çünkü böyle düşünceler, öğrencinin kendine olan güvenini sarsar, çalışmalarını verimsiz kılar, sonuçta da başarısızlığa yol açabilir. Bu düşünceler her zaman aynı yoğunlukta olmaz. Bazen artar, bazen azalır.

Kaygının belirtileri
Genelde kalp atışlarının hızlanması, yüzde kızarma, avuç içinde terleme, baş ağrıları, baş dönmeleri, mide kasılmaları, titreme, güvensizlik gibi fiziksel değişiklere neden olan sınav kaygısından, öğrenci en kısa zamanda kurtulmalıdır. Bundan kurtulmak için de sınav kaygısına neden olan etkenleri bilmesi gerekir.
Kaygının etkileri
Yapılan araştırmalar, stres sırasında beyinde salgılanan maddelerin miktarındaki artışın öğrenmeyi olumlu etkilediğini ortaya koymuştur. Ancak öğrenme karmaşıklaştıkça ve öğrenme süresi uzadıkça yüksek kaygının öğrenmeyi zorlaştırdığı belirlenmiştir. Bu durumda kaygı düzeyi düşük olan öğrencilerin, kaygı düzeyi yüksek olan öğrencilerden daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Çünkü yüksek kaygı sırasında, beyinde salgılanan maddelerdeki artış, öğrenme süreci için gerekli olan protoin sentezini engelleyici boyutlara ulaşır.
Öyleyse sorumluluk duygusunu aşacak şekilde bir kaygı, başarıyı engelleyici bir saplantı hâline gelir.
Uzmanlar, kaygının öğrenci başarısını olumsuz etkilediğini tespit etmişlerdir. 1985 ? 1986 eğitim öğretim yılında Türkiye?de sınavlara hazırlanan 5212 öğrenci üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bu öğrencilerin kaygı düzeyi ameliyat olacak olan genel cerrahi hastalarının kaygı düzeyinden yüksek çıkmıştır. Almanya?da Erlangen Üniversitesi?nde tıp psikolojisi öğretim üyesi olan Siegfried Lehr, yaptığı araştırmalara dayanarak, sürekli stres altında yaşayanların beyinlerinin en geç 40 yaşından sonra gerileyeceğini söylemektedir. Öyleyse kaygıdan mutlaka kurtulmak gerekir.
Kaygının nedenleri
Kendine güvensizlik, karamsarlık, ailenin yanlış tutumları, daha önce yaşanmış başarısızlıkların takrarlanabileceği endişesi, beklentiler,imkansızlıklar, bilgisizlik... Kaygının daha pek çok sebebi olabilir. Örneğin hedefin belirsizliği, plânsızlık, çalışma metotlarını bilmemek, güvensizlik, danışılacak kişilerin olmaması, arkadaş çevresinin olumsuz telkinleri, öğrencinin önünde başarılı bir örnek olmaması, aile ve çevrenin bilinçsizliği, aileden kalıtım yoluyla getirilen davranışlar bunların arasında sayılabilir. Önemli olan kaygı yaşayan öğrencinin bu kaygısının nedeninin ne olduğunun tespit edilmesidir. Ondan sonraki aşama ise bu nedenlerin zararsız hâle getirilmesidir.

Kaygının giderilmesi
Yapması gerekenleri uygulamak ve hedeflerine ulaşabilmek için gerekli plânlamayı yapmalı; bunun için de uzmanlardan (öğretmenler) gerekli bilgiyi almalı, yapacağı her şeyi onlara danışmalıdır. Emerson: ?Korkunun kaynağı cehalettir.? diyor.
Plânını uygulamayı başarabildiğini görünce kendine güveni gelecek, iş yapabilme becerisi gelişecektir. Kişinin kendine güveni gelmesi kaygıyı azaltacaktır. Ayrıca kişinin bir plân doğrultusunda doyurucu bir çalışma yapması, kaygısını azaltacaktır. Dale Carnegie: ?Dertler için tek bir deva vardır, dünyanın bütün ilaçlarından iyidir: Çalışmak...? diyor.
Kendine güven duygusu kaygıyı azalttığına göre, bu duyguyu geliştirici etkinliklere yönelmeli, eskiden başarılı olduğu etkinlikleri hatırlamalı, bunu tekrar yapabileceğine kendisini inandırmalıdır.
Gerçekçi olmalıdır. Gerçekçi olunmazsa hedefe yönelik yetersiz çalışmalar güvenini kıracak, kendini beceriksiz hissetmesine yol açacaktır. Öyleyse kendini iyi tanımalı, kapasitesini iyi belirlemeli, bunun için de öğretmenlerinden destek almalıdır. Jonathan Swift: ?Kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir.? der. Gerçekleri görmek, başarıya kapı açar; kaygıyı azaltır.
Saplantılardan kurtulmalıdır. Aklına gelen düşüncelere değil, yaptıklarına değer vermelidir. Gerçekçi, uygulanabilir bir plânla yapılan çalışmalar, kişinin aklına gelen olumsuz düşünceleri giderme bakımından etkili olacaktır.
Ümitli olmalıdır. Ziya Gökalp: ?Nice hastalıklar vardır ki onlara ilaç yerine ümit aşılamak daha hayırlıdır.? diyor. Kaygıyı da ümitle yenebilirsiniz. Ümidini kıracak düşüncelerden uzak durmalı, kendini planlı çalışmaya vermelidir.
Kendine kendisi gibi olan, çalışkan arkadaşlardan oluşan bir grup kurmalı veya böyle bir grubun içinde yer almalıdır.
Başkaları adına düşünmemeli: ?Ne derler, ne düşünürler hakkımda?? gibi düşüncelere kapılmamalı, kendi yaptıklarına ve yapması gerekenlere bakmalıdır.
Kişinin kararlı bir şekilde plânlı çalışması sonucunda: ?Kazanmam için yapılması gereken ne varsa elimden geldiğince yapıyorum. Bana düşen bu. Bundan sonrası bana ait değil.? şeklindeki bir düşünceyi benimsemesi kişiyi vicdanen rahatlatır; kaygıyı da azaltır. Konfiçyüs: ?Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, karalı olmak korkudan kurtarır.? der.
Olayları abartmamalı, her şeyi kendi konumunda ve değerinde kabul etmelidir. Gereğinden fazla abartılan düşünce ve olaylar öğrenciyi kaygılandırır.
Müziğe, spora, sosyal ve kültürel etkinliklere zaman ayırmalıdır.
Sınavı kazananlarla konuşmalı, bu doğrultuda yapılan röportajları okumalı, onlardan ne yapılması gerektiğini öğrenmelidir.
Kendinin bir birey olduğunu düşünmeli, kendini başkalarıyla karşılaştırmamalıdır. Kendini kendisiyle karşılaştırmalı, hedefe yönelik çalışmalarını gözden geçirmeli, ne kadarını gerçekleştirebildiğini belirlemeli, gerçekleştirmesi gerekenleri nasıl gerçekleştirebileceğini planlamalıdır.
Hepsinden önemlisi de sınavın her şey olmadığını, hele hele zekâ durumunun asla sınavla ölçülemeyeceğini, sınavı kazanmak kadar kaybetmenin de normal olduğunu düşünmeli, kendini bu düşüncelere inandırmalıdır.

Tüm öğrencilere başarılar diliyoruz. Yolunuz açık olsun.

141
KARNE NEDİR?
Karne uzun bir eğitim döneminin ürünüdür. Çocukların karnesindeki notlar sadece, farklı zamanlarda girdikleri sınavlardan aldıkları sonuçların göstergesidir.
KARNE HEYECANI
Ders notları tamamlanıp okul idaresine teslim edildikten sonra notların derecesine bakılmadan bir karne heyecanını tüm öğrenciler yaşarlar.
Bazı öğrenciler karnelerini alıp eve götürürlerken kaygı ve korkuya düştüğü görülmektedir. Araştırmalarda bu durumu pekiştirmektedir. Bu kaygı anne ve babanın göstereceği tepkiden kaynaklanmaktadır.
Ailelerin tutumları da farklılıklar göstermektedir. Kimi aileler katı durum sergilerken kimileri vurdum duymaz, kimileri anlayışla, kimileri de aşırı kaygılı davranır.
Kimileri için tatilin başlangıcı iken, kimileri için kaygı ve korku dolu günler demektir karne.
Sadece öğrenciler değil, anne, baba, hatta çocuğun yakın çevresi de heyecanla bekler ?O Gün? ün gelmesini.
Karne, kabaca eğitim-öğretim süreci sonunda öğrencinin çalışmalarını herkesin anlayabileceği şekilde belirleyen bir değerlendirmedir.

KARNE NEYİN GÖSTERGESİDİR.
Karne aslında çocuğun başarısından ziyade derslerindeki bazı eksikliklerinin olduğunu göstermek için öğrenciye ve veliye verilen bir uyarı belgesidir.
Çocuğun, ilgi, yetenek, zeka ve hayat okulundaki başarısının bir göstergesi değildir. Ünlü fizikçi Einstein?ı deli diye okuldan kovmuşlardır.
Ailelerin en büyük sorumluluğu hayatı seven, insanları seven, sorumluluk almayı bilen, bir çocuk yetiştirmektir.
Karne korkusu çocukta kendini nasıl belli ediyor?
Karne korkusu baskıcı ve otoriter ailelerde yoğun olarak yaşanmakta. Çocuk bu baskıdan korktuğu, çekindiği için yüksek kaygı yaşıyor.Kimi çocuk karnesindeki notları değiştirmeye çalışabiliyor kimi çocuk intihara varan davranışlar gösterebiliyor.
Çocuğunun başarısızlığı ile karşılaşan anne-babalar kendilerine şu soruları sormalıdır.
Çocuğun işitme ve görme problemi var mı ?
Dikkatini toparlayabiliyor mu?
Algılaması ,zeka seviyesi ne?
Hangi yönleri daha iyi (matematik mi sözel mi ,pratik zekası mı ön planda? )
Çocukla yıl boyu ne kadar ilgilendik?
Her çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve yeteneğine göre başarısının değişebileceği bilinmektedir.
Bu nedenle başarısızlık durumunda sonuçtan çok, bu sonuca nasıl gelindiğinin değerlendirilmesi önemlidir.
Öncelikle çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler geliştirebilmek için, her çocuğun bireysel kapasitesi göz önüne alınmalıdır.
Okul Başarısızlığının Nedenleri
A- Nörolojik-Psikiyatrik Rahatsızlıklar
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
Özel öğrenme güçlüğü
Depresyon
Epilepsi
Yaşıtlarına oranla IQ düşüklüğü
Görme, işitme sorunları
B-Ailedeki sorunlar
Çocukla doğru iletişimin kurulamaması
Eşlerin geçimsizliği
Aile tutumlarının farklı ya da yanlış olması
Kardeş kıskançlığı
Sosyo-kültürel ve ekonomik düzeyin düşüklüğü
Boşanmış aile sorunları
Anne-babanın sağlıklı model olmaması
Ders çalışma ortamının sağlanamaması vb.

Ne yapılmalı?
Tüm bu sorunlar, çocuğun okulda başarısız olmasına neden olabilir.
Öncelikle yapılması gereken, sorunun sebebini bulmak ve çocuğun karşısında değil, yanında olunduğu hissettirilerek işbirliği ile sorunu çözmeye çalışmaktır.
Bu tür sorunlarda, uzman bir kadronun desteği alınmalıdır. Nörolog-psikiyatrist-psikolog-aile-öğretmen işbirliği gereklidir.
Kırık karneye asla ceza vermeyin!..
Çocuk ister iyi, ister kötü karne getirsin, ailelerin çocuklarına verdikleri tepkiler onu sevdikleri yönünde olmalı.
Güzel karne tabii ki ödüllendirilebilir. Fakat çocuğun karnesi kötü geldiğinde cezalandırmak çocukta suçluluk duyguları-kendine güvensizlik ve kaygıyı artırır.
Ailelerin karneye ve başarıya yüklediği anlam burada öne çıkıyor.Çocuğun başarısızlığının pek çok nedeni olabilir.
Her koşulda anne babalar çocuklarına anlayışlı olmalı
Anne baba, çocuğu karnesini getirdiği zaman, sanki büyük bir şoka girmiş gibi tepki gösterir. Oysa ki, yıl içinde çocuğun notları bilinmektedir.
Takdir ve teşekkürlerle dolu bir karne getirmiş olan çocuk, hediye ve ödüllerle karşılanırken, düşük notlarla dolu bir karne getiren ya da sınıfta kalan çocuk, cezalarla karşılaşır.
Notları kötü olan ve başarısız bir çocuğun karnesi, aslında anne baba için bir sürpriz değildir.

Ailelere Öneriler:
Çocuğa ceza vermek, eleştirmek, diğer çocuklarla kıyaslamak, onun, kendine güvenini azaltacak ve kaygı duymasına neden olacaktır.
Karne ile ya da sınav notları ile ilgili yalanlar söyleyecek, toplantı tarihleri, sınav günlerini size haber vermekten çekinecektir. Çünkü sizin tepkinizden korkacaktır.
Çocuğunuzun size karşı dürüst olması için, ona güven vermelisiniz.
Karne tarihi gelmeden önce sürekli karnenin nasıl geleceğinden ve beklentilerinizden bahsetmeyin.
Mutlaka iyi bir karne beklediğinizi vurgulayıp, çocuğunuzun korku ve kaygı duymasına neden olmayın.
Onu diğer çocuklarla, kardeşiyle kıyaslamayın. Hoş olmayan küçük düşürücü ifadeler kullanmayın.
Çocuğunuzun karnesiyle ilgili duygularınızı,çocuğunuzun kişiliğini incitmeden net bir şekilde anlatın.
Onun başarılı olabilmesi için onun arkasında olduğunuzu ona hissettirin.
Çocuğunuza her zaman güvendiğinizi ve yanında olduğunuzu hissettirin. Başardığı işleri örnek gösterip, diğerini de başarabileceğini belirtin.
Zaman zaman, "ben sana güveniyorum, eminim bunu da başaracaksın..." gibi Destekleyici cümleleri kullanın.
Karne notları çok iyiyse de gereğinden fazla ilgi göstermeyin.
Fazla onay davranışı da kaygıyı artırır.
Ödül kullanıp, teşekkür edebilirsiniz.
Başarının tek göstergesi karne değildir. Çocuğun çabası varsa, motivasyonu yüksekse bu davranışını onaylamalısınız. Başarılı olduğu konuları vurgulayın ve ön plana çıkartın. Sorun olan alanlarda birlikte çözüm yolu arayın.
Karne zayıf olduğu için, tatil boyunca ders çalıştırmayın. Kitap okuması ve yoğun olmayan bir tekrar yapması yeterlidir.
Aktif etkinlikler planlayın ve ona zaman ayırmaya çalışın
Çocuğa çok küçük yaşlarda ufak tefek sorumluluklar verilmelidir ki çocuk okul çağına geldiği zaman ders çalışma sorumluluğunu alabilsin. Bu konuda ana-babalar bazen çok koruyucu olabilmektedir
İlköğretimin sonlarına ve lise yıllarına doğru ergenlik döneminden dolayı, çocuklarımız geçici bir sorumluluk eksikliği yaşayabilmektedir. O güne kadar karnesi çok iyi gelen çocuğun birden bire karnesinde düşük notlar belirlemeye başlayabilir. Bunun ergenliğe ilişkin bir dönem olduğu bilinmeli ve çocuğa ona göre yaklaşılmalıdır

142
X-TREME / YAMAÇ PARAŞÜTÜ
« : Aralık 18, 2008, 02:35:29 ÖÖ »


Yamaç paraşütü, birkaç yenilikçi havacı tarafından 1980'li yılların başlarında serbest
paraşütlerle yamaçlardan koşarak kalkmalarıyla başlamış oldu. Zamanla
paraşütlerin aerodinamik yapılarının gelişmesiyle birlikte performansları da
arttı ve serbest paraşütlerden ayrılarak, planör, yelken kanat gibi amacı uçuş
olan bir alet haline geldi.

Günümüzde pilotların da tecrübesine bağlı olarak, yamaç paraşütü ile küçük
tepelerden kalkılıp, yüzlerce metre yukarılara çıkılabilmekte ve saatlerce
havada kalıp kilometrelerce uzaklara uçulabilmektedir.

Katlandığında bir sırt çantasına sığacak kadar küçülebilmesi ve ağırlığının da
çok az olması bazı dağcıların ilgisini çekmiştir ve dağların zirvelerinden yamaç
paraşütüyle uçarak inenler vardır.

Türkiye'de yamaç paraşütçülüğü hızla gelişmektedir ve ülkemiz uçuşa çok
elverişli noktalara sahiptir. Hemen her şehrimiz civarında uçuşa uygun bölgeler
bulunabilir. Burada özellikle, Türkiye?nin ve dünyanın en iyi uçuş noktası
sayılabilecek Ölüdeniz e sahip olduğumuzu belirtmek lazım. Ayrıca Antalya-Kaş,
Denizli, Isparta, Erzincan, Eskişehir, Erzurum, İzmir, Bolu, Akşehir uçuşa
elverişli diğer şehirlerimizden bazılarıdır.

Yamaç paraşütünü diğer hava araçlarıyla kıyaslarsak öğrenmesi en kolay olanıdır.
Belli sağlık koşulları içerisinde hemen herkes yapabilir. Bunun için ülkemizde
başvurabileceğiniz birçok kulüp, dernek, kurs, şahıs, şirket, vs. vardır.
Ülkemizde bu sporun eğitimini veren ve yapan yaklaşık 40 civarı üniversite
kulübü vardır. Tabi üniversite kulüplerinin bir çoğunun kendi üniversite
öğrencisi haricinde öğrenci kabul etmediği bilinmektedir. Yamaç paraşütünün
pahalı bir spor olduğu bilinen bir gerçektir. Kullanılan malzemeler Türkiye de
üretilmemektedir ve maliyeti oldukça fazladır. Bu yüzden üniversite kulüplerinde
eğitim alan öğrencilerin maddi açıdan büyük avantajları vardır. Fakat bu noktada
seçim yapmadan önce oldukça hassas davranmak gerekir. Pilotaj hatalarında ve
bunun doğurduğu sonuçlarda alınan eğitimin büyük paya sahip olduğu asla
unutulmamalıdır. Eğitimin güvenilir eğitmenler tarafından ve güvenli
malzemelerle yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Yamaç paraşütü medya
tarafından ne kadarda tehlikeli olarak gösterilse bile aslında kurallarına
uyulduğu ve ciddi bir eğitim alındığında sanıldığı gibi tehlikeli olmadığı
görülmektedir.

Birazda bu sporda kullanılan malzemelerden bahsedelim.

Bu sporu yaparken kullanacağımız alete yamaç paraşütü, parapente (Fransızca),
paraglider(İngilizce) gibi isimler verilir.

Yamaç paraşütünün bez kısmına kanopi, kanat veya kubbe
adı verilir. Yamaç paraşütünde kullanılan malzemeler teknolojinin gelişmesiyle
artık yüksek kaliteli ve güvenilir malzemeler haline gelmiştir. Yeni kanopiler
dacron polyesterden dikilirler ve yırtılması çok zordur. Yırtılsa bile özel
dikişi ile yırtığın büyümesi engellenmektedir.

Oturulan kısmına ise harness denir ve uzun uçuşlarda kullanılan harnesslerde birde yedek
paraşüt mevcuttur. Yedek paraşüt mevcut paraşütün bir sorundan kullanım dışı
kalması halinde açılır ve güvenli bir şekilde inişe yardımcı olur. Bahsettiğimiz
pilot harnesslerde sırt ve yan korumalar bulunmaktadır. Eğitimlerde ise basic
harness denilen harnessler tercih edilmektedir. Yüksek irtifa uçuşları mutlaka
pilot harnessler ile yaptırılır.

Yamaç paraşütünde kullanılan iplerin bir tanesi 130 kg çekere sahip iplerdir ve
yamaç paraşütünde onlarca ip vardır.Su geçirmez ve çok hafiftirler.İplerin bağlı
olduğu vidaların çekeri ise 410 kg dır. Kolonların bağlandığı kolonların çekeri
ise çok daha fazladır.

Diğer bir temel malzeme ise kask tır ve bunun yanında variometre, rüzgar ölçer,
uçuş tulumu, uçuş botu ise kullanılan diğer malzemeler arasında yer alır.

Yamaç paraşütünde sağ ve sol olmak üzere iki fren bulunmaktadır ve bu sayede
istediğimiz yere çok yumuşak iniş yapma imkanımız bulunmaktadır. Yani çoğu
insanın düşündüğü gibi yamaç paraşütü rüzgar nereye eserse oraya değil, siz
nereye isterseniz oraya gider.

Yamaç paraşütünde yanlış bilinen bazı durumlar vardır. Kazaların sebebi ters rüzgar
değildir ve böyle bir durum yoktur. Rüzgar kalkış ve inişte tam karşıdan esecek
şekilde kanadımız serilir. Kalkış yaptıktan sonra rüzgarın esme yönü önemli
değildir. Kazaların çok büyük oranı olumsuz hava koşulları veya akrobasi
gösterilerinde kazalar olmaktadır. İyi eğitim almış bir pilot havayı tanır ve
uygun olmayan şartlarda uçuş gerçekleştirmez. Eğitimin büyük önemi vardır ve çok
ciddiye alınmalıdır. Kesinlikle kendi başına öğrenebilinecek bir spor değildir.
Kullanılan malzemeler dahi eğitim, orta seviye, ileri seviye olarak
değişmektedir. Diğer bir konu ise yamaç paraşütünde ?atlama? terimi kullanılmaz
bunu yerine ? kalkış ? terimini kullanırız. Yamaç paraşütünde kalkış yapılır
serbest paraşütte ise atlama. Serbest paraşütte ? düşüş ? vardır, yamaç
paraşütünde ise ? süzülüş ? , buda serbest ve yamaç paraşütü arasından basit
farklardır.

Yamaç paraşütünde çift kişilik paraşütler vardır ve
buna ? tandem? denir. Başta ölüdeniz olmak üzere tecrübeli pilotlar eşliğinde
yolcular ücret karşılığı bu zevki tadabilmektedirler. Yolcunun tek yapması
gereken kalmış esnasında birkaç adım atarak koşmaktır.

Yamaç paraşütü eğitimi önce teorik eğitimle başlar. Teorik eğitimde; malzeme
bilgisi, aerodinamik, uçuş tekniği, makro ve mikro meteoroloji anlatılan bazı
konulardır.

Teorik eğitim sonrası öğrenciler yer eğitimine geçerler. Yer eğitiminin maksadı
öğrencilere yerde paraşütle olan reflekslerinin gelişmesini sağlamak ve temel
hareketleri öğrenmektir. Öğrencinin durumuna göre 1-3 gün arası sürer. Yer
eğitimini bitiren öğrenci önce 30-40 metre yükseklikteki tepelerden 20-30 civarı
başlangıç uçuşu gerçekleştirir. Bu uçuşlar çok kısa süreli olup öğrencinin
tecrübesinin arttırılması ve hareketlerin (dönüşler, kalkış, iniş vb.)
öğretilmesi amaçlanır. Daha sonra gitgide yükselerek eğitim sürdürülür.
Başlangıç eğitimi biten öğrenci artık yüksek irtifa eğitimine hazır hale gelir.
Bu eğitim süreci öğrencinin becerisi ve hava koşullarına da bağlı olarak sürer.
Başlangıç eğitimi tüm koşullar uygunsa ortalama 5-10 gün arası sürer. Yer
eğitiminden sonra birkaç ay sürecek olan başlangıç eğitimi devam eder. Yer
eğitimi ve başlangıç eğitimi genelde biraz yorucu geçer. Fakat ayağınız yerden
kesildiği ilk andan itibaren her şeyi unutur gökyüzünün ve uçmanın keyfini,
özgürlüğün tadını çıkarırsınız.


Havacılığın her dalında olduğu gibi yamaç paraşütçülüğünün de kesinlikle uymanız gereken bazı emniyet kuralları vardır.
Havacılığın düşüncesiz, dikkatsiz, tedbirsiz ve aptalca hareketleri affetmediğini asla unutmamamız gerekir. Güvenli uçuşlar için içinde uçtuğumuz hava tabakasını kesinlikle tanımalı, paraşütümüzün değişik şartlar altındaki davranışlarını iyi bilmeli ve doğanın şartlarını ve kendi limitlerimizi asla zorlamamalıyız.

UÇUŞ
Yamaç Seçimi : İlk yapılacak iş iniş yerinin seçilmesidir. Düz bir alan olması şarttır. Çünkü belli bir koşu mesafesi gerekmektedir. Streamer veya windsock koşu pistinin yan tarafına dikilmelidir. Bunlar pilotun görüş açısı içinde olmalıdır. Yamaçta koşu yolunda engellerin olmaması ve uygun bir eğimin olması gerekir çok dik yamaçlar uçuş için uygun değildir. Pilot için uzun bir koşu alanı bulunmalıdır. Türbulanslardan kaçınmak için yamacın karşı tarafında bir tepe olmaması gerekir. Paraşütün serileceği temiz bir yer seçilmelidir.

KALKIŞ
Kontroller: Rüzgar önden gelmelidir. Baslangıçta en fazla 30° yandan gelebilir. Tecrübeli pilotlar için 90° olabilir. Son kontroller yapılmalıdır. Kopuk olup olmadıkları, taşlara takılmadıkları kontrol edilir. Kontrol iplerinin en altta ve açık olduğuna bakılır. Kask takılır ve harnesse girilir. harnessde önce bacak kolonları sonra göğüs kolonları takılır. Bacak kolonları fazla sıkılmaz oturmak için hafif boşluk bırakılır. Kanadın tam ortasında durulur. Genellikle kanatta orta bölümü belirten bir yazı veya işaret bulunur. Kollar yana açılır. Elin içinde kumanda iplerinin bulunduğu halka ve ön kolon olmalıdır. Diğer kolonlar omuzda olmalıdır. Bu pozisyonda koşmaya başlanır. Dikkat edilmesi gereken, kolonların kollar ile değil göğüs gücüyle itilmesidir. Kanat tam tepeye geldiğinde ön kolonlar bırakılır, böylece elde sadece kumanda ipleri kalır. Kalkış için koşarken kanadın yana doğru eğilmesi halinde, eğik olan tarafa koşulur ve kanat düzeltilir. Ancak kanat düzeldikten sonra koşmaya devam edilir. Bu hususa çok dikkat edin. Koşma çok önemlidir. Havalanıldığı andan itibaren koşu durdurulmaz ve havadayken bile devam edilir. Kalkışta en fazla zorlanacağınız kısım koşma olayıdır. Havalandıktan sonra koşmayı bırakıp harnesse oturmak en sık yapılan hatalardan biridir. Bu hata yaralanmalar veya harnesse zarar gelmesine sebep olur.

Ancak tümüyle havalandıktan sonra harnesse oturulur ve paraşüt kumanda etmeye başlanır. Kanatlar kumanda iplerini çektiğiniz yöne doğru döner. Kalkışta ve inişte rüzgarı öne almak zorunda olmanıza rağmen havadayken rüzgarın yönü önemli değildir.

İNİŞ
Yere 25-30m kala rüzgar öne alınır ve komut ipleri kullanılmaz. Harness'tan çıkılır ve yere 1-2 m kala fren ipleri sonuna kadar çekilir. Bu harekete "Dinamik Stall" denir. Gerektiğinde ipler ele dolanıp daha fazla çekilmesi sağlanır. Ayak yere değidiği andan itibaren koşmaya başlanır. Koşarken fren iplerini çekmeye devam edin. Kanat arka tarafa yatınca koşma durdurulur ve kanat toplanmaya başlanır. İlk olarak fren ipleri karışmaması için kolondaki çıtçıtlı yerine takılır. "Stall" kelimesi İngilizcede "aniden durma" veya "bozulma" anlamına gelir. Yamaç paraşütünde kullanılan anlamı ise "irtifa kaybetme" ve "düzensiz uçuştur."

143
X-TREME / TREKKING HAKKINDA
« : Aralık 18, 2008, 02:34:22 ÖÖ »


Trekking de temel kurallardan en önemlisi ekip düzenidir. Ekipteki en deneyimli kişi ekip başı ve en deneyimsiz olan onun arkasında yer alır. Yürüyüşün tek sıra halinde yapılarak grubun dağılmasının engellenmesi de çok önemlidir. Trekking de yürüyüş düzeni, molalar, rota vb. gibi kararları ekip başı alır. Ekibiin en arkasındaki artçının görevi ise kopma veya düzensizlikleri belirleyerek ekip başı ile koordine olarak olası kazalara karşı tedbir alır.

Ekip içinde haberleşme söylenecek şeyi herkesin bir önündekine yada bir arkasındakine söylemesiyle gerçekleştirilir. Bu, özellikle taş düşebilecek, tehlikeli kulvarlardan geçerken yararlı olur. Bağırmadan gerçekleştirilen bu teknik ile bir ses yankılanmasından bile etkilenebilecek, bağları zayıf taşların düşmesi engellenir.

Yürüyüş sırasında herkesin sırtında küçük bir sırt çantası bulunmalıdır. Tek omuzda taşınan çantalar yürüyüş sırasında sallanacakları için dengeyi bozarlar. Sırt çantasının içinde yürüyüşün uzunluğuna göre en az bir litre su, hava koşullarına göre bere, eldiven, yağmurluk ve çeşitli giyecekler, ilk yardim çantası gibi malzemeler bulunmalıdır. Herkes bir yürüyüş sırasında ihtiyacı olabileceğini düşündüğü malzemeleri yanında taşımak zorundadır.
Trekking uzmanlarının tavsiyelerine göre; Trekking sırasında seçilecek giyecekler yünlü yada yün,sentetik karışımı olmalıdır. Pamuklu giyecekleri kullanmamakta yarar vardır. Bunun nedeni pamuklu giyeceklerin çabuk ıslanması ve ıslandığında geç kurumasıdır. Yünlü giyecekler giyildiğinde bu tip sorunlarla karşılaşılmaz. Çok kalın ve az kat giymek yerine, ince ve çok kat giyilmelidir. Böylece terlendiği zaman soyunup, üşündüğü zaman giyinilerek belli bir vücut sıcaklığı korunmaya çalışılır. Doğada ne üşümek ne de terlemek iyidir. Ayrıca seçilen giyeceklerin düğmeli ya da fermuarlı olmasına dikkat edilmelidir. İnsan, vücut sıcaklığının %70'ini başından kaybeder. Bu nedenle, gerektiğinde bere giyilmelidir. Kot pantolon yerine kadife yada yünlü pantolonlar tercih edilmelidir. Kot pantolon vücudu soğuk tutar ve ıslandığında kurumaz. Ayakkabı olarak da postal yada bot türü ayakkabılar giyilmelidir. Spor ayakkabı ya da su geçirebilecek herhangi boğazsız bir ayakkabı kişiyi her an zor bir durumda bırakabilir.
Güneşli havalarda güneş çarpmasından, cilt yanıklarından ve güneş körlüğünden korunmak için şapka, güneş kremi ve güneş gözlüğü kullanmakta yarar vardır.
Trekking esnasında gelişigüzel mola verilen molalar daha fazla yorgunluğa neden olur.Yürüyüş sırasında gereksiz iniş-çıkışlardan kaçınmak gerekir. Ayrıca yürüyüşte kurallara uyulmalı ve taş düşme tehlikesine karşı da dikkatli olunmalıdır. Rotanın kaybedilmemesi için nirengi noktalarına dikkat edilmelidir.
Doğa yürüyüşleri sırasında yörenin çoban köpekleri tedirginlik yaratabilmektedir. Bu tedirginliğin yaşanmaması için mümkünse sürürlerden uzak durulmalıdır. Köpeklerle karşılaşıldığı takdirde ise soğukkanlılığı yitirmemek ve kaçmaya çalışmamak gerekir. Ani hareketlerden ve özellikle de köpeğe tas atmaktan kaçınılmalıdır. Bu durumda yapılacak en iyi is yavaşçana yön değiştirip sürünün uzağından geçmektir.

TREKKİNG MALZEMELERİ
SIRT ÇANTASI:
Her yürüyüşçünün mutlaka bir sırt çantası olmalıdır. Yürüyüş esnasında ellerin boş olması gerektiğinden diğer el çantaları taşınmaz. Yine sırtta tek taraftan tutan çantalar sağa sola yalpalayacağından tercih edilmemelidir.

SIRT ÇANTASINDA BULUNMASI GEREKLİ MALZEMELER:
Matara, termos ve yeterli su alınmalıdır. Ayrıca yürüyüşe yetecek yiyecek ve alkolsüz içecekler de alınmalıdır. Temel ilk yardım malzemesi, kişisel ilaçlar, mutfak malzemesi / çatal,bıçak,bardak,tabak ) kibrit, çakmak, el feneri, pil, defter, kalem, dikiş malzemesi, düdük vb.

SIRT ÇANTASINDA BULUNMASI GEREKLİ GİYSİLER :
Yağmurluk, panço veya su geçirmeyen giysi, iç çamaşırı ve çorap, şapka, bere, fular, mevsime göre kazak, polar türü içlikler alınmalıdır. Giysiler hafif ve az yer tutmalıdır. Rahat giysiler tercih edilmelidir. İç çamaşırları yün veya sentetik olmalıdır.Çoraplar kısa ve yün tercih edilmelidir.

TREKKİNG AYAKKABI SEÇİMİ
Kısa ya da uzun süreli yürüyüşlerde kuşkusuz en önemli malzeme ayakkabıdır. Ayakkabılar sağlam, su geçirmez, ayak ve bileği koruyan cinsten olmalıdır. Yürüyüş zemini ve türüne göre çeşitli türler mevcuttur. Bunun için önce faaliyet beirlenmeli ardından bu faaliyete en uygun ayakkabı seçilmelidir.
Yürüyüş ayakkabıları: Yürüyüş ayakkabıları genellikle esnek üst malzemeden imal edilmiş, ayağı rahat tutan ve ortopedik tabanlı ve hafif ayakkabılardır. Bu ayakkabılar ayakları serin tutar çabuk kurur ve kolayca giyilebilir olmalıdır. Bu tür ayakkabıların zorlu etaplar için özel yapılmış olanları mevcuttur. Daha güçlendirlmiş ve suni deri yada deriden yapılmışlardır. Bileklerden destekleri arttırılmıştır. Tabanda çelik takviye de bulunan bu ayakkabılarda bileğin incinme ve burkulma riski en aza indirilmiştir. Arazi yürüyüşlerinde kullanılan ayakkabılar ise geniş tabanlı, uzun bilekli, sağlam botlardır. Genelde deriden üretilirler.Tabanları kaymaması için özel yapılmış ayakkabılardır. Teknolojinin gelişmesi ayakkabı üretiminde son yıllarda tabanı sağlam ve dayanıklı ve aynı zamanda hafif ayakkabıların üretilmesine olanak tanımıştır. Ayrıca topuğa gelecek darbeleri azaltan kesik tabanlı botlar da sert arazilerde kullanılabiliyor. Ayakkabı seçerken mutlaka deneyerek ve mümkünse ayakkabıyı birkaç saat giyerek almanız tavsiye ediliyor. Numaraya göre değil ayağınıza tam oturmasına ve rahatlığına göre satın almalısınız. Numaralar bu tip ayakkabılarda değişiklik gösterebiliyor.

144
X-TREME / ORYANTIRING NEDİR ?
« : Aralık 18, 2008, 02:31:07 ÖÖ »


Oryantiring (Koşarak, Yürüyerek Hedef Bulma) her türlü arazide yapılabilen, katılımcıların kontrol noktalarını harita ve pusula yardımı ile en kısa zamanda ziyaret etmeye çalıştığı bir doğa sporudur.
Kısaca bedensel ve zihinsel çalışmanın birlikte ifadesi olan Oryantiring; sadece düz bir koşu değil, aynı zamanda kontrol noktaları aranırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir oyundur. Bir doğa sporu olarak yediden yetmişe kadar her kesime hitap eden Oryantiring ayrıca bütün ailenin birlikte yapabileceği bir aile sporudur.
Oryantiringi benzerlerinden ayıran en önemli unsur koşarken takip edilecek bir liderin veya işaretlenmiş bir parkurun olmamasıdır. Bulunulan yerden gidilecek yere ulaşmak için her sporcuya göre değişen sonsuz sayıda farklı seçenek bulunmaktadır. Sporcuların hem kendi özelliklerini, hem diğer sporcuları, hem de içinde bulundukları arazinin özelliklerini dikkate alarak en doğru kararı en kısa süre içinde vermeleri, bir başka ifade ile atletik kapasitelerine ek olarak mutlaka zihin yeteneklerini kullanmaları gerekmektedir. Oryantiringin bu özelliği yarışmacılar arasındaki fiziksel özellik farkını ortadan kaldırmakta, yarışmanın başında neredeyse tüm sporcuları eşit hale getirmektedir.

ORYANTİRİNG NEREDE, NE ZAMAN BAŞLADI ?
Oryantiring ilk kez 18 yy sonlarında İsveç'te askeri garnizonlar arasında yön bulma yarışması olarak başlamıştır. Daha sonra önce kuzey avrupa ülkeleri ve giderek tüm dünyayı kapsayacak şekilde gelişmiştir. Oryantiringin yaygınlaşmasında önce haritacılıkta meydana gelen gelişmeler, sonra standart pusulalara eklenen dönen kadran ile kullanımının kolaylaşması önemli rol oynamıştır.

ORYANTİRİNG ADI NEREDEN GELİYOR ?
Oryantiring adı İsveççeden gelmektedir. İsveççede Orienteringsförbundet olarak yazılan Oryantiring diğer diller tarafından aynen alınmış ancak o dilin kendi dilbilgisi kuralları ve kolay telaffuz edilme vb. özellikler dikkate alınarak küçük bazı değişiklikler yapılmıştır. Örneğin fransızcada Orientation, ingilizcede orienteering, almancada orientierungslauf, ispanyolcada orientacion, italyancada orientamento, polonyacada orientacje olduğu gibi. Yapılan araştırma sonunda Türkçede "ORYANTİRİNG" olarak kullanılmasının uygun olduğu anlaşılmıştır.

ULUSLARARASI ORYANTİRİNG FEDERASYONU
Oryantiring`in tüm dünyada ne kadar yaygın olduğu Uluslararası Oryantiring Federasyonu'nun internet sitesinin yer aldığı adresinde ve bu adreste bulunan uluslararası federasyona üye 61 ülkenin ulusal federasyonlarına ait adreslerdeki bilgilerden kolaylikla anlaşılabilir. Halen tüm dünyada her yaştan, her cinsten, her meslek grubundan yüzbinlerce insan Oryantiring ile ilgilenmektedir. Uluslararası Oryantiring Federasyonu tarafından belirlenen, her yaştan, her cinsten ve her seviyede sporcunun katılmasını sağlayan 40 civarında kategori bulunmaktadır.
Günümüzde Oryantiring yarışmaları Uluslararası Oryantiring Federasyonu tarafından belirlenen kurallara uygun olarak düzenlenmektedir.

ORYANTİRİNG TÜRLERİ
Uluslararası Oryantiring Federasyonu'nun organize ettiği a) Koşarak (Foot Orienteering), b) Kayakla (Ski Orienteering), c) dağ bisikletiyle (Mountain Bike Orienteering), d) elle kullanılan özürlü arabasıyla (Trail Orienteering) yapılan türleri bulunmaktadır. Ayrıca son yıllarda yazılı ve görsel basının ilgisini çekmek için kent içlerindeki parklarda yapılan türü de bulunmaktadır. Bu tanıtım yazısının aşağıdaki bölümlerinde Oryantiring, koşarak yapılan Oryantiring anlamında kullanılacaktır. Diğer Oryantiring türlerinin ülkemizde ortaya çıkacak taleplere göre zaman içinde gelişeceği tahmin edilmektedir.

ORYANTİRİNG PARKURU
Koşarak yapılan standart bir Oryantiring parkuru; ÇIKIŞ (haritalarda üçgen işareti ile gösterilir), belirli sırada ziyaret edilmesi zorunlu HEDEF NOKTALARI (sayısı değişkendir, haritalarda daire işareti ile gösterilir, Hedef Noktasında 30x30x30 cm boyutlarında bezden yapılmış, beyaz turuncu renklerinde bayrak ve oraya gidildiğinin belirlenmesi için kontrol aygıtı bulunur, kontrol aygıtı elektronik olabileceği gibi, herbiri kağıt üzerinde ayrı delikler açan, görünüşü bürolarda kullandığımız tel zımbalara benzeyen zımbalar şeklinde de olabilir) ve VARIŞ (haritalarda iç içe geçmiş iki daire ile gösterilir)' tan oluşur.

ORYANTİRİNG YARIŞMASI NASIL OLUYOR ?
Amaç yarışmaya başladıktan sonra hedef noktalarını belirlenen sırada dolaşarak en kısa zamanda varış noktasına ulaşmaktır. Oryantiring sporunda atletik kapasite önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Yarışmacı belirlenmiş, işaretlenmiş bir parkur olmadığı için arazide bir noktadan diğer noktaya tamamen kendi karar verdiği bir rotayı izleyerek gider. Bu sırada kısa zamanda doğru karar verebilmesi çok önemlidir. Özetle aklını, zihnini iyi kullanamayan bir sporcunun Oryantiring yarışmalarında başarılı olması mümkün değildir. Bu özelliği nedeniyle bizlerinde severek ve sık sık kullandığımız gibi Oryantiring "Koşarak Santranç Oynanan Spor" olarak da anılır.

ORYANTİRİNG HARİTASI
Yarışmalarda kullanılan Oryantiring Haritası özellikle Oryantiring sporunun ihtiyaçlarını karşılayan özel bir haritadır. Onu klasik coğrafi haritalardan ayıran hatta üstün kılan özellik; coğrafi haritaların içerdiği bilgileri kapsamasının yanında ayrıntıya inerek Oryantiringe özgü bilgileri içermesidir. Örneğin çitler, bitki örtüsü, özel nesneler, kaya grupları, yollar, enerji nakil hatları vb. kısacası arazide görülen her şey bu haritalarda gösterilmektedir. Bu haritalar Uluslararası Orientring Federasyonu'nun belirlediği standartlara göre tüm dünyada aynı renkler, kodlar, açıklamalar vb. özellikler kullanılarak hazırlanmaktadır. Haritalar yarışmayı düzenleyenler (kulüpler, federasyonlar) tarafından hazırlanarak yarışma öncesi katılımcılara verilmektedir.

ORİENTRİNG PUSULASI
Orientring yarışmalarında kullanılan bir diğer malzeme Orientring Pusulası'dır. Haritayı yönüne koymamızı bir başka ifade ile gidilecek yönün belirlenmesinde kullanılan pusula ayakkabı ve giysilerin dışında yarışmacıların sahip olması gereken yegane malzemedir.

ALTYAPI YATIRIMI OLMAYAN ÇEVRECİ BİR SPOR...
Buradan da anlaşılacağı gibi Orientring yapı, bina, stad, saha gerektirmeyen çevreci bir spordur. Binlerce kişinin katıldığı yarışlardan sonra ertesi gün aynı araziye gidirseniz ayak izlerinden başka hiçbir şey göremezsiniz!.

ORİENTRİNG İLKÖĞRETİM OKULLARINDA ÖĞRETİLİYOR
Orientring batılı ülkelerde ilköğretim okullarında ders olarak okutulmaktadır. Neredeyse her okulun her mahallenin bir Orientring Kulübü ve takımı bulunmaktadır. Bir dersane, okul binası, okul bahçesi, küçük bir park alanı bile Orientring parkuru olabilmektedir. Harita, Pusula ve bunların birlikte kullanımı ile Yön Bulma bilgilerinin verildiği ve uygulamalarının yapıldığı bu dersin çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimini olumlu yönde etkilediği, karar verme mekanizmalarını geliştirdiği, kendilerine güven duygusunu ve kendisini ifade etme yeteneğini artırdığı tesbit edilmiştir.

145
X-TREME / SNOWBOARD VE TARİHÇESİ
« : Aralık 18, 2008, 02:29:43 ÖÖ »


Snowboard'un bu kadar popüler bir spor olması çok eski bir tarihe dayanmamaktadır.
Popülaritesinin doğumu 1990lı yıllardır. Tabi bu süre Türkiye için geçerli değildir.
Türkiye'de 1993-1994 yılında bazı kişiler tarafından yapılmaya başlanıldıysa da
popüler bir hale gelmesi 4-5 yıl sürmüştür ve halen büyük bir hızla snowboard yapan
kişi sayısında büyük bir ilerleme vardır.

Dünya tarihine dönecek olursak, öncülüğü 1970li yıllarda "Jack Burton Carpenter", "Chuk Barfoot" ve "Tom Sims" in içinde bulunduğu bir grup tarafından yapılmıştır. Şu anda snowboard firmaları Burtonla beraber en büyük snowboard üreticileri haline geldiler. Burton ilk olarak yüksek arkalı bağlamalar ( high-back bindings) metal kenarlar ve snowboard ayakkabıları üreterek pastadaki en büyük payı aldı.
İlk temelleri küçük water ski şeklinde ucunda ip olan ve ayakta durulan bölümde ortadan arkaya kadar kaymayı önleyici pütürlü olan ve çocukken kaydığımız kızaklara benzer snurfer'la atılmıştır. Bu fikrin sahibi 1960 lı yıllarda Sherman Poppin'di.
Zaman ilerledikçe bir grup rahatsız üniversite öğrencisi eğlenceli yarışlar düzenlemeye başladılar, tabi ki sizlerinde tahmin edebileceği gibi Jake Burton da bu değişiklik arayışı içinde olan kişilerden biriydi. Sonra bu yarışmalar esnasında, vahiy şeklinde bir fikir indi Burton'un aklına, "Ayakları borda sabitlemek" -evet, evet harika bir fikirdi bu, bu sayede ellerini yarışta kullanmaya ihtiyacı olmayacaktı.

Bunun ne kadar zekice bir fikir olduğunu yarışları kazanmaya başlayınca daha da iyi anladı Burton. Snowboard gibi doğa üstü bir sporu geliştirmek isteyen tek kişi, şüphesiz Jake Burton değildi.
Aynı yıllarda Jeff Grell ilk olarak yüksek arkalı bağlamanın (highback binding) dizaynını yaptı. Demetre Molovich ise winterstick'i buldu fakat finansman sağlayamadı. Ama yinede Molovich kendi dizaynı olan "Kırlangıç kuyruk" (Swallowtail) ve "laminant konstrüksyon"la (laminant construction) gibi önemli faktörleri snowboard adına bulmuş ve tanıtmıştır.

Ayakkabılar Sorels(TM) veya Sno-pac tipi ayakkabılar olarak geliştirildi.
İlk önceleri snowboard ayakkabıları sorel çeperli kayak ayakkabısı şeklindeydi. Bu ayakkabıların topuklar için yeterli destek vermediği ve bordun kontrolüne engel olduğu açıktı. İlk sert yapılı snowboard botları kayak botlarından ibaretti. İlk sert yapılı botların üretimi 1980li yıllardan önce çok zaman almadı.
1985li yıllarda Burton Vermonttaki Strotton dağında açtığı mağazada çelik kenarlı ve
yüksek arkalı bağlamaları kendi dizaynlarında kullandı ve bu sayede normal pistlerde bu bordların kullanılır hale gelmesini sağladı.

Yine aynı yıllarda Amerika'da kayak alanlarından sadece %7'sinde snowboard yapılmasına izin verilirken, şu anda bu rakam %97 ye çıkmıştır. Ayrıca her snowboardcunun hayali olan Half-Pipelar bu pistlerin yarısından fazlasında mevcut. Tabi maalesef bu durum yine Türkiye için geçerli değil.
Bir Half-Pipe'ın yapımının maliyetinin yüksek olmasından dolayı inşa edilmemesi
esasında snowboard'un Türkiye'de düşünüldüğü kadar gelişmediğinin bir kanıtıdır.

146
X-TREME / SATRANÇIN TARİHÇESİ
« : Aralık 18, 2008, 02:28:36 ÖÖ »


Satranç, iki oyuncu arasında oynanan bir zeka oyunudur. Bu oyun satranç tahtası denilen 8 x 8 'lik kare bir alan üzerinde satranç taşları ile oynanır. Toplam 64 karenin yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflar beyaz ve siyah renkli taşları alırlar, her oyuncunun bir seferde bir hamle yapmasıyla oyun gelişir. Oyunun başında beyaz ve siyahların 16 taşı bulunur. Bunlar bir Şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyondan oluşur. Oyunun amacı karşı tarafın şahını mat etmektir.

Bir Alman kültür tarihi araştırmacısı, satrancın Çin veya İran oyunu değil, aslında Hindistan?da geliştirilmiş bir savaş stratejileri ve taktik geliştirme yöntemi olduğunu ortaya çıkardı.
Zaman 6.yy?ın ortaları. Kuzey Hindistan?ın Kanauj kentinden yola çıkan kervan Pers hükümdarına sunulacak hediyeleri taşıyordu. Hintlilerin 1000 deve ve 90 filin sırtına yükledikleri altın, misk, tütsü, ipek ve Hint kılıçları arasında, çok değerli bir armağanı da götürüyordu: 16?sı zümrüt, 16?sı yakuttan yontulmuş 32 oyun taşı ve Hintlilerin 64 kareli geleneksel oyun tahtası ?astapada?dan oluşan satranç takımıydı bu.

Pers şairi Firdevsi, kuzey Hindistan?dan Pers kenti Ktesiphon?a yollanan söz konusu kervanı Şehnameye aktarmış ve böylece tarihte ilk kez bir satranç oyununun bir ülkeden diğerine götürüldüğünü belgeleyen kişi olmuştu.

Oyun değil

Bu değerli oyun, Pers hükümdarlarının zekalarını ve bilgeliklerini ölçmek için gönderilmişti. Bu diplomatik yolculuk şimdi yıllardan beri satranç oyununun kökeni üzerindeki tartışmaya son verecek bilimsel bir dayanak haline geldi.

Münihli kültür tarihçisi Renate Syed: ?Satrancın sanıldığı gibi Çin veya İran?da değil, Hindistan?da keşfedildiğinden eminim? diyor. Ona göre satranç eski oyunlardan değil, savaş taktiklerinden gelişmişti. Sanskritçe ismi ?caturanga? da buradan geliyordu zaten. Yani satranç aslında oyun değil savaş stratejileri ve taktik geliştirme yöntemiydi.

Hindistan?da ilk olarak İ.S.630 yılında Kanauj kentindeki gelişmeleri anlatan Şehname?de ele alınan satrançtan, Kamasutra gibi İ.S.450 yılına ait kapsamlı kaynaklarda henüz söz edilmemekte. Syed, satrancın 450 yıllarında Kanauj kenti civarında keşfedilmiş olduğunu ve o tarihlerde kendilerine benzeyen toplulukları arayanlar tarafından geliştirildiğini tahmin ediyor.

Bölgedeki hükümdarlar kendi aralarında ?toplumsal önemi çok büyük olan? savaşlar düzenliyor ve karmaşık satranç kurallarına göre dört bölüklü ordularını (ordu da caturanga olarak adlandırılmıştı) çevredeki geniş ovalarda çarpıştırıyorlardı. Köylülerden oluşan piyadeler kurban olarak önden ilerlerken, taarruz birlikleri karşı cephedeki piyade ve süvarileri korkutup ezebilmeleri için zırhlı fillerle korunuyordu. Okçular dört koşumlu savaş arabalarını büyük bir hızla düşman hatlarına doğru sürüyor ve süvariler düşmanı çevreleyerek kıstırmaya çalışıyorlardı.

Entelektüel girişim

İşte kan ve onur kokan atmosferde, satranç oyununun ilk örneği kendiliğinden gelişmişti diyor Syed, Spiegel dergisinde yayımlanan yazıda. Savaş, Brahmanlar için son derece entelektüel bir girişimdi. Çünkü Hintli bilginler çarpışmaların başarılı geçmesi için teorik tecrübeler edinerek yeni savaş taktikleri ve hileler geliştiriyordu.

Peki ama karmaşık savaş teorilerini heykelciklerle üretmek nereden akıllarına gelmişti? Bunu anlamak pek zor değil, çünkü Hint kültüründe resmin önemli bir yeri vardı. Mesela savaş hazırlıkları ya da savaş sahneleriyle ilgili görüntüler Brahmanlar tarafından saray halılarına işleniyordu. Savaş taktikleri için oyun taşlarının kullanılmış olması bu yüzden hiç de şaşırtıcı görünmüyor. Ayrıca şimdiye dek oyuncak ya da kült objesi olarak tanımlanan asker, süvari ve fil heykelcikleri de bu tabloyla birebir örtüşmekte.

Oyuna dönüştü

Belli bir zaman sonra bilginler Hindistan?da zaten uzun bir süredir kullanılmakta olan 64 kareli oyun tahtasını bu satranca uyarlamış ve satranç oyunun yolunu açmışlardı.

Satranç oyunu, figürleri ve hareketleriyle gerçekten de Hint ordusundaki savaş kurallarını andırıyor. Oyun tahtası üzerinde de köylüler (piyonlar) önde saldırıyor. Satranç tahtasının bir tarafından diğer tarafına kadar düz olarak gidebilen kalenin hareketi, savaş arabasının manevrasını yansıtırken atın L şeklindeki hamlesi de süvari birliklerinin düşmanı usta bir şeklide kıstırma taktiğine dayanıyor.

Ordudaki kurallara göre kral önündeki piyade birliklerince korunarak arka sıradan ağır adımlarla ilerlemekteydi.

400 farklı pozisyon

Syed?e göre satranç oyunundaki iki fil ve vezir figürü de eski Hindistan?daki savaş stratejilerini oyun tahtasına taşımıştı. Filler zırhlılara benzer biçimde düz hareket edebilirken vezir, bugünden farklı olarak yalnızca yakınındaki dört karede çapraz olarak ilerleyebiliyordu.

?En saygın ailelerden gelen vezirler cephede kralın yanında yer alıyordu? diye açıklıyor Syed. Arapların, ordularını çok sayıda at ve deveyle takviye etmelerinden sonra vezir bugünkü satranç oyunundaki uzun hamlesine kavuşmuştu (vezirin hareketi fil ile kalenin hareketlerinin birleşimidir).

Araştırmacı, satrancın aristokratların zeka oyunu olduğunu ve asla iddialara sahne olmadığını savunuyor. Hintliler kısa bir zaman sonra taşların siyah-beyaza dönüşmesinin ardından oyunda 400 farklı pozisyonun yakalanabileceğini de keşfediyorlar.

Bu asil oyunu İ.S.565 yılında kervanıyla Pers ülkesine gönderen kişi Kanauj kentinde hüküm süren Muakhari hanedanından kral Sarvavarman idi.

Armağanı kabul eden hükümdar Khusrau Anushirvan?ın bu değerli oyun takımına dokunup dokunmadığı bilinmese de, en azından Wazurgmihr adındaki bir bilgeden oyunun kurallarını öğrenmeye çalıştığı söyleniyor.

Üstelik bilge, satrancın savaş kurallarına uygun olarak geliştirildiğini bulmuş, ancak bu oyunun Perslere pek yararı olmamış. Bilindiği gibi Persler birkaç on yıl sonra Arapların istilasına uğrayacaktı.


147
X-TREME / BUNGEE JUMPING
« : Aralık 18, 2008, 02:22:18 ÖÖ »


Bungee Jumping Tarihçesi

Bungee Jumping? in kökeni Doğu Avusturalya?nın açıklarında Pasifik Okyanusunda ?New Hembridis? adalar grubundaki Vanatu adası yerlilerinin ?Gkol? adını verdikleri erkekliğe geçiş törenlerinde bambudan yaptıkları kulelerden sarmaşıktan yaptıkları iplere bağlanarak atlamasına dayanır.

Avrupa?da 1970?lerde Oxford Üniversitesi öğrencilerince bagaj gerdirme lastikleriyle ilk bungee atlayışlarının temeli atılmıştır.

1980?lerde artan talep karşısında teknolojinin tüm imkanlarından faydalanarak önemli ve güvenli bir sektör haline gelmiş, günümüzde ise tüm dünyada yüzbinlerce kişiye ulaşan, uluslararası alanda yarışmaları düzenlenen bir spor dalı olarak kabul görmüştür.

Tarihteki bazı bunge jumping rekorları
- Jochen Schwizer 1997 yılında tam 1055 metreden atlamış. Hem de bir helikopterden... Atlayışta 330 metrelik bir ip kullanmış ve tam 415 metre serbest düşüş yapmış.
- David Kirke (İngiltere'deki Oxford Tehlikeli Sporlar Kulübü'nden,) 350 metrelik Royal George Köprisü'nden 140 metrelik bir iple atlıyor, sonra da 1980 yılında Colorado'da 200 metrelik bir atlayışı başarıyla gerçekleştiriyor. Yıl 2000'de A.J. Hackett aynı köprüden 320 metrelik bir atlayış yapıyor.
- Dünyanın en kalabalık toplu atlayışı 25 kişiyle 1998'de Frankfurt, Almanya'da Deutsche Bank Genel Merkezi'nde yapılıyor. Yükseklik 56 metre.
- Ekim 1998'de A.J. Hackett, Yeni Zellanda'nın bir binasından ve tam 196 metreden atlıyor.

Bungee Jumping Nasıl Yapılır
Bungee Jumping yapacak kişi öncelikle bu sporu yapmak için tehlikeli olabilecek rahatsızlıklarının bulunmadığını yazılı beyanatla belirtmek zorundadır. Bundan sonra bungee jumping yapacak kişinin ağırlığı görevlilerce ölçülerek gerekli güvenlik malzemeleri giydirilir.

Atlayıcı vinç tarafından yukarı çekilecek sepete bir görevliyle birlikte gerekli emniyet önlemleri alınarak bindirilir ve ağırlığına uygun olan iple, vinç tarafından gerekli yüksekliğe çıkarılarak (yükseklik yaklaşık olarak 50 m.dir.) buradan boşluğa bırakılır.

Atlayıcı yaklaşık olarak 10m.lik bir serbest düşüşten sonra insan fiziğine zarar vermeyecek bir ivmeyle ip tarafından yavaşlatılır.

Düştüğü yüksekliğin yaklaşık %70? i kadar tekrar yukarı ivmelenir ve bu hareket sönümleninceye kadar devam eder.

Bungee Jumping nerede yapılabilir
Bungee Jumping yapılabileceği yerler sadece vinçle sınırlı değildir. Yüksekliğin ve açının uygun olduğu her türlü kule ve köprüden atlayış gerçekleştirilebilir.

Ülkemizde bu sporun yapıldığı yerler genellikle parti alanları, şenlikler ve bazı tatil yerleri. Kalıcı platformlar bulunmuyor.

Yani Türkiye' deki sistem, bulduğunuz yerde atlayın sistemi.
İstanbul Kilyos' ta Solar Beach, Bodrum, Çeşme bungee jumping yapabileceğiniz yerlerden bazıları.

Yurtdışında ise, daimi merkezler bulmak mümkündür.

Bungee Jumping Malzemeleri
A) Temel malzememiz İp:
Bungee sporunda iki çeşit ip kullanılır. kılıflı ip ve tamamen lastik ip.
1- Kılıflı İpler : Bu ip, 1978 yılında İngiltere'de ilk modern bungee atlayışında kullanıldı. İp, askeri amaçlı geliştirilmiş olup, hala pek çok ülke ordusu tarafından kullanılmakta.
İpin merkez kısmındaki ince lastik lifler sentetik bir kılıfla korunurken, her bir ip 800 kilo taşıyabilme kapasitesine sahiptir.
2- Lastik İpler : Bu tarz ip Yeni Zellanda'da, sadece bu spor için özel olarak üretilmiştir.
Binden fazla lastik lifin birlikte kullanılması ile oluşur. Bu materyal, atlayış sırasında normal uzunluğunun 4 katı kadar esneyebilir.

B) Emniyet kolonları (harness):
Göğüs-bel emniyet kolonu ve ayak bileği emniyet kolonu olmak üzere iki çeşittir.
Göğüs emniyet kolonu, yeni başlayan ve kısa mesafe atlayışçıları için uygundur.
Bu tarz emniyet kolonlarında ipin vücuda bağlandığı yer, ağırlık ve dönüş merkezlerine çok yakın olduğundan, vücutta en az baskının oluşması sağlanır.
Ayak bileğinden bağlananlarda ise serbest düşüş ve salınımlar daha çok hissedilir. Uzun atlayışlar için daha uygundur.

Sağlık : Bungee jumping yapacak kişi aşağıdaki sağlık sorunlarından herhangi birine sahip olmamalıdır.
? Kalp rahatsızlıkları
? Tansiyon bozukluğu
? Epilepsi (sara)
? Herhangi bir ortopedik rahatsızlık
? Psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklar
? Alkol veya uyuşturucu bağımlılığı
? Hamilelik

148
X-TREME / PAINTBALL
« : Aralık 18, 2008, 02:21:20 ÖÖ »


Paintball tanımsal olarak, boya kapsülleri atan silahlarla rakibi strateji ve takım ruhu ile saf dışı etmeyi ve verilen görevi başarmayı hedef seçen takımların belirli alan içersindeki mücadeleleridir. Temel ilke ?Hayatta kal, yoket ve başar? dır. Oyunu diğer sporlardan farklı kılan ise maksimum adrenalin, iyi strateji, stress altında karar verme, az miktarda fiziki yetenekle yüksek oranda zeka gerektirmesidir.

Amerika başta olmak üzere tüm dünyada şu anda Paintball ile ilgili kuruluşların sayısı yüzlerle ifade edilebilir. Bu kuruluşların arasında Paintball oyun alanları, malzeme satıcıları, takımlar ve hatta ulusal ve uluslararası Paintball federasyonları bulunmaktadır. Uluslararası turnuvalar sayesinde oyunculara ülkelerini temsil etme fırsatı sağlanmaktadır.

Sadece ABD'de ; oyun alanlarının sayısı yüzlerle ifade edilmektedir, düzenli olarak aylık çıkan 6 adet paintball dergisi vardır ve onlarca farklı firma çeşit çeşit paintball silahları ve aksesuarları üretmektedir. Bu aksesuarlar, boya saçan el bombalarından, mayınlara; duman bombalarından, boya fırlatan bubi tuzaklarına kadar geniş bir yelpaze içermektedir.

Paintball Tarihçesi :
Paintball, yaklaşık 25 yıllık geçmişi olan, nispeten genç bir spor dalıdır. Amerikalı ormancı arkadaşların kesilecek ağaçları boyarken kullandıkları boya atan tabancaları birbirlerine doğrultmaları ile şaka olarak başlamış, ancak bu ilhamla 80'li yıllarda ticari bir kimliğe bürünmüş ve tüm dünyada artan bir heyecanla oynanan bir oyun haline gelmiştir.

Türkiye' de Paintball :
Ülkemizde beş-altı yıl önce oynanmaya başlamış, henüz hakettiği yere gelememiştir. Birçok ülkede federasyonu olan ve hatta ligleri kurulan paintball oyunu ülkemizde oldukça amatör bir seviyede kalmıştır.

Genel Kurallar :
1- Her oyunda olduğu gibi bu oyunda da hakem kurallarına itiraz hiç bir işe yaramaz.
2- Oyuncu her neresinden boyanırsa boyansın elenir. (Ancak kendi mermisi namlu içinde patlamışsa bu kural geçerli değildir.)
3- Oyuncu vurulduğunu gizlememelidir.
4- Aynı anda iki oyuncu birbirini boyamışsa ya her ikisi birden elenir ya da her ikisi de devam eder. Karar yetkisi hakemdedir.
5- Eğer bayrak oyunu oynanıyorsa; Bayrak oyunlarında, takım oyuncularından sadece biri kendi istasyonu içinde bekleyebilir. Bayrak taşıyan oyuncu elenirse bayrağı elendiği noktaya bırakır.
6- Oyuncu siperle birlikte hareket edemez.
7- Ölü Adam Yürüyüşü; elenmemiş oyuncunun sanki elenmişçesine diğer elenmiş oyuncularla birlikte yürümesi ve bu şekilde siper değiştirme veya rakip eleme gibi avantajlar elde etmesidir. Ölü Adam Yürüyüşü yasak olup olmaması takımlarca kararlaştırılır.
8- Ölü Adam Sessizliği; elenen oyuncunun hiçbir şekilde konuşmaması ve diğer oyunculara bilgi vermemesidir.
9- Oyun sırasında kapsülü biten oyuncular hakemlerden kapsül paketi alabilir. Ancak bu sırada oyun durmaz. Hakem paketi bırakır ve uzaklaşır. Rakip oyuncu bu sırada kapsül bekleyen oyuncuyu eleyebilir.
10- Alınan kapsüllerin iadesi yoktur.
11- Her takımın Takım Kaptanı vardır. Bu takım kaptanları puanlama esnasında hakemin yanında bulunur.
12- Oyunun başlaması için; takım kaptanlarının takımlarının hazır olduklarını hakeme işaret etmesi gerekmektedir. Oyun hakemin düdüğü ile başlar.
13- Kurallara veya hakem kararına uyulmaması halinde, hakem takıma ihtar verecektir. Aynı maç içinde 2 ihtar alan takım 50 puan kaybeder.
14- Tüm oyuncular önceden belirlenmiş sınırlar dışarısına çıkamazlar.


Güvenlik Kuralları :
1- Oyun sırasında şort ve T-shirt giyilmez. Teni açıkta bırakmayacak kıyafetler giyilip, tulumlar kullanılabilir.
2- Oyun alanındayken maske çıkarmak yasaktır.
3- Oyuncular arasında hiçbir şekilde fiziksel temas olamaz.
4- 5 metre ve daha yakından atış yapılması yasaktır. (Kapsüllerin namludan çıkış hızı ortalama 80-100 m/sn?dir.) Bu gibi durumlarda oyuncular anlaşarak birbirinden uzaklaşır ya da hakem oyunu durdurur.
5- Silahını iki eliyle başının üstünde tutan oyuncuya atış yapılamaz. Bu hareket ancak oyuncu elendiğinde ya da acil durumlarda yapılır.
6- Elenen oyuncu alanı terk ederken atış yapamaz ve kendisine atış yapılamaz.
7- Hakemlere atış yapılamaz.

Paintball Senaryoları :
1- Bayrak Kapmaca : İki takımın ortadaki tek bayrağı almaya ya da kendi bayrağını koruyarak rakip takımın bayrağını kendi kalesine getirmeye çalıştığı bir senaryodur.
2- Eleme : Rakip takımın tüm oyuncularını vurarak oyundan çıkarmanın amaçlandığı bir senaryodur.
3- Zamana Karşı : Süre dolduğunda en fazla oyuncusu oyunda kalan takımın kazandığı senaryodur.

Neo-Paintball Oyunu :
Oyunun amacı verilen senaryoyu uygulamaktır. Her takım kendine göre bir senaryo hazırlayabilir yani belli bir senaryoya bağlı kalmak gerekmez. Amaç bazen karşı takımın tüm oyuncularını elemek, rehineyi kurtarmak, bir bölgeyi korumak ve ele geçirilmesini engellemek, bir kaçağı diğer takımdan önce yakalamak, bir kişiyi güvenli bir şekilde önceden belirlenen hedefe ulaştırmak,takım kaptanını vurmak vs. dir.

Neo-Paintball'da kural olarak her yeni oyuncu Senaryo-1 (Bayrak kapmaca) oyununu oynamak ve oyun sonunda hakem tarafından diğer senaryolara geçmek için yeterli performansı gösterdiği yolunda onay almak durumundadır. Kişisel gelişimlerin ayrıca kaydı tutulmaktadır. Ayrıca bu kayıtlara göre grup oluşturmakta zorlanan bireylere uygun gruplar oluşturulur.

Bazı Senaryolar;
1- Çift Bayrak : Dünyada en çok oynanan, klasik paintball oyunudur. Takımlar oyun alanının iki ucunda bulunan istasyonlardan başlarlar. Amaç karşı takımın istasyonunda bulunan bayrağı alıp önceden belirlenmiş noktaya getirmektir.
2- Tek Bayrak : Takımlardan birinin bayrağı koruduğu, diğerinin ise ele geçirmeye çalıştığı bayrak oyunudur.
3- Bayrağı Kap : İki takım alanın iki ucundaki istasyonlardan oyuna başlarken ortadaki bir noktada duran bayrağı almaya ve karşı takımın istasyonuna ulaşmaya çalışmaktadırlar.
4- Başkanı Koru : Oyunculardan biri veya isteğe bağlı olarak bir hakem ya da seyirci; "başkan" seçilir. Takımlardan biri "Başkan'ın Adamları" yani korumalarını oluştururken, diğer takım "Saldırganlar" rolünü üstlenmektedir. Senaryonun hedefi başkanı belli bir sürede ana istasyondan çıkartıp, hedef istasyona ulaştırmaktır.
5- Rehine Operasyonu : Bu senaryoda da yine bir oyuncu veya isteğe bağlı olarak bir hakem ya da seyirci; "Rehine" olmakta ve "Hakim Tepe"de "Saldırganlar"ın elinde rehin tutulmaktadır. "Kurtarıcılar"ın görevi ise verilen süre dolmadan rehineyi "sağlam olarak" kurtarmaktır.
6- Son Adam : Bu oyunda herkes tektir. Süre kısıtlaması yoktur. Elenmeden kalan son oyuncu kazanır. Senaryonun en ilginç yönü "Geçici Anlaşmalar" kuralıdır. Bu kural gereği oyuncular kendi aralarında diğer oyuncuları eleyinceye kadar birlikte çalışmak için geçici olarak anlaşabilirler. Fakat bu anlaşmalara sadık kalmak zorunda değildirler.
7- Buddy : "Son Adam" senaryosuna benzer, ancak bu senaryoda 2 kişilik timler söz konusudur ve geçici anlaşma yapma imkanı yoktur. Elenmeden kalan son tim oyunu kazanır.
8- İki Takım Girer; Bir Takım Çıkar : Aslında klasik bir speedball, ?Combat? senaryosu olan oyunun kuralları basittir; oyun alanına 2 takım girer; kalan kazanır!
9- Tavşan Kaç : Oyunculardan biri "Tavşan" olur; diğer oyuncular ise "Avcı".
10- Firar : Karşı takımın bir oyuncusu 'Kaçak' olur, diğer takım ise 'Gardiyanlar'
11- Terminator : Oyunculardan biri Terminator olur ve yoketmeye başlar; durdurmanın tek yolu vardır; elinden vurmak.

149
FAYDALI BİLGİLER / GÜDÜLENME VE ÖĞRENME DAVRANIŞI
« : Aralık 18, 2008, 02:20:11 ÖÖ »
Güdülenme otomobili harekete geçiren motora ve yön veren ön tekerleğe benzetilebilir. Enerji ve yön güdülenme kavramının her durumda tekrarlanan temel özellikleridir. Güdülenme davranışlarımıza enerji ve yön veren ihtiyaçlar, değerler, tutumlar, umutlar , ödüller gibi diğer etkileri de içerir. İhtiyaçlarımız ve onları tatmin etme isteği güdülenmenin temel kaynağıdır . Öte yanda ilgilerimiz, değerlerimiz ve olaylara karşı tutumlarımızın belirlediği yönde hareket ederiz. Davranışlarımızı umutlarımız ve ilgimizi çeken ödüller veya kaçındığımız cezalar da etkiler.

Güdülenmenin başarı ile nedensel bir bağlantısı vardır ; güdülenme başarının nedeni veya hedefi olabilir.

Güdülenme Türleri

Moslow güdülemeyi ihtiyaçların bir hiyerarşisi -aşamalı sınıflandırılması- şeklinde gruplandırmıştır. Moslow?un sınıflaması 5 temel ihtiyacı ele almaktadır. En altlarda yer alan yiyecek, hava, güvenlik, sevgi gibi ihtiyaçlar ilk önce tatmin edilmesi gereken fiziksel ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçlar tatmin olduktan sonra ait olma, saygı gibi sosyal ihtiyaçlar gelir. Bu ihtiyaçlar da az çok tatmin olduğunda öğrenme, aydınlanma gibi entellektüel ihtiyaçlar devreye girer ve bunları estetik ihtiyaçlar takip eder. İhtiyaçların en yüksek seviyede olanı kendini gerçekleştirme ihtiyacıdır. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı, olmak ve yapmak istediklerimizi davranışlarımıza yansıtabilmektir. Kendini gerçekleştiren kişi açık olma, diğerlerini ve kendini sevme, saldırgan olmama, toplum için yararlı ve ahlaka uygun davranma, bağımsız ve yaratıcı olma , araştırıcı ve içten olma gibi ihtiyaçlara ve güdülere sahip olan kişidir. Bazı yazarlar ise pek çok çeşit güdülenme olduğunu belirtirler. Örneğin , Murray ve arkadaşları bir güdüler listesi hazırlamışlar ve bu listeye pek çok sosyal ihtiyacı, güç ihtiyacını, oyun ihtiyacını, bağlılık ve ilişki kurma ihtiyacını ve başarı ihtiyacını eklemişlerdir.

Güdülenme teorileri öğretmenlerin neyi nasıl öğreteceklerini etkiler. Okula gelen bir çocuğun fiziksel ve sosyal ihtiyaçları karşılanmadan, entellektüel ve estetik ihtiyaçlarına cevap verilemez. Eğer bir öğrenci okula aç, ilgi ve sevgi görmeden , dayak yemiş olarak geliyorsa bu öğrenciye akademik başarıya güdülemek neredeyse imkansızdır.

Başarı İhtiyacı ve Güdülenmesi Kuramı

Kişisel değişkenler güdülenmeyi etkileyen öğrencinin ?içindeki? faktörlerdir. Bu değişkenlerden -öğretmeni ilgilendiren- en önemlisi başarı ihtiyacıdır. Güdülenme kuramına ilişkin en önemli kavram David McClelland tarafından ileri sürülmüştür.?Başarı güdüsü? kavramı da bireyin içinde olan güçlere dayanmaktadır. McClelland işadamları, bilim adamları ve meslek sahipleri üzerinde yaptığı çalışmalar sonunda bu kişilerin başarı güdüsü konusunda normların ya da ortalamanın üzerinde olduklarını saptamıştır. Ona göre başarı ile güdülenen bir işadamı, sadece kar peşinde değildir. Büyük bir başarma isteğine sahiptir. Onun için, kar etmek kadar başarmak da önemlidir.

Başarı güdüsü yüksek olan öğrencilerin temel çalışmalar, yan çalışmalar ve ön çalışmalar gibi oldukça karmaşık ve uzun süreli zihinsel faaliyetler sürdürebildikleri, amaçlarına ulaşmak için planlı adımlar attıkları görülmüştür. Yüksek başarı güdüsü ile risk alma davranışı arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Başarmaya güdülenmiş kişilerin kendi yeteneklerini gerçekçi bir biçimde değerlendirdikleri ve orta zorlukta görevleri üstlendikleri, amaçlarına ulaşmak için hedef ve yöntem belirledikleri gözlenmiştir. Başarma güdüsü yüksek olmayan kişiler ise çok zor veya çok kolay görevleri daha sıklıkla aldıkları, gerçekçi kişisel değerlendirmeler yapamadıkları gözlenmiştir.

İki türlü başarı güdülemesi bulunmaktadır: (1) Otonom - kendi performansımızı daha önceki performansımızla karşılaştırma , (2) Sosyal - kendi performansımızı başkaları ile karşılaştırma. Otonom başarı güdüsü erken yaşta gelişir ve çocuğun okula başlamasına kadar çok belirgindir. İkinci sınıftan itibaren, okul sisteminin rekabetçi ortamı içinde sosyal başarı güdüsü ortaya çıkar.

Beklenti-Değer Etkileşimi Kuramı

Öğrencinin başarı güdülenmesi ile ilgilenen bilişsel kuramlar, davranışın olayların kendisi tarafından değil, kişinin o olayları algılayışı ve yorumlayışı ile şekillendiğini varsayar.

Atkinson?un beklenti ve değer etkileşimi kuramı öğrencinin başarı ile ilgili beklentilerine ve başarı ile ilgili değerlerine dikkat çekmektedir. Atkinson?a göre başarı davranışı bir göreve yaklaşma eğilimi ile görevden kaçma eğiliminin bir çatışmasıdır. Ona göre bu çatışan eğilimler kişinin değerlerindeki ve amaca ulaşma ihtimaline ilişkin beklentilerinden etkilenir. Atkinson bir göreve yaklaşma eğilimini etkileyen ve süreklilik gösteren bu özelliğe başarı güdüsü veya başarı ihtiyacı ismini vermiştir. Başarı ihtiyacı başarılardan gurur duyma ihtiyacı olarak tanımlanabilir. Çocuklarının başarıya yönelik gayretlerini destekleyen veya becerilerini göstermeleri için fırsatlar sağlayan anne-babaların çocuklarının başarı ihtiyacı yüksektir.

Başarısızlıktan kaçınma güdüsü de kişileri başarı gerektiren görevlerden uzaklaştıran ve süreklilik gösteren bir özelliktir. Başarısızlıktan kaçınma güdüsü başarısızlık karşısında utanç duyma kapasitesi olarak tanımlanabilir. Ayrıca öğrencilerin başarı gerektiren görevlere yaklaşma veya uzaklaşmasında durumsal değişkenler de etkili olabilir. Kişileri başarı gerektiren durumlara yaklaştıran iki değişken başarma beklentisi ve gurur duyma beklentisidir. Bir görevde başarılı olacağı beklentisi taşıyan bir kişi, bu göreve başarı şansından pek de emin olmayan kişilere göre daha güç yaklaşır. Başarıya yönelik gayretleri kısıtlayan durumsal değişkenler ise başarısızlık beklentisi ve utanma korkusudur. Utanç, rahatça başarılabilecek kolay bir görevde başarısız olunduğunda en yüksek seviyeye çıkar.

Kısaca, bir göreve ilgi duyma eğilimi sürekli bir kişisel özellik (başarma ihtiyacı) ve iki durumsal özellik (başarı ve gurur duyma beklentisi) belirler. Bir görevden kaçınma eğilimini ise yine sürekli bir kişisel özellik (başarısızlık korkusu ) ve iki durumsal özellik (başarısızlık ve utanma beklentisi) belirler. Bu iki güdülenme eğilimi - göreve yaklaşma ve görevden kaçınma - birbirine karşıt güçlerdir ve birbirleri ile çatışırlar. Eğer yaklaşma eğilimi daha güçlü ise kişi görevi yerine getirmeye istekli olur. eğer kaçınma eğilimi daha güçlü ise, kişi görevi almaktan kaçınır.

Sosyal Öğrenme Kuramı

Atkinson gibi Rotter de düşüncelerin başarı davranışını etkilediğine inanmaktadır. Ona göre bir davranışın sıklığını pekiştireçler değil, kişinin ödül almasına neyin neden olduğuna ilişkin inancıdır. Eğer kişi ödül almasına kendi yaptığı birşeyin neden olduğuna inanmıyorsa, gelecekte de davranışlarından sonra bir ödül almayı beklemez. Pek çok öğrenci için pekiştireç değeri olan ?not?ları örnek olarak ele alacak olursak, eğer bir öğrenci çok çalıştığında yüksek not, az çalıştığında düşük not alırsa, çalışmasının notlarını etkilediğine inanır.

Rotter, öğrencilerin yeni bir ders yılına veya yeni bir derse geçmişte başarı gerektiren durumlarla ilgili geçmişteki tecrübeleri sayesinde geliştirdikleri genelleştirilmiş bir inanç sistemi ile başladıklarını savunur. Örneğin geçmişte, ne kadar çalışırsa çalışsın, sürekli başarısız olma deneyimini yaşayan bir öğrenci, başarısının gayretle ilgili olduğuna inanmaz.

Başarı Yüklemesi

Yükleme kuramcıları Rotter?in sosyal öğrenme ve kontrol odağı kavramlarından yola çıkmıştır. Herhangi bir işte gösterilen performans başarı güdülemesinin gözlenebilen göstergesidir. Başarı güdüsü duygu ve düşüncelerin etkileşimi ile desteklenir. Bir görevde başarılı veya başarısız olduğumuzda, başarımızın veya yenilgimizin arkasında ne veya kim olduğunu düşünürüz ; sorumluluğun kimde olduğunu ararız veya performansımızın nedenlerini anlamaya çalışırız. Kısacası performansımızın sorumluluğunu neye ve kime yükleyeceğimizi araştırırız. Bu yüklemeler bizim daha sonraki davranışlarımızı etkiler. Yüklemeler aynı zamanda başarı veya yengiden sonraki duygularımızın da kaynağını oluşturur.

Weiner başarıyı doğuran davranışları başarıya ilişkin belirli nedensel yüklemelerden çok, bu yüklemelerin altında yatan boyutların belirlediğine inanır. Weiner?e göre bir nedenin dışsal veya içsel olmasından çok, kontrol edilebilir olup olmaması veya sürekli olup olmaması önemlidir.

Yüklemeler üç boyutta sınıflandırılabilir: (1) kontrolün kaynağı , (2) süreklilik, (3) kontrol edilebilirlik.

Kontrol kaynağı içsel veya dışsal olabilir. Eğer kişi ?Matematik?te iyi olduğum için sınavda başarılı oldum? diyorsa başarısını içsel bir özelliğe- yeteneğe - yüklüyor demektir. Eğer kişi sınavda kolay soru sorulduğunu ve o nedenle başarılı olduğunu düşünüyorsa , başarısını dışsal bir faktöre- öğretmene - yüklüyor demektir.

Sürekliliğin olması veya olmaması yüklemenin bir diğer özelliğidir. Bazı yüklemeler geçici durumlarla veya sadece belli bir görevle ilgilidir, diğerleri ise daha sürekli durumlarla veya bir seri görevle bağlantılıdır. Sınavda başarısız olma durumunu ele alalım . Geçici bir yüklüme gayretle bağlantılı olabilir (Yeterince gayret etmedim.) ; oysa süreklilik içeren bir yükleme öğretmenin algılanan ayırımcılığı ile ilgili olabilir . (Bu öğretmen daima kızlara düşük not verir.)

Yüklemeler kontrol edilebilirlik boyutunda da çeşitlilik gösterir. Örneğin kişi başarısızlığını sınavın zorluğuna bağlıyorsa (İyi yapamadım çünkü sorular çok zordu.) , kendi kontrolü dışında bir neden tanımlıyor demektir. Eğen sınavdaki başarısızlığını defterini kaybedip, iyi çalışmamasına bağlıyorsa, başarısızlığını kendisinin kontrol edebileceği bir nedene bağlıyor demektir.

Yüklemelerimizin yukarıdaki sınıflamalara göre şekli , daha sonraki görevlerde gösterdiğimiz performansımızı da etkiler. Eğer başarısızlığın kontrol edilebilir olduğuna inanıyorsak , yani başarısızlığı gayret azlığına bağlıyorsak , gelecek sefere daha iyi not almak için gayretimizi arttırırız. Öte yanda eğer başarısızlığın sebeplerini kontrol edemeyeceğimize inanıyorsak, bir sonraki görev için denemeye bile girişmeyebiliriz. Başarısızlık kendi başına zararlı değildir ; onu zararlı yapan başarısızlığın kontrolümüz dışındaki nedenlere bağlanmasıdır.

Başarı ile ilgili yüklemelerin içselleştirilmesi veya dışsallaştırılması, duyguların dışında performansın hızını görev seçimini ve göreve gösterilen sebatı da etkiler. Benlik kavramı da yükleme kalıpları ile bağlantılıdır. Başarıda içsel kontrol odağına (Başardım çünkü yetenekliyim veya yeterince çalıştım) , başarısızlıkta ise dışsal kontrol odağına (Beceremedim çünkü şansım yaver gitmedi) sahip olan bir öğrenci öğrenme ile ilgili çalışmalara veya sınavlara olumlu benlik kavramı ile yaklaşır.

Öğrenci olarak olumsuz benlik kavramının en aşırı örneği olan ?öğrenilmiş çaresizlik? de öğrencinin yükleme kalıpları ile bağlantılıdır. Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan bir öğrenci başarının gayrete bağlı olduğuna inanmaz. Kendini hiçbir şeyin başarıya götürmeyeceğine inanır. Bu öğrenciler başarısızlığı içsel nedenlere yüklerler (aptalım), bu da yoğun utanç ve güvensizlik ile sürekli başarısızlık yaratır. Başaramayacaklarına olan inançları nedeni ile çoğu kez gayret etmezler. Gayret etmezler ise , başarasısızlıkları yeterince çalışmamalarına bağlanır ki, bu da , aptal olarak görülmekten daha az utanç verir. Öğretmenlerin öğrenilmiş çaresizlik yaşayan öğrencilere özel ilgi göstermeleri gereklidir. Okuldan korkan veya sürekli başarısız olacağına inanan bir öğrencinin yükleme kalıpları değiştirilebilirse, öğrenme ile ilgili algıları ve davranışları da değişebilir ve öğrenme ile ilgili daha fazla sorumluluk alabilirler.

Öğretmenlerin başarı veya başarısızlıkla ilgili sürekli olarak dışsal nedenlere yükleme yapan öğrencilerle de ilgilenmeleri gereklidir. Bu tip öğrenciler de akademik başarı da kendi sorumlulukları olacağına inanmazlar ve bu nedenle akademik konularda başarı güdüleri çok düşüktür. Bu öğrencilerin de yükleme kalıpları değiştirilirse, başarı güdüleri de değişebilir (Gage and Berliner, 1991).

Yakınlık Kurma , Güç ve Onaylanma Güdüleri

Başarma güdüsü okuldaki veya toplumun diğer kesimlerindeki başarı da temel bir rol oynadığı için en önemli güdülerden biridir. Öte yanda, başarıyı etkileyen birkaç önemli güdü daha vardır. Yakınlık kurma ihtiyacı, güç ihtiyacı ve onaylanma ihtiyacı bu güdülerden bazılarıdır.

Yakınlık Kurma İhtiyacı
Yakınlık kurma güdüsü öğrencilerin diğer kişilerle ilişki kurma isteği veya ihtiyaç derecesini temsil eder ve akademik başarı üzerinde önemli etkileri olabilir. McKeachie?ye göre güçlü yakınlık kurma güdüsüne sahip öğrencilerin akademik başarıları, kişilerarası ilişkilerin daha yakın olduğu sınıflarda daha yüksektir. Öte yanda, yakınlık kurma güdüsü zayıf olan kişilerin akademik başarısı, kişiler arası ilişkilerdeki yakınlığın yüksek olduğu sınıflarda , kişiler arasını ilişkilerde yakınlığın düşük olduğu sınıflara nazaran daha düşüktür (Gage ve Berliner?den, 1991:346-349).

Bir sınıftaki kişiler arası ilişkilerdeki yakınlık, kişilere daha çok söz verilmesi, tartışmalara ve grup çalışmalarına ve grup kararlarına katılma imkanının çokluğu, sorulara cevap vermek için yüreklendirilme ve kişisel becerileri gösterme fırsatlarının verilmesi oranlarına bakılarak belirlenir. McKeachie?ye göre eğer öğretmen sıcak, arkadaşça ise, dersin konusundan çok sınıftaki öğrencilerle ilgili ise o sınıfta kişiler arası ilişkilerdeki yakınlık daha yüksektir.

Güç İhtiyacı
Güç güdüsü başkalarını etkileme ihtiyacı olarak tanımlanır. McKeachie ve Gilligan 1982 yılındaki araştırmalarında öğrencilerine fikirlerini serbestçe belirtme şansı veren öğretmenleri incelemişlerdir. Araştırmada yüksek güç güdüsüne sahip erkek öğrencilerin serbestçe fikir belirtebildikleri derslerden daha yüksek not aldıkları belirlenmiştir. Öte yanda, güç ihtiyacı düşük olan erkek öğrenciler , daha fazla yapılandırılmış ve öğretmen merkezli derslerde daha yüksek not almaktadırlar. Bu farklılık kız öğrencilerde bulunamamaıştır. Bunun nedeni erkek ve kız öğrenciler arasındaki ihtiyaç farklılıkları ile açıklanabilir.

Onay Alma İhtiyacı ve Diğer Kişisel Güdü Kalıpları
Tüm öğretmenler meslek yaşamları boyunca onay alma ihtiyacı yüksek olan öğrencilerle karşılaşmıştır. Her ne kadar hepimiz onaylanmaya ihtiyaç duysak da, çoğumuz buna aşırı bağımlı değilizdir. Crowne ve Marlow?a göre onaylanmaya bağımlı öğrenciler kurallara uyan ve otoriteye boyun eğen kişilerdir; sosyal olarak red edilmeye yol açabilecek veya kendilerine saygılarını tehlikeye düşürebilecek risklere girmekten kaçınırlar. Bu öğrenciler daha kolay ikna edilebilirler ve risk alma durumlarında daha ulaşılabilir amaçlar belirlerler; sıkıcı görevlere karşı daha isteklidirler; kendilerini değerlendirmede daha az gerçekçidirler ve olumsuz değerlendirmelere karşı daha ürkektirler. Her ne kadar onay alma ihtiyacı yüksek olan öğrencilerin yakınlık ihtiyacı da yüksekse de , genellikle diğer öğrenciler tarafından pek sevilmezler. Genelde diğer çocuklar tarafından ?öğretmenin kuzusu? diye çağrılan öğrenciler yukarıda belirtilen eğilimleri gösterebilirler. Aynı şekilde uyma, bağımlı olma, saldırganlık, sevilme gibi ihtiyaçları yüksek olan öğrenciler öğretmenler için zorluk yaratır (Gage ve Berliner, 1991:346-349).

İçsel ve Dışsal Güdülenme
Bazı durumlarda davranışlarımız dışsal değişkenlerden etkilenmiyormuş gibi görünür. Sanki kişi, görünüşte dıştan gelen bir pekiştireç olmaksızın, bilinmeyen bir itki ile enerji ve yön kazanır. Dıştan verilen gözlenebilir bir pekiştireçe bağlı olmayan güdülenmeye içsel güdülenme denir. Pek çok eğitimci içten güdülenmeye bağlı davranışların, dıştan güdülenmeye bağlı davranışlardan daha değerli olduğuna inanır. Bu eğitimciler ödüllerin öğrencileri sadece bu tip dışsal pekiştireçler için çalışmaya yönlendirdiğini savunurlar . Oysa bazı eğitimciler insanların geçmişteki bazı davranışlarının sonunda ödül olma tecrübesi yaşadıkları( örneğin kitap okuduklarında anne-babanın daha sevecen davranması) veya kendilerine model seçtikleri kişilerin bazı davranışları sonucu aldıkları ödülleri ( örneğin hayran olduğu piyanistin bir konser sonrası bol alkış aldığını seyretme veya çok yüksek ücret aldığını duyma) gözledikleri için güdülenirler; yani, görünüşte ödül var olmasa da , kişinin kafasının içinde ödül beklentisi bulunmaktadır. Bu eğitimcilere göre hiç kimse pekiştireç olmadan kitap okumaz veya piyano çalmaz. Kendiliğinden kitap okuyan veya piyano çalan bir kişi de gerçekte daha önceki dışsal pekiştireçlerle geliştirdiği kişisel pekiştireçlerini kullanmaktadır.

İçsel veya dışsal , güdülenme kendilik algılarımızı ve yükleme kalıplarımızı etkiler. Kendimizi, kendi davranışlarımızın bir nedeni olarak gördüğümüzde, yani kendi davranışlarımızı kendimizin kontrol ettiğine inandığımızda içsel olarak güdülendiğimizi düşünürüz. Eğer davranışlarımızın dışsal faktörlerle belirlendiğine inanırsak, dışsal olarak güdülendiğimizi düşünürüz.

Sınıf Ortamı ve Güdülenme
Araştırmacılar uzun süredir sınıf ortamının öğrenci güdülenmesi ve öğrenme üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Bu araştırmaların sonuçları genelde karşılıklı saygı, yüksek akademik standartlar ile ilgili ve sıcak öğretmen yaklaşımlarının bulunduğu sınıf ortamlarının öğrenci güdülenmesini arttırdığını göstermektedir

Öğretmenliğe yeni başlayan kişilerce öğrencilerin yüksek başarı güdüsüne sahip olduğu ve sınıftaki akademik çalışmalara ilgi gösterdiği olumlu öğrenme ortamı yaratma işi oldukça zor ve karmaşık bir süreç olarak algılanır. Gerçekte tecrübeli öğretmenlerin de üretken ve olumlu öğrenme atmosferi yaratma konusunda bir ?yapılması gerekenler listesi? veya mucizevi önerileri yoktur.

Daha önce de değinildiği gibi öğrenci davranışlarının en önemli belirleyicileri kişisel ihtiyaçlar, kişisel yüklemeler ve ilgilerdir. Öğrenci güdülenmesini etkileyen ilk çocukluktaki deneyimler üzerinde öğretmenin yapabileceği bir şey yoktur. Öte yanda, güdülenmeyi arttırmak için öğretmenini kontrol edebileceği ve değiştirebileceği bazı faktörler bulunmaktadır. Arends?e göre (1988:168-181) bu faktörler şunlardır:

1. Endişe Düzeyi: Güdülenmenin bir yönü öğrencilerin bir öğrenme amacına ulaşmak için duydukları endişe düzeyidir. Verilen ödev veya sınavla ilgili öğrencilerdeki endişe düzeyi çok yüksek veya çok düşükse güdülenme düşer. Bir miktar endişe öğrenciyi başarılı olmak için gayrat etmeye yönlendirir.

2. Duygusal Ton : Bir öğrenme ortamının zevkli olup olmaması ,öğretmenin yönerge veriş şekli veya tepkileri ile öğrencilerde yarattığı duygular öğrenme için gösterilen gayreti etkiler. Aşağıdaki cümleler olumlu, olumsuz ve ne müsbet ne de menfi duygular yaratan öğretmen yönergelerine örnektir:
- Olumlu - ?Sen daima çok ilginç kompozisyonlar yazarsın. Bugün yazacağın kompozisyonu da okumak için sabırsızlanıyorum.?
- Olumsuz- ? Bu kompozisyon bitmeden sınıftan çıkamazsınız.?
- Yansız - ?Kompozisyonunuzu bu ders bitiremezseniz, diğer derste de devam edebilirsiniz.?

Öğretmenlerin mutlaka dikkat etmeleri gereken bir nokta bir görevin gerçekleşebilmesi için zaman zaman öğrencilerde olumsuz duygular yaratabilecek yaklaşımlarda bulunmak zorunda kalsalar bile, ilk fırsatta olumlu duygular yaratacak bildirimde bulunmalarıdır.
-?Sizi çok zorladım ama sonuçta çok iyi bir iş çıkardınız.?
- ?Sizden çok fazla çalışma istediğim için bana kızgınsınız ama başardıklarınızla gurur duyacaksınız.?

3. Başarı: Daha önce de gördüğümüz gibi öğrencinin başarısını etkileyen faktörlerden biri , başarıyı sınavın zorluk veya kolaylığına ya da gayret miktarına bağlamaktır. Etkili öğretmenler öğrenilecek materyali veya ödevlerin zorluğunu öğrencilerinin seviyesine göre ayarlayabilirler. Örneğin zeki öğrencilere daha zor ve karmaşık ödevler verirken, bazı ödev veya görevleri zor bulan öğrencilere yardım ya da destek verirler.

4. İlgi: Öğrencilerin bir öğrenme işine duydukları ilgi başarma güdülenmesi ile bağlantılıdır. bu nedenle öğrenme konuları ve faliyetleri mümkün olduğunca canlı ve ilginç bir şekilde sunulmalı ve öğrencinin yaşamı ile bağlantı kurulmalıdır.

5. Sonuçların Bilinmesi: Bir performansla ilgili geri bildirim almak öğrenmeyi güdüleyen faktörlerden biridir. Öğrenciye iyi yaptığı konular ile geliştirmesi gereken konular hakkında bilgi verilmelidir. Geri bildirimin sadece sayısal olarak notlarla değil, mümkün olduğunca öğrencinin anlayabileceği şekilde sözel veya yazılı olarak da verilmesi güdülenmeyi arttırır. Geri bildirim bir görev tamamlandıktan sonra mümkün olduğunca en kısa zamanda ve ayrıntılı olarak verilmelidir.

6. Sınıfın Amaç ve Ödül Sistemi: Sınıftaki aşırı rekabetçi amaç ve ödül sistemi öğrenciler arasında karşılaştırma yapılmasına ve kazan-kaybet durumlarının doğmasına yol açar. Böylece başarının kaynağı olarak yetenek, gayret etmekten daha fazla önem kazanır. Öğrenciler arası işbirliğinin yaratılması faaliyetlerin paylaşılmasını ve gayretlerinin artmasını sağlar.

7. Öğrencilerin Etkili Olma ve Bağlılık Güdülerini Dikkate Almak: Öğrenciler eğer öğrenme işinde bir etkileri olduğuna inanırlarsa etkili olma veya güç ihtiyaçlarını tatmin etmiş olurlar.Örneğin; *Öğrencilerinezle haftalık ders planlarını birlikte oluşturun. tahtaya önce öğrencilerin geçen haftaki derslerle ilgili olumlu veya olumsuz değerlendirmelerini yazın.Daha sonra öğrencilerin bu hafta dersin işlenişine yönelik önerilerini listeleyin ve hep birlikte içlerinden uygulanabilir olanlarını belirleyin. Derslerde kararlaştırılan önerileri uygulamaya dikkat edin. Böylece öğrencileriniz dersle ilgili olarak etkili olduklarını hissedeceklerdir.

Gage ve Berliner ise 1991 yılında yayımladıkları ?Eğitim Psikoloji? isimli kitaplarının ?Güdülenme? bölümünde sınıf ortamında güdülenmenin arttırılması için öğretmenlere aşağıda özetle yer alan önerilerde bulunmaktadırlar:

1. Derse öğrencilerinize güdülenmeleri için bir neden vererek başlayın:
Derse öğrencilerinize ilginç bulacakları veya sevecekleri bir konuyu işleyeceğinizi bildirerek başlayın. İşlenecek konuda öğrenecekleri bilgi veya becerilerin hayatta işlerine nasıl yarayacağını, onları daha sonraki konulara nasıl hazırlayacağını, konunun neden önemli veya ilginç olduğunu açıklayın.

2. Öğrencilerden neleri başarmalarını istediğinizi kesin ve açık bir şekilde belirtin:
Öğrenci davranışını başlatma ve yönlendirme, onlardan neler beklendiğinin açık bir dille açıklanması ile sağlanır. Pek çok öğretmen yapılması gerekenlerle ilgili rahat anlaşılır ve kesin yönergeler vermezler. Çoğu kez bir konuya , konunun amaçlarını belirtmeden , o konunun başarı ile tamamlanabilmesi için öğrencilerin neler yapması gerektiğini açıklamadan başlanır. Ne kadar güdülenmiş olurlarsa olsunlar, öğrenciler kendilerinden beklenileni bilmezlerse, çalışmaya başlamakta isteksiz olurlar, kendilerini huzursuz hissedip, yanlışlıklar yaparlar.

3. Öğrencilerinize kısa-vadeli amaçlar belirlemeleri için yardımcı olun:
Kısa vadeli amaç belirleme öğrenmeyi ve güdülenmeyi geliştirmektedir. Öğrencinin bu kısa vadeleri amaçları başarması daha kolay olur. Başarma duygusu, amaçları başarı ile tamamlama eskiden çok zor ve sıkıcı gelen çalışmaları ilginç hale getirmektedir.

4. Sözlü veya yazılı övgü kullanın:
Çoğu kez öğretmenin övgüsü , elle tutulan şeker, oyuncak, hatta karne gibi pekiştireçlerden daha etkili olabilmektedir. Uygun bir davranış veya başarılı bir performans sonunda söylenen,?Harika?, ?Güzel?, ?Aferin?, ?Bravo? gibi sözler etkili birer güdüleme aracı olmaktadır.

Çeşitli araştırmalar öğretmenin bir sınav kağıdı üzerine yazdığı övgülerin veya olumlu mesaj içeren yorumların bir sonraki sınavın başarısını olumlu olarak etkilediğini göstermiştir. Öğretme sınav kağıtları veya ödevler üzerinde öğrenciye mesajlar ilettiğinde öğrencilerin gayretlerinde, derse karşı dikkatlerinde ve tutumlarında ölçülebilir bir olumlu değişiklik meydana geldiği bulunmuştur.

5. Sınavları ve notları akıllıca kullanın:
Sınavlar ve notlarla ilgili pek çok eleştirili bulunmakla birlikte, öğrenci güdülenmesi üzerindeki etkileri açıktır. Sınav sonuçları ve karne notları-onay, sınıf geçme,mezun olma, daha yüksek bir eğitime kabul edilme ve nihayetinde daha iyi iş bulma, daha çok para veya prestij kazanma gibi- çeşitli sosyal ödüllere yol açtığı için oldukça güçlü güdüleyicilerdir. Öğrenciler yüksek notların yararını çok çabuk öğrendikleri için, notlar davranışı değiştiren veya arttıran pekiştireç dolayısı ile güdüleyici vazifesini görürler.

Öte yanda notlarla ilgili eleştirilerin başında öğrenme için güdülenmenin
notların olmadığı durumlarda devam etmeyeceği endişesi gelir. Bu nedenle öğretmenler bir pekiştireç olarak notları denge içinde kullanmalıdırlar. Notların öğrenci güdülenmesini azaltan bir etkisi de bulunabilir. Öğrencilere sınavların ve notların amaçları, sınavların neden ve nasıl hazırlandığı hakkında bilgi verilmesi, sınavların cezalandırma amacını gütmediğinin, sadece gelişmenin değerlendirilmesi için kullanıldığının ; öğrencileri karşılaştırmak amacı gütmeyip, gayretin ölçülmesi amacını güttüğünün ve öğrencilerin ne kadar yeteneksiz olduklarını belirlemede kullanılmadı- ğının öğrencilere açıklanması gereklidir.

6. Öğrencilerde merak, şüphe, keşif , araştırma, kontrol etme ve fantezi kurma isteğini arttırın:
Yeni, sürpriz içeren, karmaşık, belirsiz uyaranlar bilişsel uyarılmaya yol açar. Bu davranış bilgi edinme ve çevreyi anlama isteğini arttırır. Merakımız arttığında yeni uyaranları anlamak için yollar bulmaya güdülenmiş oluruz. Öğretmenler derslerinde öğrencilerin bu duygularını arttıracak yöntemler kullanırsa, öğrencilerin ilgilerini derse daha fazla çekebilirler. Ayrıca öğrenme fantezi içerdiğinde, içsel güdülenme uyarılmış olur.

7. Zaman zaman beklenmedik davranışlarda bulunun:
Zaman zaman daha önce pek yapmadığınız şeyleri yapmanız öğrencilerin merakını arttırır. Örneğin öğrenciler öğrenme ile ilgili problemlerinden bahsediyorsa, siz de kendi öğrenme ve öğretme problemlerinizden bahsedin. Bırakın arada sınav sorularını öğrenciler hazırlasın veya onlar size sınav versin.

8. Öğrencilerin iştahını kabartın:
Öğrencilere daha öğrenmeye başlamadan küçük bir ödül verin. İlk konuyu herkesin anlayabileceği kadar basit işleyin veya ilk sınavı çok kolay sorulardan oluşturun. Bırakın daha başlarken başarıyı tatsınlar. Veya bir öğrenciye bir görev verirken, öğrenciye ?Bu işi çok iyi başaracağına eminim? şeklinde yaklaşın. Zaman zaman öğrenciler arasınra tatlı rekabete yol açacak oyunlar oynatın. Öğrenciler derste çeşitli becerileri- resim, müzik, drama gibi- kullanabilecekleri uygulamalara yer verin.

9. Öğrencilerinizin tanıdığı veya bildiği örnekler verin:
Örneğin matematik problemlerinde öğrencilerinizin isimlerini kullanın. Kitaplardan örnek veriyorsanız, öğrencilerinizin okumuş oldukları kitaplardan seçin. Fen Bilgisi derslerinde öğrencilerin hergün karşılaştığı olayları- tencereden çıkan buhar, penceredeki buğu, bisikletin hızı gibi- ele alın. Örnekler ve öğrenilenler öğrenciler için ne kadar tanıdık ve anlamlı ise, konuyu anlamaları, bağlantılar kurmaları, öğrenmede transfer yapmaları ve hatırlamaları o kadar kolaylaşır.

10. Kavramları veya prensipleri uygularken beklenmedik durumlara uygulayın:
Örneğin ?arz-talep? kanununu rock konserlerinin bilet fiyatları ile açıklayın. Fizik dersindeki ?hız? konusunda rock konserlerindeki müziğin sesinin ulaşım uzaklığı ve hızını örnek olarak verin.Sürat otomobili yarışları hız problemlerinde öğrencinin ilgisini çekebilir. Uygulamalarda da ilginç ve öğrencinin bildiği durumları kullanmak ilgiyi sürdürüp, öğrencilerin transfer yapmalarını kolaylaştırır.

11. Örneklerde ve uygulamalarda öğrencilerin daha önce öğrendiği bilgileri kullanın:
Öğrencinin daha önce öğrendiği bilgileri kullanarak önceki öğrenmeyi veya daha önce öğrenilen tepkileri pekiştirebilirsiniz. Ayrıca şu anda öğrendiklerini daha sonra kullanabileceklerini de anlamış olurlar. Mümkün olduğunca daha önce öğrenmiş oldukları kavramlar, teoriler ve prensiplerin şu andaki öğrenmelerini nasıl kolaylaştırdığını onlara gösterin.

12. Derslerinizde oyunlar, deneyler ve gösterim araçları kullanın:
Oyunlar her yaştaki öğrencinin ilgisini çeker, dikkatin derse verilmesini sağlar. En iyi öğrenme gözle görülen, elle dokunulan araçlarla sağlanır. Oyunlar ve diğer araçlar öğrenmeyi eğlenceli kılar. Öte yanda çok uzun süren veya amacı belirsiz oyunlar öğrenciyi öğrenilen konudan uzaklaştırabilir,

13. Birbiri ile çatışan güdüleyicileri en aza indirin:
Sınıf ortamında öğrenciler için dersin konusu ile ilgili öğrenme başarısı kadar, arkadaşlarının onayını alma, birbirlerinin ilgisini çekme, birbirlerini eğlendirme-şamata-ve böylece arkadaş sevgisi kazanma da önemli güdüleyicilerdir. Bu güdüler öğrencinin ilgisini öğrenilen konudan uzaklaştırabilir.

14. Öğrencinin derse katılımını olumsuz olarak etkileyecek durumlardan kaçının:
Öğrencinin derse katılımına olumlu pekiştireçler vererek, derse katılımını etkileyecek olumsuz durumları en aza indirmeye çalışın. Aşağıda bu olumsuz durumlara örnekler yer almaktadır:
* Kendine saygıyı yitirme (bir problemi çözememekten veya bir fikri anlayamamaktan dolayı)
* Fiziksel rahatsızlıklar (sandalyede çok uzun süre oturma, sınıfın fazla sıcak
veya soğuk olması, tahtaya çok uzak oturma vs.)
* Pekiştireç alamamanın yarattığı engellenme duygusu
* Çok ilginç bir çalışmanın yarattığı yarıda kesilmesi
* Sınavlarda öğretilmeyen konuların yer alması
* Anlama veya yetenek düzeyinin çok üzerinde olan konuları öğrenmeye çalışma
* İhtiyaç duyulduğunda öğretmenin yardımcı olmaması
* Sınavdaki soruların çok detay veya anlaşılmaz olması
* Öğretmenin öğrenciye dersteki başarma durumuna ilişkin geri bildirim vermemesi, karneye gelecek notları bildirdiğinde iş işten geçmiş olması
* Öğrencinin yetenek bakımından kendinden çok üstün veya çok düşük öğrencilerle birlikte bulunması
* Derslerin kendi öğrenme hızından çok hızlı işlenmesi veya çok yavaş işlenmesi
*Dersin sıkıcı işlenmesi (öğretmenin çok kuru ders anlatması gibi)
*Öğretmenin işini veya dersini sevmemesi

15. Okulun öğrenme atmosferini tanıyın:
Okul küçük bir toplumdur ve öğrencilerin güdülenmelerini etkileyen bir sosyal ortam yaratır. Okuldaki öğrenme atmosferi öğrencinin güdülenmesini etkileyeceğinden öğretmenin bu ortamı iyi tanıması gerekir.

Evde anne-babalar çocuklarına ?Başarılı olmazsan sevgi de göremezsin? mesajını iletmektedirler. Oysa öğrenciler için okul ortamında arkadaşlık ilişkileri, spor, müzik, eğlence ve çeşitli kol faaliyetlerine katılmak da bir ihtiyaçtır. Okuldaki sosyal faaliyetlere katılma oranı öğrencinin okulla özdeşleşme ve böylece akademik faaliyetlere de katılma oranını da arttırır. Eğitimcilerin belki de en önemli görevi öğrencilerin kendilerini okula yakın ve okula ait hissetmelerini sağlamaktır. Böylece öğrencilerin derse katılımı ve öğrenme ile ilgili güdülenmeleri de arttırılabilir.

NEVİN DÖLEK

150
FAYDALI BİLGİLER / SINAV KAYGISINI YENME YOLLARI
« : Aralık 18, 2008, 02:19:17 ÖÖ »
Çocuğunuz eskisine göre daha agresif tavırlar mı sergiliyor ? Ya da sizlerle daha az iletişim kurmayı mı tercih ediyor ? Şayet sınav yaklaştıkça, "Çocuğumu anlamakta zorlanıyorum! " diyen ebeveynlerdenseniz, artık "sınav kaygısıyla" tanışma vaktiniz geldi demektir.

ÖSS ve OKS'ye sayılı günler kala, çocuğunuzun davranışlarında sizi şaşırtan değişiklikler yaşanıyor mu?

Genel bir tanımla sınav kaygısı, değerlendirme ortamında bir bireyin, sınav sonrası yaşanabilecek akademik başarısızlığı kendi kişiliğine mal etmesi olarak özetlenebilir.

- "Ya başaramazsam" korkusu yoğunlaştıkça, öğrencinin sınav esnasında kontrolü yavaşlar ve öğrendiklerini de sınav kağıdına aktaramayacak duruma gelebilir.
- Öğrencinin olası sınav başarısızlığını kişiliğe bir tehdit olarak algılamasının altında yatan nedenleri özetleyecek olursak; çevrenin ve aile beklentilerini ilk sıraya koyabiliriz.
"Sınavı kazanamazsam arkadaşlarım, öğretmenlerim hakkımda ne düşünür ? Oysa benim okul notlarım çok yüksek, kesin kazanmam lazım yoksa rezil olurum! "
"Annem babam bana o kadar emek verdi. Beni dershaneye gönderdi. Onların emeğini boşa çıkarırsam yüzlerine nasıl bakarım ?!"
- Sınav kaygısının duygusal etkileri; sinirlilik, gerilim, üzüntü, yorgunluk, ilgisizlik, sınavlarla ilgili düşük not aldığında utanç, suçluluk, değişen ruh hali, yalnızlık.
- Kaygının davranışsal etkileri; uykuya dalma güçlüğü veya çok erken uyanma, aşırı yeme, duygusal gerginlik, titreme, iştah kaybı, öfkeli ve saldırganlık tutumlar geliştirme.
- Kaygının zihinsel etkileri; konsantrasyon zorluğu, her hangi bir konuda karar verme güçlüğü, unutkanlığın artması, eleştiriye karşı tahammülsüzlük, acımasızca yapılan öz eleştiri.
- Kaygının fizyolojik belirtileri; kalp çarpıntısı, hızlı nefes alıp-verme, nefes darlığı, terleme veya titreme, mide şikayetleri, karın ağrısı, bağırsak hareketlerinde değişme, baş ağrısı, baş dönmesi, kabus görme, aşırı uyku veya uykusuzluk, yemek alışkanlıklarında değişme.
Bu durumların ciddi sorunlara yol açmaması için kaygıyla başa çıkmanın yollarını bilmemiz gerekir. Çok detaylı bir konu olduğu için konuyu sadeleştirerek, negatif tutumlar içinde ele alalım.
- Ya hep, ya hiç: Kişinin belirlemiş olduğu hedef dışında başka bir seçeneği kabul etmemesi.
- Aşırı genelleme: Sınav esnasında arka arkaya birkaç sorudan emin olmayan öğrenci, sınav esnasında güvenini kaybeder.
- Zihinsel çarpıtma: Sınav kaygısı yaşayan öğrencinin, her şeyin en kötüsünün kendi başına geldiği inancına varır.
- Olumluyu geçersiz kılmak: "Evet sınav iyi geçti fakat sorular çok kolaydı, diğer zamanlarda sorular zor olacaktır."
- Hemen bir sonuca varmak: "Ben bu soruları yapamayacağım. Bu gidişle sınavı kazanmamda hayalden başka birşey değil."
- Aşırı büyütme ya da aşırı küçültme: Kişinin kendi başarısızlıklarını çok abartması, diğer insanların başarısızlıklarını görmezden gelmesi.
- Duygusal mantık yürütme: Yaşanan duygulardan hareketle bir sonuca varma.
- Meli -malı cümleleri: Kişi kendini zorunluluk cümleleriyle sınırlandırır.
- Etiketleme ve yanlış etiketleme: Kişi yaşadığı problemi çözmek yerine kişiliğine dönük saldırıya geçer.
- Kişiselleştirme: Herhangi bir olayla ilgimiz ve sorumluluğumuz olmadığı halde bu olayın nedenini kendimiz gibi görmek.
- Kişinin kendisiyle ilgili endişeleri: Sınavı bilgi birikimini ölçen bir test olarak değerlendirmek yerine kişiyi ölçen bir test olarak algılamak.
Genel hatlarıyla sınav kaygısına yol açan durumlar, bu şekilde özetlenebilir. Sınav kaygısı yaşayan gencin öncelikle kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: "Beni esas kaygılandıran nedenler neler ?" vereceğimiz yanıtlar, aslında yaşadığımız duyguların nedenlerini anlamakta sizler için önemli ipuçları olacaktır.

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 »